Belli başlı Duygudurum Bozukluklarını:

1- Depresif Bozukluklar

2- İki Uçlu Duygudurum Bozuklukları (Manik Depresif Bozukluk)

1- Belli başlı Depresif Bozuklukları:

1. Depresyon

2. Distimik Bozukluk

2- İki Uçlu Duygudurum Bozuklukları:

1. Bipolar Duygudurum Bozukluğu

Tip I

Tip II

2. Hipomani

3. Siklotimik Bozukluk

4. Karışık (Mixed) Tip

DEPRESYON

Depresyon en yaygın tıbbi bozukluklardan biridir. Depresyon, normal kişilerde olağan olan hafif mizaç bozukluğundan huzursuzluk, erken uyanma, kilo kaybı ve iştahsızlık gibi bedensel belirtilerle ve kendini-kınama, umutsuzluk, yetersizlik, kendine güvensizlik, değer-sizlik hissi ve intihar düşüncesi gibi öznel belirtilerle karakterize olan şiddetli hastalığa kadar geniş bir klinik yelpazeyi içerir.

Depresyonda fiziksel belirtiler (uykusuzluk, iştah kaybı, yorgunluk), davranış değişiklikleri (günlük aktivitelerini yapmayı bırakma, arkadaşlarından kaçınma) ruh hali değişiklikleri (üzüntü, huzursuzluk, suçluluk) ve düşünce biçimi değişiklikleri (olumsuz, kendini eleştiren, karamsar olma) yaşanmaktadır.

İnsan yaşamında mutsuzluk yaratacak bir olay karşısında üzüntü, keder ve endişe hisseder. Birçok insan, kişiliklerine ve başaçıkma biçimlerine bağlı olan, bu hüzün dönemlerini yaşarken; depresyondaki kişide bu geçici duygu dalgalanmasının süresi ve şiddeti artar. Bazı hastalarda iştah ve kilo artışı ile ellerini ovuşturma ve saçını çekiştirme gibi huzursuzluk belirtisi gözlenebilir.

Tanı için önemli belirti üçlüsü, zevk alma kapasitesinde düşme (anhedoni), çevreye ilginin azalması (sos-yal çekilme) ve azalmış enerji düzeyidir. İlkokul öğrencisinde aşırı hareketlilik, yangın çıkarma, kaza eğilimi ve yatak ıslatma; ergenlerde belirgin toplum dışı davranışlar, alttaki bir depresyonu saklayabilirler.

Depresyon en yaygın görülen ruh sağlığı sorunudur. Yaşam boyu bir depresyon atağı geçirme olasılığı % 8-25 oranındadır. Bu oran kadınlar için % 10-25, erkekler için % 5-12 olarak bildirilmektedir.

Depresyon duyguda, düşüncede ve davranışlarda bir çökkünlük olmasına rağmen, kişinin Heideggerien bakış-la farkındalığına olumlu etkisi sağlandığında yaşamı anlamlandırmada ve sahihlikte önemli bir katkı sağlayabilir.

DEPRESYONUN NEDENLERİ NELERDİR?

Biyolojik yaklaşımlara göre, depresyon, vücuttaki bazı biyokimyasal maddelerdeki değişmeler sonucu orta-ya çıkmaktadır.

Depresyona psikolojik yaklaşımda, psikoanalitik, kişilerarası iletişim kuramı, yükleme kuramına dayalı öğrenilmiş çaresizlik modeli, bilişsel yaklaşım gibi kuramlar vardır.

Psikoanalitik Görüşe göre, yas tepkisinde gerçek sevgi nesnesinin kaybı; depresyonda gerçek ya da bilinç-dışı bir sevgi nesnesi kaybedilmesi söz konusudur. Abra-ham-Freud modeli, depresyonu, asıl nesneye yöneltilemeyen saldırganlık dürtüsünün içe-atımı (introjection) olarak açıklar.

Kohut'a göre de, idealize edilmiş kendilik nesnelerinin kaybı boşluk depresyonuna (benlik saygısı ve canlılık eksikliğine) veya suçluluk depresyonuna (kendini red ve suçlamaya) yol açabilir.

Bilişsel yaklaşımı öne süren Aaron T. Beck depres-yonun depresif ruh halini sür­düren düşünce kalıpları ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Örneğin Beck, depresif olduğumuz zaman kendimiz (özeleştiri), hayat (genel olumsuzluk) ve geleceğimiz (umutsuzluk) üzerine olum­suz düşüncelere sahip olduğumuza dikkat çekmiştir.

