Kişilik, felsefe, sosyoloji ve psikoloji açısından farklı yönlerden ele alınan ve çok tartışmalı olan bir kavramdır. Kişilik, insanları birbirlerinden farklı kılan, kendisi ve çevresindekilere bakış açıları, onlarla kurabildiği ilişki düzeyleri ve tepkilerini kapsayan çeşitli ortamlarda kendini gösteren bedensel, düşünsel ve ruhsal özelliklerdir. Kısaca kişinin kendine özgü özelliklerinin bütünlüğüne onun kişiliği diyebiliriz. Günlük yaşamda özgül tutum ve davranışların oluşturduğu örüntüdür. Bu tutum ve davranış örüntülerinin kendi içinde tutarlılığı ve öngörülebilir bir tarafı vardır.

Kişiliğin bu özellikleri kişinin kendisini korumaya dönük niteliktedir. Bu özelliklerin kişinin çevreye uyumunu bozup, günlük işlevselliğini bozması, kendinde gerilim-kaygı hali oluşturup, içinde yaşanılan kültürün beklentilerinden sapma gösteren, süreklilik taşıyan bir hal alması durumunda kişilik sorunundan ya da bozukluğun-dan bahsedilir. Kişilik sorunu bir bakıma kişilik bozukluğu denilen şeyin daha hafif biçimidir.

Kişilik bozukluğu olan kişilerde davranış ve tutumların benliğe yerleşmiş, benlik tarafından benimsenmiş olması ve değiştirilmek istenmemesi gözlenir. Bu kişiler çevresiyle uyum sağlamak için esneklik göstermez, yaşadığı toplumda uyumlu sayılabilmesi için geçerli olan kuralları önemsemez. Bu belirtiler çocuklukta başlamıştır. Bu tutum ve davranışlarıyla toplum içinde ve iş yaşamında belirgin uyumsuzluk yaşar. Tutumları nedeniyle çevresi ile sürekli çatışma ve sürtüşme ortaya çıkar. Her davranış ve tutumunda yanlış olanlar çevresindeki kişilerdir ve çevresindekilerin kendisine uyması gerektiğini düşünürler. İş yaşamlarında ve özel ilişkilerinde yaşadıkları zorlukları, tutum ve davranışlarının başkalarını nasıl etkilediğini göz önünde bulundurmazlar.

Kişilik sorunları nedeniyle olumsuz yaşam olayları ve ruhsal örselenmeler ortaya çıkabilmekte ya da ortaya çıkan ruhsal bir sıkıntı ağırlaşmaktadır. Kişilik bozukluğu kendisini, başkalarını ve olayları algılama; verdiği duygusal tepkilerin uygunluk, değişkenlik ve yoğunluğu; kişiler arası işlevsellik; öfke, heyecan, aşırı isteklerin, dürtülerin kontrolü olarak sınıflayabileceğimiz dört alanın en az ikisinde kendini gösterir.

Kişilik bozukluğunun yaygınlık oranı % 10–20 arasında değişmektedir. Erkeklerde kadınlara oranla 4–5 kat daha fazla görülmektedir.

Kişilikten kaynaklanan sorunlarda ilaç tedavisi uygulanabilirse de sınırlı ölçüde olumlu cevap alınmaktadır. Bu olgulara ruhsal tedavi yaklaşımı bazen sonuçsuz kal-makta, bazen de kısmi yarar elde edilmektedir. Kişi­lik sorunlarıyla mücadele ancak tüm yaşama yayılmış uzun so­luklu bir eğitim ve iyileştirme programı olarak planlanırsa istenen yanıt alınabilir.

Kişilik bozuklukları üç kümeye ayrılmaktadır. Bunlar: Küme A kişilik bozuklukları; Paranoid kişilik bozukluğu, şizoid kişilik bozukluğu, şizotipal kişilik bozukluğu. Küme B kişilik bozuklukları; Sınırda (borderline) kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu, histrionik kişilik bozukluğu, narsisistik kişilik bozukluğu. Küme C kişilik bozuklukları; Çekingen kişilik bozukluğu, bağımlı kişilik bozukluğu, obsesif kompulsif kişilik bozukluğu, pasif-agresif kişilik bozukluğu.

