Hayatında Her Şey Yolundayken Gelen Anlamsızlık Hissi Nereden Çıkar?

Anlamsızlık Hissi Bir Sorun mudur?
Anlamsızlık hissi her zaman bir psikopatoloji göstergesi olarak değerlendirilmez. Çoğu zaman kişinin yaşamıyla kurduğu ilişkinin yeniden düzenlenmesi gerektiğine dair bir işaret niteliği taşır. Hayat belirli bir düzene oturduğunda, otomatikleştiğinde ya da uzun süredir aynı kalıplar içinde sürdüğünde, içsel tatmin azalabilir.
Burada mesele, dış koşulların “iyi” olmasıyla içsel deneyimin uyumlu olmamasıdır.
İşlevsellik ile Tatmin Arasındaki Fark
Klinik gözlemler, işlevselliğin her zaman psikolojik doyum anlamına gelmediğini gösterir. Kişi çalışıyor, sorumluluklarını yerine getiriyor ve sosyal ilişkilerini sürdürüyor olabilir. Ancak bu işlevsellik, kişinin kendi değerleriyle ve ihtiyaçlarıyla temas hâlinde olduğu anlamına gelmez.
Bu noktada anlamsızlık hissi, çoğu zaman şu sorularla birlikte gelir:
“Bunun için mi çabalıyorum?”
“Bir şeyler eksik ama ne?”
“Hayatım neden bana ait gibi hissettirmiyor?”
Bu sorular bir kriz anlamı değil, bir farkındalık sürecinin başlangıcı olabilir.
Duygusal Bastırma ve Otomatik Yaşam
Anlamsızlık hissinin bir diğer kaynağı da uzun süreli duygusal bastırmadır. Kişi zorlayıcı duygularla temas etmemek için “idare etmeyi” öğrenmiş olabilir. Zamanla duyguların tamamı, sadece zor olanlar değil, keyif verenler de körelmeye başlar.
Bu durumda hayat akmaya devam eder, ancak içsel canlılık azalır. Kişi kendini kopuk, boş ya da yönsüz hissedebilir.
Klinik Açıdan Bu Hissin Önemi
Terapi sürecinde anlamsızlık hissi, genellikle bir durma ve yeniden bakma ihtiyacına işaret eder. Bu his bastırılacak ya da hızlıca ortadan kaldırılacak bir durum olarak değil; anlamlandırılması gereken bir içsel çağrı olarak ele alınır.
Terapötik süreçte amaç, kişiye hazır anlamlar sunmak değil; kendi anlamını nasıl inşa ettiğini ve nerede kaybettiğini birlikte keşfetmektir.
Hayatında her şey yolundayken ortaya çıkan anlamsızlık hissi, nankörlük ya da doyumsuzluk değildir. Çoğu zaman kişinin kendisiyle, değerleriyle ve duygularıyla olan bağının zayıfladığını gösteren bir işarettir. Bu his, doğru şekilde ele alındığında, daha derin bir temasın ve dönüşümün kapısını aralayabilir.