Depresif olan kişi kendini eleştirmeye yö­nelik düşüncelere sahiptir. Bu düşünceler zarar vericidir çünkü, kendine güvensizliğe, kendini beğenmemeye ve ilişki sorunlarına katkıda bulunur ve kendimizi iyi hissettirecek şeyler yapma iste­ğimizi azaltabilirler.

Kendimizi depresif hissettiğimiz zaman geleceğin tamamen olumsuz olacağını düşünürüz. Olayların olumsuz olarak sonuçla­nacağı ile ilgili bu beklenti ya da tahmine "umutsuzluk" denir. Bu tür düşünmeye örnek olarak, "Beceremeyeceğim ve her şeyi mahvedeceğim", "Orada­ki kimse benden hoşlanmayacak", "O işte iyi olamayacağım" gösterilebilir. Geleceğe yönelik olumsuz tavır kendini, "Depres­yondan hiçbir zaman çıkamaya-cağım" ya da "Denemenin ne an­lamı var? Hiçbir zaman daha iyi olamayacağım," şeklindeki dü­şüncelerle de gösterebilir. Bir konuşmanın kötü geçeceği ya da yeni bir ilişkinin yürümeyeceği, bir sorunun çözülemeyeceği ya da depresyondan hiç çıkış olmayacağı şeklinde beklentilerimiz olabilir. Umutsuzluk, en uç noktasında intihar düşüncelerine kat­kıda bulunabilir.

Çökkün bireyler, toplumun değer yargılarıyla aşırı yüklenmiş ve kısıtlanmışlardır. Kendi değerini oluşturmak veya sağlamlaştırmak için dış desteklere aşırı ölçüde dayanma veya tek bir bireye belirgin olarak bağlanma kişilerarası hayal kırıklıklarına kişiyi açık bırakır.

Kişilerarası yaklaşıma göre, Depresif davranış gösteren bireye çevre tarafından önce güvence ve destek verilir. Etkileşimin devamında depresif birey reddedilme-sine yol açan heyecansal tepkiler verir. Reddedilme daha fazla çökkün davranışa yol açar. Artan çökkün davranış-lar daha fazla reddedilme sonucunu doğurur. Depresif bireylerle etkileşimde bulunan diğer bireylerin artan bir öfke, anksiyete ve düşmanlık gösterdikleri ve aynı zamanda depresif birey ile etkileşime karşı ilgilerinin azaldığı gösterilmiştir.

Depresyon belirtileri için aşağıdaki testi uygulayınız.

Son iki hafta süresince ne sıklıkla aşağıdaki sorunlardan herhangi biri ile ilgili sorun yaşadınız?

Yaptığınız şeylere ilginizin azaldığı ya da zevk alamadığınız oldu mu?

Kendinizi çökkün, kederli ya da umutsuz hissettiniz mi?

Uykuya dalma, uykuyu sürdürme güçlüğü ya da çok fazla uyuduğunuz oldu mu?

Yorgunluk ya da bitkinlik hissettiniz mi?

İştahsızlığınız ya da aşırı yemek yediğiniz oldu mu?

Kendinizi yetersiz hissettiğiniz ya da kendinizle veya ailenizle ilgili hayal kırıklığına neden olduğunuzu hissettiniz mi?

Gazete okumak ya da televizyon seyretmek gibi konularda dikkatinizi toplamakta güçlük çektiniz mi?

Başkaları farkına varacak derecede yavaş hareket ettiğiniz ve yavaş konuştuğunuz ya da tersine huzursuzluk nedeniyle yerinizde duramadığınız oldu mu?

"Ölsem daha iyi" diye düşündüğünüz ya da kendinize zarar vermeyi istediğiniz oldu mu?

Bu belirtiler sık, çevrenizdeki kişilerle ilişkinizi bozacak ve iş hayatınızı etkileyecek düzeyde olduğu takdirde bir doktora başvurmanız gerekir.

Depresyon Tedavisi Nasıl Yapılır?

Günümüzde depresyonlu hastalar ilaç ve/veya psikoterapi yoluyla başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir. Bunların da ancak 1/4’ü uygun ve yeterli tedavi edilmektedir. Depresyon tedavi edildiğinde genellikle tam olarak düzelir ve hiç iz bırakmadan iyileşir. Kullanılan antidepresanlar çok çeşitli moleküllerden üretilmiştir.

Depresyonda tekrarlama ve kronikleşme oranı % 15–20 gibi yüksek orandadır. Bu nedenle, tedavide amaç sadece mevcut nöbetin hızla tedavisi olmamalı, iyileştirmeyi devam ettirmek, mümkünse tekrarlama olasılığını azaltmak amaçlanmalıdır. Bu hedef depresyonla hastaların aktif başaçıkma becerileri öğrenmesi için ruhsal yön-temlerin gelişmesine yol açmıştır.