PARANOİD KİŞİLİK

Paranoid kişilik bozukluğunun temel özelliği başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp, sürekli bir kuşkuculuk ve güvensizlik göstermedir. Bu tür insanlar hislerinin sorumluluğunu almaktan kaçınır ve bunları başkalarının üstüne atma eğilimi taşırlar.

Başlıca özellikleri güvensizlik; çevresindeki bazı kişilerden kendisi hakkında­ kötü niyetleri olduğundan kuşkulanır, çevresinde dönen olaylara karşı çok dik-katlidir ve hep tetiktedir. Kimseye içini dökmez, kuşkucudur. Başkalarının, hattâ kendi yakınlarının dürüstlüğünden bile kuşku duyar, genellikle kıskançtır. Kendilerine karşı söylenen söz ve yapılan davranışların “gizli anlam”ları olduğunu düşünürler. Sıradan söz veya olaylardan aşağılandığı ya da kendisine gözdağı verildiği şeklinde anlamlar çıkarırlar. Olayın bütününü göz önünde bulundurmadan kuşkularının kanıtlarını canla başla ayrıntılarda arar. Hakarete uğradığını hissederse kat kat fazlasıyla misillemede bulunur. Hep kendi önceliğiyle ve hak­larıyla uğraştığından kolaylıkla hakarete veya haksız-lığa uğradığı­nı sanır. Katılık; akılcı, soğuk, mantıklı görünür, fakat başka­larının gösterdiği kanıtlara direnir. Sevgi ya da olumlu duygular göstermede zorlanır, mizah yönü gelişmemiştir.

Ağır durumunda paranoid (kuşkucu) kişilik bozuklu-ğu söz konusudur. Paranoid Kişilik Bozukluğu olan kişiler yeterli bir temele dayanmaksızın başkalarının kendisini sömürdüğünden kendilerini aldattığından ya da kendisine zarar verdiğinden kuşkulanırlar. Dostlarının ya da iş arkadaşlarının kendisine olan bağlılığı ya da güveni-lirliği üzerine yersiz kuşkulara kapılır. Yersiz yere söyle-diklerinin kendisine karşı kötü niyetle kullanılacağından korktuğundan başkalarına sır vermek istemez. Sıradan söz, jest ve mimiklerden ya da olaylardan, aşağılandığı ya da kendisine gözdağı verildiği biçiminde anlamlar çıkarır. Çevresindeki ve dünyadaki olayları gerçekdışı komplolarla açıklamaya aşırı eğilim gösterir. Kişisel hak­lar konusunda gerçek koşullara uymayan kavgacı ve inatçı tu­tum vardır. Sürekli kin besler, onur kırıcı davranışları, haksızlıkları ve kendisinin görmezden gelinme-sini affetmez. Başkalarınca anlaşılabilir olmayan biçim-de, karakterine ya da itibarına saldırıldığı yargısına varır ve öfkeyle ya da karşı saldırı ile birden tepki gösterir. Sık sık haksız yere karısının/ kocasının ya da cinsel eşinin sadakatsizliğiyle ilgili kuşkulara kapılır.

Paranoid kişilikteki bireylere nasıl yaklaşılmalı?

Öncelikle karşımızda paranoid kişilik varsa, onun kişiliği­ni, onun benliğini hedef almaktan kaçınmalı, eleştirilerimizi davranışlarındaki ve düşüncesindeki yanlışlıklara yö­neltmeliyiz. Davranışlarını değil kişiliğini karşımıza alırsak kuşkulanmasını doğrulamış duruma düşeriz. Bu kişilere karşı nedenlerimizi ve niyetlerimizi açıkça belirtmeli, kuşku duyacağı açık kapılar bırakmamaya gayret etmeliyiz. Yanlış yorumlayabileceği olay­lar, konuşmalar sırasında kendimizi sağlama almak için başkalarının yanımızda olmasına dikkat etmeliyiz. Bi­çimsel kurallara büyük titizlikle uymalı, açık vermemeliyiz. Uymadığımız kuralları bize karşı rahatlıkla kullanabilir ya da bundan ötürü kuşkulara kapılabilir. Dini ve politik tartışmalardan kaçınmalıyız, bu konulardaki anlaşmazlığı nedeniyle bize karşı kolaylıkla düşmanlık geliştirebilir veya kuşkularını bu ayrılığa bağlayabilir.

