Doktorsitesi.com

HAYATIN ANLAMI ÖLÜM VE YAŞAM ÜZERİNE

Psk. Beria Bilge Şener
Psk. Beria Bilge Şener
30 Mayıs 2018192 görüntülenme
Randevu Al
HAYATIN ANLAMI  ÖLÜM VE YAŞAM ÜZERİNE
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Ölüm Korkusu ve İnsan Psikolojisi Üzerine Bir Bakış

Ölüm, çocukluktan itibaren anlamlandırmaya çalıştığımız, çevremizdeki insanların acılarına tanıklık ederek kavradığımız kaçınılmaz bir gerçektir. Dokuz yaşındaki bir çocuğun “Ölüm çok kötü, onu hiç sevmiyorum” ifadesi, aslında hepimizin içindeki o temel korkuyu özetler. Ölüm acı verir, çünkü sevdiğimiz insanlarla aramıza fiziksel bir mesafe koyar ve onlara bir daha dokunamayacağımız gerçeğiyle bizi yüzleştirir.

Bu zorlu süreçle karşılaşan bireyler, acılarını farklı biçimlerde yaşayarak bu durumla baş etmeye çalışırlar. Zamanla acının hafiflediği, yerini alışkanlığa ve hatta yeniden neşeye bıraktığı görülür. Ancak her ölüm, geride kalanlara kendi ölümlülüğünü hatırlatır. Bu hatırlatış kiminde umutsuzluk, kiminde boşvermişlik, kiminde ise henüz sıranın kendisine gelmemiş olmasının yarattığı gizli bir sevinç uyandırır.

Ölüm Korkusunun Temelinde Ne Yatar?

İnsan psikolojisinde tüm korkuların temelinde ölüm korkusu yatmaktadır. Ancak burada can alıcı bir soru karşımıza çıkar: Ölümden en çok kimler korkar? Klinik gözlemler ve felsefi yaklaşımlar göstermektedir ki; ölümden en çok yaşamamış, hayatını boşa harcamış insanlar korkar.

Hayatı yaşamak, sadece sürekli mutlu olmak veya her istediğini elde etmek değildir. Gerçek yaşam şu unsurları kapsar:

  • Hayattaki acılara cesaretle göğüs gerebilmek,
  • Zorluklarla kararlılıkla mücadele etmek,
  • Acıyı tüm derinliğiyle hissedip ağlayabilmek,
  • Duyuları açık bir şekilde anın tadına varabilmek.

Yaşamı Anlamlı Kılan Duyular ve Deneyimler

Tam anlamıyla yaşamak, sadece nefes almak değil; duyumları sonuna kadar hissedebilmektir. İçtiği kahvenin kokusunu içine çeken, bir manzarayı zihnine kazırcasına seyreden veya yediği yemeğin tadına varan insan yaşamın tam içindedir. Tenine değen suyun serinliğinden hoşnut olan ve en önemlisi sevgiyi tüm hücrelerinde hisseden bireyler, kendilerine verilen yaşam sermayesini doğru kullanmış olurlar.

Viktor Frankl'ın da belirttiği gibi, bu insanlar ölüm karşısında acı duysalar da korkmazlar. Çünkü sahip oldukları yaşantılar asla yok olmayacaktır. İnsanın asıl korkusu ölümden ziyade yok olma korkusudur. Sevdiklerimizle paylaştığımız anılar ve biriktirdiğimiz yaşantılar, bizi ve sevdiklerimizi sonsuza kadar var kılar. Bu yaşantıları yok edebilecek hiçbir güç yoktur.

Hayatı Ertelemekten Vazgeçmek ve Sorumluluk Almak

Ölümün varlığı, aslında yaşadığımız her anı daha değerli kılar. Hayat koşulları bize sunar, ancak bu koşullara nasıl yanıt vereceğimiz bizim özgür irademize bağlıdır. Birçok insan hayatını çeşitli bahanelerle sürekli erteler:

Erteleme BahaneleriOdaklanılması Gereken Gerçek An
"Bu gün bir bitse"Zorluklarla mücadele etme ve hissetme süreci
"Hafta sonu bir gelse"Hafta boyunca kazanılan deneyimler ve öğrenilenler
"Şu kış bir geçse"Soğuk günlerde paylaşılan sıcak bir çayın samimiyeti
"Bir emekli olsam"Çalışırken kurulan dostluklar ve kazanılan beceriler
"Çocuklar bir büyüse"Çocukluğun o eşsiz ve tatlı hallerinin tadını çıkarmak

Sonuç: Tutumunuzu Değiştirme Özgürlüğü

Şu ana kadar hayatı ıskalamış veya ertelemiş olabilirsiniz; ancak şu an tutumunuzu değiştirme özgürlüğüne sahipsiniz. Yaşadığınız anın koşulları ne olursa olsun, ona vereceğiniz yanıt sizin sorumluluğunuzdadır. Unutmayın, her an sadece o anda yaşanabilir ve yaşandığı biçimde ruhumuzda saklanır.

Her anı dolu, farkındalıkla ve gerçekten yaşanarak geçen bir ömür, ölümün gölgesini üzerimizden kaldıracak tek güçtür.

Etiketler

MutlulukİnsanÖlümYaşamPsikolojiLogoterapiÖlüm ve yaşam

Yazar Hakkında

Psk. Beria Bilge Şener

Psk. Beria Bilge Şener

Psikolog Beria Bilge Şener 1954 yılında Bursa’da doğdu. 1975 yılında İstanbul Üniversitesi Psikoloji Ana bilim dalından mezun oldu. Bir müddet Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda Felsefe, Psikoloji öğretmenliği ve rehber öğretmenlik yaptıktan sonra çeşitli kurumlarda psikolog olarak görev yaptı. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından görevlendirilerek PSİKOLOJİ DERS KİTABININ yazılmasında yazar, komisyon başkanı ve resimlerinin çizimini yapan kişi olarak görev yaptı. Talim terbiye kurulunun onayından geçen ders kitabı altı sene boyunca Türkiye’deki okullarda okutuldu. Bir danışmanlık firması bünyesinde Eskişehir Odunpazarı Milli eğitim müdürlüğüne bağlı okulların öğretmenlerine üç yıl süreyle stresle baş etme, kriz yönetimi, zor çocuklarla çalışma eğitimleri verdi. Bursa ve Malatya OÇEM öğretmenlerine, Bursa AİLE VE SOSYAL HİZMETLER MÜDÜRLÜĞÜNE e bağlı anaokullarının öğretmenlerine, Bursa AİLE VE SOSYAL HİZMETLER MÜDÜRLÜĞÜ personeline eğitimler verdi. Kendi atölyesinde 1995 ten 2010 a kadar sanat terapisi ve çocuklarda yaratıcılık geliştirme eğitimleri verdi. 
Türk Psikologlar Derneği Bursa şubesinin iki dönem başkanlığını yaptı ve bu dönemde meydana gelen 1999 Marmara depreminde bölgede çalıştı. Bursa Valiliği bünyesinde sokakta çalışan çocukların rehabilitasyonunda çalıştı ve merkezin kurulmasında katkıda bulundu. 
Halen kendi ofisinde danışanlarına LOGOTERAPİ, GEŞTALT TERAPİ, BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİLER uygulamakta, LOGOTERAPİ EĞİTİMLERİ vermektedir

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.