Eğer fiziksel şiddet içeren bir ilişki yaşıyorsanız ya da sizi sü­rekli eleştiren biri ile bir ilişki yaşıyorsanız depresyondan çıkma­nız zor olabilir. Çift terapisi ya da aile terapisi depresyonunuzu besleyen bir faktör olabilecek ilişki şartlarını iyileştirmeniz için yardımcı olabilir.

Depresyonu tedavi etmede ilk adım olarak, özellikle hoşa giden ya da başarmış olma hissi yaratabilecek aktiviteleri arttırmak yardımcıdır. Eğlenceli ya da bir şey başarmış olma hissi sağlayabilecek aktiviteler yaptığımız zaman ge­nelde kendimizi daha iyi hissederiz. Bu nedenle yaptığınız şeylerde sadece keyif ya da başarı aramanız kendinizi daha iyi hissetmenize yardım edebilir. Farklı kişiler farklı aktivitelerden hoşlanır. Hoşa giden aktiviteler arasında, bir arkadaşla konuşmak, müzik dinlemek, bilgi-sayar oyunu oynamak, en sevilen televizyon programını ya da spor karşılaşmasını seyret­mek ya da çocuğunuzla oynamak sayılabilir. Hoşlandığımız aktiviteler her gün yapabileceğimiz ve bize parasal ve fiziksel ek yük getirmeyecek şeylerdir.

Aktiviteler depresyon üzerinde olumlu etki yapar; Egzersiz gibi bazı aktivite türleri kendimizi daha iyi hissetmemize yol açan beyin kimyasallarını arttırır. Hiçbir şey yapmadığımız zaman genelde tekrar tekrar olumsuz şeyleri düşünürüz. Aktivite, ilgimizin olumsuz düşüncelerden başka şeylere yönelmesine yardım eder. Aktiviteler bize başarma fırsatı verebilir (örneğin; bir odayı veya masayı düzenlemek) eğlenceli bir şeyler yapmak (örneğin; sevdiğimiz biri ile konuşmak) ya da bir so­runu çözmek (örneğin; yapılması gereken bir şeyin üze­rinde çalışmaya başlamak). Bu deneyimlerin her biri -ba­şarı, neşe, sorun çözme- bir süre için kendimizi biraz da­ha iyi hissetmemize yardımcı olabilir.

Öncelikle bu aktivitelerin depresif olmadan önce size verdiği keyfi ve tatmini elde etmeyi beklemeyin. Örneğin daha önceleri çok zevk aldığınız şey yüzme olsun, kişi yüzmeden aldığı zevki evde depresif bir şekil­de oturmak ile karşılaştırdığında, “Yüzmeye gitmem iyi oldu. En azından biraz eğlendim. Bu, evde oturup kendimi karam­sar hissetmekten daha iyiydi,” diye düşünebilecektir.

DİSTİMİK BOZUKLUK

Distimik Bozukluk, en az 2 yıl, hemen her gün, yaklaşık gün boyunca süren, süreğen çökkün bir duygudurumun varlığıdır. Bu sürede iyi hissedilen ara dönemler, 2 aydan daha uzun sürmez. Bu insanlar kendilerini kederli ya da hüzünlü olarak tanımlarlar. Çocuklarda huzursuz hal ile ortaya çıkabilir. İştahsızlık veya aşırı yemek yeme, uykusuzluk ya da aşırı uyku uyuma, enerjinin düşük olması, yorgunluk, benlik saygı-sının düşmesi, düşünceleri yoğunlaştıramama, umutsuzluk duyguları ve karar vermede güçlük çekme görülür. Bu kişiler sürekli kendilerini eleştirirler ve ilgileri azalır. Kendilerini yetersiz bulurlar, çekici hissetmezler. Bu çökkün durum bir parçaları olduğu için de, sorulmadıkça yakınmazlar; çünkü hep böyledirler.

Depresif durum toplumsal ve mesleki alanda, üretkenlikte sıkıntıya neden olur. Distimik bozuklukta en sık yetersizlik duyguları, genel bir ilgi kaybı ve hiçbir şeyden zevk alamama, toplumdan uzaklaşma, suçluluk duyguları ya da geçmişle ilgili düşüncelere dalmalar, yaşam etkinliklerinde ve üretkenliğinde azalma, etkin olamama görülür; ayrıca hızlı göz hareketleri vardır.