ŞİZOİD (İÇEKAPANIK) KİŞİLİKLER

Çoğunlukla anlaşılması güç, ilgisiz ve kendi kendisiyle yaşayan bir görüntü çi­zerler. Başkalarıyla ilişkilerinde resmiyet, duygusal soğukluk ve uzaklık gözlenir. Başkalarının eleştiri ya da övmelerine karşı tepkisizdirler. Özellikle hayal kurma ve içgözlemle aşırı uğraşma gözlenir. Tek başına gerçekleştirilebilen ve yalnızca bir tip etkinlikleri se­çerler. Hallerinden memnundur ve yaşam tarzlarını yeterli bulurlar. Aile çevresi dışında samimi arkadaşları, dostları yoktur. Birine kolay bağlanamazlar. Başka­larıyla olduklarında kendilerini rahat hissetmez ve göz temasından kaçınırlar. Duygusal iniş çıkış göstermezler. Acayip davranış ve ilgili alanları olabilir.

Böyle bireylere nasıl davranmak gerekir?

Şizoid kişilik ilaçlı ilaçsız düzeltme yaklaşımlarına en çok di­renen kişilik yapılarından biridir. İlgi duyacağı etkinliklere yö­neltildiklerinde zamanla biraz açılırlar. Bazen basit tipte şizofrenilerle karıştırılabilirler.

Yalnız kalma istek­lerine saygı gösterin. Özelliklerine uygun işler önerin. İç dünya­sıyla ilgilenin. Sessiz niteliklerinden dolayı onları takdir edin. Yoğun heyecanlarını dışa vurmasını istemeyin. Aşırı konuşarak onu bunalt-mayın. Ama yalnızlığa gömülmesine de izin verme­yin. Onlardan sosyal beklentiler içine girmeyin, girgin, dışa açık davranmasını istemeyin, başka kişilik bozukluklarında olduğu gibi bugünden yarına değişme beklentisine girmeyin.

ŞİZOTİPAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Bu kişiler davranış, düşünce, duygulanım, konuşma ve görünümlerinde birçok acayiplik ve sıradışılıklar gösterirler. Referans fikirleri (başkalarının kendisi hakkında konuştukları, güldükleri); davranışları etkileyen ve kültürel değerlerle uyumlu olmayan acayip inanışlar ya da büyüsel düşünce (örne­ğin batıl inanç, gaipten haber vermeye inanma, telepati ya da al­tıncı his); olağandışı algısal yaşantılar, bunlar arasın­da kendi bedenini, yüzünü, kolunu, ayağını değişik görme, ga­rip şekillerde görme illüzyonları olabilir; acayip düşünüş biçi­mi ve konuşma (örneğin belirsiz, çevresel, mecazi ya da aşırı ayrıntılı); kuşkuculuk ya da paranoid düşünce; uygun­suz ya da kısıtlı duygulanım; acayip alışılagelmişin dışında ya da çok kendine özel davranış ya da görünüm; birinci derecede ak­rabalar dışında yakın arkadaş ya da sırdaşının olmaması. Evlenirlerse, ilişkilerinde yüzeysel ve kenarda kaldıkları için oldukça kısa bir süre içinde boşanırlar. Toplumda kendi sosyokültürel düzeyine uygun bir gruba girmez ya da bu grubun en ucunda yer alan, aykırı kişilerdir.

Bu bozukluğu gösteren bireyler tuhaf tavırlarıyla hemen dik­kat çekerler. Bu tür kişiler zaman zaman psikotik ataklar da geliştirebilir­ler (akıl hastalığı nöbetleri). O zaman akıl hastalığına nasıl yaklaşılıyorsa bu duruma da öyle yaklaşılır. Şizotipal kişilik bozuk­luğu içinde olup işinde gücünde devam eden, hattâ başarılı olan bireyler de bulunur. Hiç psikiyatriste gitmeden bir ömür geçi­renler de vardır. Ancak, şizotipal kişilerin zaman zaman bir uz­mana görünmeleri uyumlarını arttırır.

BORDERLİNE KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Bu kişilik bozukluğunda, bireyin kimlik duygusunda, ilişkilerinde ve duygulanımında yaygın ve süreğen denge-sizlik belirgindir. Bu kişiler cinsel, mesleksel ve toplumsal kimliklerinde derin güvensizlik ve dengesizlik gösterirler. Sağlam bir kimlik duygusu gelişmemiştir. Kişi­nin kendilik imgesi, amaçları ve seçimleri belirsizdir ya da bozulmuş­tur. Sürekli boşluk duyguları hissederler. Yalnız kalmamak için yoğun ve denge­siz ilişkilere girme eğilimi kişide yineleyen duygusal krizlere neden olabilir. Bu eğilimi kişinin terk edilmeyi önlemek için aşırı çaba harcamasına ve tekrarlayan intihar tehdidi ya da kendine zarar verici davranışlara yol açabilir.

