Doktorsitesi.com

GÖÇ OLGUSU VE PSİKOPATOLOJİ

Doç. Dr. Psk.  Gizem Akcan
Doç. Dr. Psk. Gizem Akcan
8 Ağustos 202489 görüntülenme
Randevu Al
GÖÇ OLGUSU VE PSİKOPATOLOJİ Beyin göçü, iyi eğitim almış, nitelikli, yorumlayan, sorun çözen, üretken, üst düzey yeteneklere sahip iş gücünün kendini geliştirmek, araştırma yapmak veya çalışmak gayesiyle en üretken döneminde ülkesini terk edip hedeflediği ülkeye kalıcı olarak yerleşme durumunu “beyin göçü” olarak adlandırmışlardır. Özellikle son yıllarda beyin göçü her anlamda artış eğilimi göstermektedir.
GÖÇ OLGUSU VE PSİKOPATOLOJİ
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Göç Olgusu ve Beyin Göçünün Tanımı

Beyin göçü, iyi eğitim almış, nitelikli, sorun çözme yeteneği yüksek ve üretken iş gücünün; kendini geliştirmek veya araştırma yapmak amacıyla en verimli döneminde ülkesini terk ederek başka bir ülkeye kalıcı yerleşmesi durumudur. Özellikle son yıllarda, bu nitelikli iş gücü hareketliliğinin dünya genelinde ciddi bir artış eğilimi gösterdiği gözlemlenmektedir. Bu süreç, sadece ekonomik bir yer değiştirme değil, aynı zamanda derin psikolojik yansımaları olan bir olgudur.

Göç Sürecinde Psikopatolojik Risk Faktörleri

Ponizovsky ve arkadaşları (2009) tarafından yapılan araştırmalar, kültürleşme stresinin yüksek olmasının ruh sağlığı üzerinde belirleyici olduğunu göstermektedir. Aile disfonksiyonu, yetersiz sosyal destek, düşük benlik saygısı ve göç kararının birey tarafından onaylanmaması gibi faktörler, depresyon ve anksiyete riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Özellikle yüksek eğitim seviyesine sahip bireylerde bu risklerin yönetimi kritik bir önem taşımaktadır.

Çocuk ve Ergenlerde Görülen Psikolojik Sorunlar

Göç eden çocuk ve ergen popülasyonunda psikopatolojik belirtiler daha sık ve çeşitli görülebilmektedir. Yapılan çalışmalar (Sam ve Berry 1995, Aker ve ark. 2002), bu yaş grubunda en sık rastlanan sorunları şu şekilde sıralamaktadır:

  • Davranış bozuklukları ve ilaç kötüye kullanımı,
  • Kimlik karmaşası ve düşük benlik saygısı,
  • Kaygı bozukluğu, depresyon ve somatik bozukluklar,
  • Çift dillilikten kaynaklanan iletişim sorunları,
  • Altını ıslatma ve düşük akademik başarı,
  • Kuşak çatışmaları.

Kimlik Yapılanması ve Marcia’nın Kimlik Statüleri

Kimlik, bireyin geçmişteki algıları, mevcut tanımlamaları ve geleceğe dair umutlarının bir bütünü olan benlik kurgusunu ifade eder. James Marcia (1966), Erikson’un teorisini geliştirerek ergenlik evrelerine dayalı dört temel kimlik statüsü belirlemiştir. Bu statüler, bireyin göç gibi kriz anlarında nasıl bir tutum sergileyeceğini anlamlandırmak açısından kritiktir.

Marcia’ya Göre Dört Kimlik Statüsü

  1. Kimlik Karmaşası (Identity Diffusion): Bireyin meslek, inanç ve kimlik konusunda net bir kararı yoktur. Keşif ve bağlanma düzeyi düşüktür; süreçte ilgisizlik ve belirsizlik hakimdir.
  2. Bağımlı Kimlik (Identity Foreclosure): Kişi, ailesinin değerlerini sorgulamadan benimsemiştir. Araştırma ve keşif düşük olsa da, başkalarının beklentilerine göre şekillenen karar verme ve bağlanma düzeyi yüksektir.
  3. Kimlik Arayışı (Identity Moratorium): Birey aktif bir kriz evresindedir. Henüz kesin bir karar vermemiş olsa da seçenekleri denemekte ve çözüm için yoğun çaba sarf etmektedir.
  4. Başarılı Kimlik (Identity Achievement): Sorgulama döneminden başarıyla çıkan birey, kendi kimliğini bulmuştur. Meslek ve ideoloji gibi konularda yüksek düzeyde araştırma ve bağlanma sergiler.

Berzonsky’nin Kimlik Stilleri Modeli

Berzonsky (1992), statülerden ziyade bireylerin sorunlarla baş etme biçimlerine odaklanmıştır. Ergenlerin kimlik gelişim sürecinde benimsedikleri stiller aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:

Kimlik StiliTemel ÖzellikleriProblem Çözme Yaklaşımı
Bilgi YönelimliAktif, kuşkucu ve araştırıcıdır.Bilgiyi değerlendirir, uyum becerisi yüksektir.
Kural YönelimliOtorite ve aile beklentilerine odaklıdır.Belirsizliğe toleransı düşüktür, kapalı görüşlüdür.
Karmaşa YönelimliKarar verme kaygısından kaçınır.Sorunlardan kaçınma davranışı sergiler.

Göç Sonrası Uyum Zorlukları ve Ruh Sağlığı

Göç sonrası dönemde bireyin yeni toplumdaki kültürel farklarla karşılaşması, uyum problemlerinin temel kaynağını oluşturur. Yeni çevrenin bireyin köken kültürüne benzerliği, yaşanacak stresin şiddetini belirler. Sosyal çevrenin yetersizliği ve geride bırakılan yakınlara duyulan özlem; yalnızlık, yabancılaşma ve pişmanlık duygularını tetikleyebilir.

Özellikle göç edilen bölgeye dair beklentilerin hayal kırıklığı ile sonuçlanması, bireylerin yoğun stres yaşamasına ve ruh sağlıklarının olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır. Bu süreçte yerel sistemin karmaşıklığı ve dil bariyeri, göçmenlerin psikolojik dayanıklılığını zorlayan ek unsurlar olarak öne çıkmaktadır.

Yazar Hakkında

Doç. Dr. Psk.  Gizem Akcan

Doç. Dr. Psk. Gizem Akcan

Merhaba,

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.