Ailelerinde Majör Depresif Bozukluk olanlarda daha sık görülür. Çocuklarda her iki cinste eşit görülür. Çoğu kez okul başarısında ve toplumsal etkinliklerde bozulmalara neden olur. Bu çocuklar irrite, ters, huysuz ve “asabi”dirler. Benlik saygıları ve toplumsal becerileri düşük-tür; karamsardırlar. Kadınlarda erkeklerden 2 – 3 kat fazla görülür. Sıklıkla Kişilik Bozukluğu’yla birlikte görülebilir. İlaç tedavisinden yararlanılır.

İki Uçlu (Bipolar) Duygudurum Bozukluğu

Bipolar Duygudurum Bozukluğu Nedir?

Kişinin kendini aşırı coşkulu veya çok durgun hissetmesine yol açan, duygudurumun çok yükseldiği ya da çok düştüğü bir hastalık tablosudur.

Duygudurumun çok yükseldiği dönemlere/ataklara ‘mani’; çok düştüğü dönemlere/ataklara ise ‘depresyon’ denir. Bipolar kelimesi hastanın iki aşırı duygudurumu anlatır. Kelime iki uçlu, iki kutuplu anlamındadır. Ruh hali ve duygular açısından bir kutup depresyonu, diğer kutup maniyi temsil eder. Bipolar duygudurum bozukluğu duyguların aşırı derece abartılı yaşanması durumudur.

Manik Atak Nedir?

Kişide, normal duygudurum dışında, kendini çok iyi hissetme, aşırı neşe, coşku, keyifli hal, öfke ve taşkınlık ile kendini gösteren bir yükselmiş, kabarmış duyguduruma manik atak denir. Mani nöbetinde depresyondaki belirtilerin hemen hemen karşıtlarını görürüz. Bipolar Duygudurum Bozukluğu tanısı denebilmesi için hastanın geçirdiği depresyon ataklarının dışında tek bir atak da olsa mani nöbeti geçirmesi gereklidir.

Manik Atakta Ne Tür Belirtilerle Karşılaşırız?

Birey her şeye kahkahalarla gülmeye, şarkılar söylemeye, içi içine sığmaz bir heyecan duymaya, neşesinden mutluluğundan söz etmeye başlar. Çabuk sinirlenme, uyarılmış hal, aşırı bir taşkınlık, kızgınlık, öfke, saldırganlık görülebilir. Bir üstünlük duygusu ile diğer insanlara saygısızca davranma, eşyalara zarar verme, vurup kırmalar, küfürlü konuşma görülür. Bazı olgularda coşku, heyecan ile kısa süren üzüntülü hal ve ağlama arasında dalgalanan bir duygudurumu gösterir. Aşırı kendine güvenme ve büyük görme, çocuksu bir ‘omnipotens’ denen “her şeye gücü yeterlilik” hissetme ile kendini sergileyen davranışlar ortaya çıkar. Sosyal mesafeleri umursamayan bir rahatlık, girişkenlik içindedir. Sürekli heyecan içinde yeni projeler üreterek, durmadan konuşur. Yeni alanlara ilgi ve istek duymaya başlar. Metafizik ve Felsefe içeren konulara doğru kayabilir.

Konuşma hızlanmış ve artmıştır. Yüksek sesle, karşısındakini dinlemeden ve söz hakkı vermeden, bu duruma hiç aldırış etmeden konuşur. Çağrışımları çok arttığı için konudan konuya, düşünceden düşünceye sıçrayarak gider. Ana konu kaybolur. Örneğin konuşmasında bir arabadan bahsedilirken, araba yarışlarından konuşmaya başlayarak, Formula 1’e oradan Schumacher’den bahsederken onun futbola düşkünlüğü, oradan Brezilya milli takımı, oradan Rio karnavalına geçebilir. Zihninin berraklığından ve tıkır tıkır işleyişinden sözeder. İnce ayrıntıları büyük bir dikkatle görür ve anlatır. Gece gündüz geç saatlere kadar çalışıp yazılar yazıp, projeler düzenleyip, çizimlerini duvarlara yapıştırabilir.

Kişi o dönem için iyileştikten sonra “benim için imkânsız olan hiçbir şey yokmuş gibi hissediyordum. Aklıma herkesle paylaşmam gelen ilginç düşünce ve planlar geliyordu. Kendimi herkesten zeki ve üstün görüyordum. Ülkeyi başbakandan iyi yöneteceğimi düşünüyor, yönetimi bana verseler 1-2 ay gibi kısa zamanda düze çıkaracağıma hem inanıyordum hem de çevreme bunu söylüyordum.” … “Zihnimde milyonlarca düşünce uçuşuyor, o kadar hızlı konuşuyordum ki, insanların benim konuştuklarımı takibi imkânsız oluyordu.” … “Çok az uyusam bile kendimi dinç, enerjik hissediyordum” şeklinde konuşacaktır.