Nesne ilişkilerinde hem yüceltme, hem de değersizleştirme eğilimi şeklinde dengesiz ve tutarsızdırlar. İnsanları gözünde aşırı büyütme, göklere çıkarma ve yerin dibine geçirme uçları arasında gidip gelen gergin ve tutar­sız kişilerarası ilişkiler söz konusudur. Ayrıca, sıklıkla kendine zarar verici davranışlar (hızlı otomobil kullanma, aşırı para har­cama, denetimsiz cinsellik, madde kötüye kullanımı, kendini kesme, aşırı sigara içme, tıkınırcasına yemek yeme). Stresli dönemlerde gelip geçici ağır kişilik dağılması veya çevresindeki her şeyden şüphe etme görülebilir.

Yönetilme ve yönlendirilmesi en zor kişilik bozukluklarından biridir. Saldırganlık daha çok, kişinin kendi-sine yöneliktir. Sal­dırganlık durumlarında kız ya da erkek olması fark etmeksizin koluna, göğsüne falçata-jilet atma vardır. Burada amaç acıdan bir tür doyum almadır.

Bu tür kişilerle ilişkiyi sürdürebilmek önemlidir. Onlarla iletişim kurarken istekleri göz önünde tutulmalı-dır. Güvenlerini kazanmaya gayret edilmeli ancak bu her isteklerine taviz verilerek yapılmamalıdır. Kişiliğine ve değerlerine uygun etkinlikle­re, beceri kazandırmaya yönelik faaliyetlere teşvik etmeli, bir şekilde yaşamla bağlarını kuvvetlendirici, yaşamlarına bir an­lam katacak yönelimler bulmasına yardımcı olunmalıdır. Bu tür bireyleri olan aileler öncelikle yaşamı hiç değilse aile içinde renksiz ve sıkıcı halden çıkarmaya, kişilik bozukluğu gösteren bireyin olumlu yöndeki çabalarını desteklemeye çalışmalıdır. Bu tür kişiliklerin erken çocukluk örse­lenmeleri bilinirse aile bunu hekimiyle paylaşarak bu konuda desteğin sağlanmasına katkıda bulunabilir.

Duygusal patlamaların, krizlerin ve bu sırada oluşan kendine zarar verici davranışların altında yatan duygusal düzenekler onlarla konuşulmalı, duygularını denetim al-tında tutması için destek verilmelidir. Sorunları konuşulurken hem her hareketinin eleştirilmesinden hem de aşırı suçlamalardan kaçınılmalıdır. Kendine zarar verici dürtüler ortaya çıktığında bunun soğuk duş yapmak, spor yapmak, kum torbası yumruklamak veya dans etmek gibi zarar vermeyen etkinliklerle başaçıkma becerisi edinilme-si sağ­lanmalıdır. Düşünce temelinde, eğilimli oldukları herhangi bir şeyi ya tümüyle ak ya da tümüyle kara görme alışkanlıkları pek çok örnek üzerinden tartışarak değiştirilmeye çalışılmalıdır. Bu kalıpları, yanlış koşullanmaları değiştirmek uzun dönemli çaba gerektirmektedir. Sorun belirli bir yaşa gelinceye dek kazasız atlatılmışsa (ya da ufak tefek kazalarla), kişi hayata tutunmaya ve ona alışmaya başlayabilir, durum görece yatışır.

ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU (Sosyopati-Psikopati)

Bu kişilik bozukluğu, çocuklukta ya da ergenlik döneminin ilk yıllarında başlayan ve erişkinlikte devam eden, başkalarının haklarını saymama ve başkalarının haklarına saldırma ile giden yaygın bir örüntü şeklinde görülür. Ağır psikopatik kişilikler bulundukları toplum için ciddi tehlike oluşturdukları gibi yakın çevreleri için de tam bir baş belasıdırlar. Bu bozukluk temelde başkalarının haklarına, hissettiklerine karşı katı bir aldırmazlık şeklinde belirti kümesi ile karşımıza çıkar. Başkalarını aldatma ve sorumsuz davranma yaşam biçimleridir. Bu kişilerde toplumsal değerler, kurallar ve zorunluluklara kar­şı inatçı bir karşıt tavır ve sorumsuzluk gözlenir. Engellenme eşiğinin düşük olması nedeniyle sözlü ya da fiziksel şiddeti içeren saldırganlık eğilimi artmıştır. Çocukluk döneminde arkadaşlarına, hayvanlara karşı sözlü/fiili şiddet davranışı göstermişlerdir. Suçluluk duymama/duyamama ve olumsuz dene­yimlerden, özellikle cezadan yararlı ders almama/alamama vardır. Bu kişiler ‘vicdansız’ denilecek kadar yaptığı yanlış davranışlardan zarar gören kişilerin çektikleri acılara karşı hissizdirler. Hataları için başkalarını suçlama ve toplum-da sorun oluşturan davranışları için bahaneler üretme belirgindir. Sürekli olarak başını belaya sokacak ve tutuklanmasına hatta ceza almasına yol açacak tutum ve davranışlar sergiler. Bulunduğu toplumun ahlak ve görgü kurallarına ayak uy­duramama gözlenir. Sürekli yalan söyler, dü­rüst olmayan tutum, başkalarını atlatma, aldatma davranışlarında bulunur. İstediği şey ne olursa olsun ‘o şeyi’ almaya hakları olduğunu düşünürler. Onun istekleri önceliklidir. Kendi öncelikleri, çıkarları ve zevkleri için başkalarını aldatır ya da kandırır. Onun gözünde başka insanlar ‘salak’tır ve kandırılmayı hak etmektedirler. Dürtüsellik temel davranış biçimi halini alır; Kendisine ve çevresine yapabileceği zararı düşünmeden her an aklına estiği gibi davranır. Başladığı bir işi sürdürememe ya da (kira, vergi, sigorta primi, maaş vb.) yerine getirmesi gereken mali yükümlülüklerini yerine getirememe, ev halkı için harcaması gereken parayı lüzumsuz yerlerde kullanma ile kendini gösteren sü­rekli bir sorumsuzluk gözlenir.

Vicdansız denilebilecek kadar duygusuzluk vardır. Çevresindeki kişilere verdiği zarar nedeniyle vicdan azabı yaşamazlar. Pişmanlıkları olsa bile yüzeysel ve geçicidir.

Davranım bozukluğu dört kategoride değerlendirilir: İnsanlara ya da hayvanlara karşı saldırganlık, mala zarar verme, sahtekârlık ya da hırsızlık ya da kuralları ciddi bozma. Bu rahatsızlığın belirtileri genellikle kü­çük yaşlar-da başlar. Evden kaçma, geceyi dışarıda geçirme, kendisi gibi olan sorumsuz-serseri arkadaşlar edinme, yalan söy­leme, evden para çalma, erken sigaraya başlama ve ardından gelen uyuşturucu maddeler kullanımı, dışarıda yapılan hırsızlıkla­ra ve başka küçük suçlara yönelme, sadistik eğilimler, gücü yet­tiğini dövme, eziyet etme, hayvanlara işkence etme, öldürme gi­bi ağır davranış bozuklukları ile ortaya çıkar.

Psikopatik işaretler gösteren çocuk veya gençlerin anne baba­ları veya yakınları her koşulda onlarla diyalogunu sürdürmelidir. Onlarla iletişimi kesmek, evi erken dönemde terk etmesine göz yummak, olum­suz gelişmeleri hızlandırır. Onu anlamaya çalışarak, uzun vaazlar vermekten kaçınarak olumlu tavsiyelerde bulunulmalıdır. Onunla arkadaş olmaya ça­lışın. Bu, çoğu kez zor veya olanaksızdır, ama deneyin, içinde olumlu yönde bazı potansiyeller varsa bir şekilde cevap verecek­tir. Sözlü ve fiili şiddetten kaçının. Yaşına uygun olmayan şiddetli cezalar vermeyin, bu size olan öfke duygusunu artıracaktır. Kinci olduğunu ve öç alma duygusunun fazlasıyla bulunduğunu unutmayın. Nasıl davranmanız gerektiğine ilişkin daha zor ve ayrıntılı durumlarda uzmanlara başvurmalısınız. Ondan korktuğunuzu belli etmeyin, bu tür kişiler korkanların üstüne giderler. Taviz vermeyin, onun esiri olmayın, malvarlığınızı çarçur etmesine izin vermeyin. Bu konularda aileden ve çevrenizden etkilendiği ve çekindiği kişilerin yardımını isteyin. En son çare olarak hukuksal yollarla kendinizi koruyun. Sorumluluk duygusunu öğretmek için çocukluğundan itibaren yaptığı yanlış davranışın bedelini ödemesine fırsat verin. Hemen suçunu örtbas etmeyiniz. Hukuksal sorunlar yaşadığında yanında olsanız da yaptığı zararı her seferinde tazmin ederek onun bir sonraki suça yönelmesine zemin hazırlamış olursunuz. (Bu konuda daha önce yayınlanmış olan ve sorunlu çocuk örneklemi olarak DEHB’lu çocukları konu edinen ‘Dikkati Dağınık Haşarı Çocuklar’ isimli kitabımdan yararlanabilirsiniz.)

