Doktorsitesi.com

İLİŞKİLERİMİZDE ZAMANLA NEDEN SIKILIYORUZ?

Klinik Psikolog Barış Yılmaz
Klinik Psikolog Barış Yılmaz
7 Şubat 2020194 görüntülenme
Randevu Al
  • İlişkilerde dile getirilen can sıkıntısı, genellikle bireylerin duygusal ihtiyaçlarını doğru ifade edememelerinden kaynaklanan bir iletişim eksikliği ve kaçış yolu olarak ortaya çıkmaktadır.
  • Modern dünyada arzuların hızla tüketilip sürekli daha fazlasının istenmesi, bireyleri kalıcı bir tatminsizliğe ve derin bir doyumsuzluk hissine sürüklemektedir.
  • Ebeveynlerin çocuklarıyla geçirdikleri nitelikli zaman eksikliğini maddi unsurlarla telafi etmeye çalışması, çocuklarda duygusal boşluğa ve karşılıklı bir değersizleştirme döngüsüne neden olmaktadır.
İLİŞKİLERİMİZDE ZAMANLA NEDEN SIKILIYORUZ?
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Modern Toplumun Ortak Sorunu: “Canım Sıkılıyor”

Hayatın akışında durup düşünmek, hedeflerimize nasıl ulaştığımızı veya hangi fırsatları kaçırdığımızı değerlendirmek büyük önem taşır. Tırnaklarımızla kazıyarak geldiğimiz bu yolda, bazen hedeflerimize ulaştık bazen de bu hedeflerin bir buz parçası gibi elimizden kayıp gidişini izledik. Bugün ise toplumumuzun en büyük sorunlarından biri haline gelen “canım sıkılıyor” sözcüğünü, hem ilişkiler hem de bireysel yaşam perspektifinden derinlemesine incelemek gerekmektedir.

İlişkilerde Can Sıkıntısı: Bir Bahane mi, İletişimsizlik mi?

İlişkiler her zaman aynı tempoda ilerlemeyebilir; bazen bıkkınlık hissiyle mola verme ihtiyacı doğabilir. Ancak bu durumun gerçek nedeni genellikle sanıldığı gibi sadece yorgunluk değildir. İlişkisini sonlandırmak isteyen bireyler, genellikle en basit ve gerçeklikten uzak bir yol olarak can sıkıntısını öne sürerler.

İnsanlar, ilişkilerinde aslında ne istediklerini bilmedikleri için değil, isteklerini nasıl ifade edeceklerini bilmedikleri için “canım sıkılıyor” ifadesine sığınmaktadır. Bu noktada temel sorun, duygusal ihtiyaçların doğru şekilde yönetilememesidir.

Arzu ve İsteklerin Kontrolsüz Tüketimi

Modern dünyada arzu ve isteklerin kontrolsüzce harcanması, bireyleri doyumsuzluğa sürüklemektedir. Örneğin, Afrika’daki bir Himba kadınının şehir hayatına dair bir can sıkıntısı yaşadığına dair haberlere rastlamayız. Bu durum, isteklerin ışık hızında karşılandığı bir çağda yaşamamızla doğrudan ilişkilidir.

Günümüzde temel sorun, arzuların yeterince doyurulamaması değil, “daha çok” doyurulmak istenmesidir. Heyecan, merak ve tutkuyla beklenen hazların yerini, hızla tüketilen ve neticesinde sıkıntı doğuran geçici tatminler almıştır. Bu durumun yetişkinler üzerindeki olumsuz etkileri kadar, çocuklar üzerindeki yansımaları da kritiktir.

Çocuklarda Can Sıkıntısı ve Ebeveyn Tutumları

Çocukların can sıkıntısı şikayetlerini sadece onların tutumlarına bağlamak doğru bir yaklaşım değildir. Kadınların eğitim düzeyinin artması ve iş hayatına daha yoğun katılımı, çocuklara ayrılan öz bakım ve nitelikli zamanın azalmasına neden olabilmektedir. Yapılan gözlemler ve sosyal ağlardaki anketler, bu durumu destekler niteliktedir.

Ebeveynlerin iş temposu ve geçim sıkıntısı nedeniyle eve geç gelmesi, çocuklarla kurulan bağı zayıflatabilmektedir. Bu süreçte yaşanan eksiklikler genellikle şu şekilde telafi edilmeye çalışılır:

  • Maddi Telafi: Kaliteli ebeveynlik adı altında, sadece günü kurtarmak için alınan basit oyuncaklar veya çikolatalar.
  • Onay Beklentisi: Sene sonunda yapılan tatillerin ardından çocuktan sadece “Tatil nasıldı?” sorusuna olumlu yanıt beklenmesi.
  • Duygusal İhmal: Çocuğun öz bakımını kendi üstlenmek zorunda kalması ve yatağına tek başına girmesi.
DurumEbeveynin YaklaşımıÇocuğun Tepkisi
Zaman EksikliğiMaddi hediyelerle geçiştirmeÖfke dolu bakışlar
Duygusal BoşlukTatil ve eğlence odaklı onay arayışı"Çok sıkıldım" ifadesi
İletişim KopukluğuHataları örtbas etmeDeğersizleştirme

Değersizleştirme Döngüsünden Kurtulmak

Yaşanılan sayısız haz ve tutku, sadece doyumsuzluğu tetiklemekle kalmaz; aynı zamanda bir değersizleştirme mekanizmasına dönüşür. İnsanlar kendilerini değersiz hissettiklerinde, çevrelerindeki en yakın kişileri bile değersizleştirme eğilimi gösterirler. Bir çocuğun ebeveynine verdiği “çok sıkıldım” yanıtı, aslında ebeveynin tüm çabasını koca bir sıfıra indirgeyen bir tepkidir.

Sonuç olarak, “çok sıkıldım” dememek ve bu döngüye girmemek için ne kendimizi ne de başkalarını değersizleştirmemeliyiz. Hayatımızda değersizleştirmemiz gereken tek şey, acılarımızdan kurtulmak için attığımız ağız dolusu kahkahalarımız olmalıdır.

Etiketler

Çift terapisiİlişki terapisiİlişki sorunu

Yazar Hakkında

Klinik Psikolog Barış Yılmaz

Klinik Psikolog Barış Yılmaz

Uzm. Kl. Psk. Barış Yılmaz, İstanbul Haliç Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden lisans derecesiyle mezun olmuş, ardından Esenyurt Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansını tamamlamıştır. Akademik eğitiminin yanı sıra, Bilişsel Davranışçı Terapi, Şema Terapisi, Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi ve Duygu Odaklı Terapi alanlarında uzmanlık eğitimleri almıştır.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.