Dikkat artmış, her şeye yönelmiş, bellek artmış ve güçlenmiştir. Bir konuya dikkatini yoğunlaştıramaz. Hareketleri hızlanmış, enerjisi yükselmiş ve hiç tükenmeyecek gibidir. Yerinde duramayıp, aşağı yukarı gezinerek dolaşır. Seyahatlere çıkabilir. Kendini hiç ilgilendirmeyen başka insanların işlerine karışır, kavgalar çıkarabilir. Uyku ihtiyacı azalmıştır ama uykusuzluktan yakınmaz. Cinsel isteği ve performansı artmıştır.

Kendine özgüven aşırı derecede arttığı için riskli davranışlar ortaya çıkar. O an için zevk verici fakat sonuçları kötü olabilecek ilişkiler, parasını malını sağa sola saçıp, aşırı cömert davranışlar görülür. Alkol ve uyuşturucu kullanmaya başlayabilir. Kendinin ve diğer insanların yaşamını dikkate almaksızın hızlı araba kullanma, aşırı para harcama ve riskli yatırımlar yapma görülür. İlerleyen boyutta (Psikotik düzeyde) dünyayı kurtaracak kişi (Kurtarıcı peygamber, Atatürk, Başbakan v.s.) olmak gibi Megalomanyak sanrılar (hezeyan) ortaya çıkabilir. Veya paranoid (şüpheci) düşünceler; "Beni izliyorlar, dinleme aygıtları yerleştiriyorlar, düşmanlarım bana komplo kuruyor" düzeyinde olabilir.

Benlik kabarması, üstünlük ve güçlülük duygusu ve coşku içinde olan hasta kendini çok iyi hisseder. Rahatsızlığı kabul etmez ve tedaviyi reddeder.

“O dönemde yaptığım her şey normal geliyordu. İnsanların beni anlamadığını düşünüyor ve kızıyordum. Hayatımın en iyi dönemi diyebileceğim vakitlerdi.”

Mani atağında hastanın arkadaşları, yakınları maddi sorunlar, toplumsal, ahlaki sorunlar yaşayabilir.

Hipomanik Atak Nedir?

En az 4 gün, gün boyu süren, sürekli kabarmış, taşkın ya da huzursuz, uyarılmış ayrı bir duygu durum döneminin olması (depresif olmayan duygu durumdan açıkça faklı)

Siklotimik Bozukluk ise, hipomanik semptomlarla giden çok sayıdaki ve Major Depresif epizodun tanı ölçütlerini karşılamayan depresif belirtilerle giden birçok dönemin bulunması.

Karışık (Mixed) Atak Nedir?

Kişi depresif bir halden, coşkulu, neşeli, taşkın, abartılı manik davranışlara dalgalanıp geçiyorsa, Karışık (Mixed) Atak adı verilir. Mevsimsel özellikler taşır. Belirleyici anksiyete ve strese neden olacak bir durum olmadığı halde, sonbahar ve kışta depresif durum, ilkbaharda depresyonun kalkması görülmektedir. En az 1 haftalık bir dönem boyunca hemen her gün, hem bir manik epizod, hem de bir majör depresif epizod için tanı ölçütleri (süre dışında) karşılanmıştır.

Hastalığın Nedeni Nelerdir?

Psikodinamik kuramlar genelde depresyonu açıklarlar. Jung ekolü, maninin depresyona düşmemek için yükselme, sıçrama, uçuşma olduğunu, altta yatan depresyona karşı bir savunma şekli olduğunu söylemiştir. Melanie Klein ise çocuklukta birikmiş olan agresyon, öfke ve yıkıcılığını yadsıyan bireyin, kayıp sevgi nesnesini tamir etme amaçlı bir savunma biçimi gösterdiğini, "Başkalarını idealize etme de, savunma amaçlı kullanılmaktadır" demiştir.

Hastalığın Tedavisi İçin Neler Yapılmalıdır?

Tedavi manik ataklarda ilaçla yapılmaktadır. Manik atak ortalama 4-6 hafta arasında sürer.

Hastanın çevresindeki kişiler hastayı coşturucu, öfkesini arttırıcı, kamçılayıcı söz ve tutumlardan sakınılmalıdır. Aşırı uyarıcı hareketli ve gürültülü ortamlardan uzak kalmasını sağlamaya çalışmak gerekir.

Hasta akut dönemde yatarak tedavi edilmelidir.


Eskişehir Psikiyatri uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!