Onları enerjilerini yönelteceği spor, hobi uğraşları, resim, müzik gibi rahatlatıcı etkinliklere yönlendirmek bazen faydalı olabilir. Bu bozukluk birçok olguda yaş ilerledikçe bir oranda yatışabilir.

Histrionik (Oyuncu) Kişilik

Histrionik kişilik bozukluğu dikkati üzerine çekme isteği ve çabaları, olayları büyütmeye, dramatize etmeye, hatta yalan öyküler anlatmaya eğilim; abartılmış duygusal tepkiler ve beden, yüz hareketleri; çabuk etkilenme gibi özellikler bulunur. Gösterişli, çekici olmaya çalışırlar, Benmerkezcilik ve özsevicilik eğilimleri fazladır. Çabuk arkadaş olur, fakat çabuk reddedilmiş hissederler. Genel olarak yapaylık, oyunculuk, yüzeysellik ilişkilere egemendir. Çoğunda, temelde derin cinsel korkular ve kısıtlanışlar varsa da dış görünümleri ile bunun tersi gibidirler. Bazıları baştan çıkarıcı davranış sergileyebilir. Kişilerarası ilişkilerde saf, telkine yatkın ve bağımlıdırlar. Şefkat ve sevgi açlığı gösterirler; fakat olgun, dengeli ilişkiler kuramazlar.

Geçmişte bu tür kişilere histerik kişilik denilirdi. Hippokrat'tan beri tıpta ve psikiyat­ride duygusallığı ön planda kişilere veya tavırlara ‘histerik’ de­me alışkanlığı yerleşmiştir. Bu tür özellikler o devirde büyük ço­ğunlukla kadınlarda görüldüğü için Hippokrat bunun rahimden kaynaklandığını düşünmüş ve rahim anlamına gelen ‘histeri’ kelimesini kullanmıştır. Oysaki rahimle bu kişiliğin hiçbir ilgisi yoktur. Dolayısıyla, son yıllarda histerik kavramı yerine histrionik kavramı konulmuştur. Histrio, Yunanca'da oyuncu demektir.

Onlara her "normal" davranışında ilgi göstermek, davranışlarını düzeltme konusunda yardımcı olabilir. Onlarla bir aradayken kahramanlık mertebesinden zavallılık düzeyine indirilmeye ya da tam tersine hazırlıklı olmak lazımdır. İletişim kurduğunuzda mesafeli durmalı ve söylemek istediklerinizi net ifade etmelisiniz.

NARSİSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Bu kişilik özellikleri çoğunlukla Sınır (Borderline) Kişilik özellikleri ile birlikte bulunur. Bu kişiler başarılarını ve yeteneklerini abartırlar ve kendilerini fiziksel ve ruhsal yönden aşırı beğenir ve üstün görürler. Bunlar çevresinden sürekli beğeni, ilgi ve onay bekler ve gittikleri her yerde özel bir yeri hak ettiğine inanırlar. Bu yoğun narsisistik beklentileri ise sık hayal kırıklıklarına ve incinmelere yol açabilir. Özsaygılarını ancak dışarıdan gelecek ilgi, beğeni ve onaylarla sürdürebilmektedirler. Sürekli övgü beklerler. Bu nedenle görünüş ve davranışları hep bunları elde etmeye yöneliktir. Beklentileri karşılanmayınca öz­saygı çabuk düşer. Kırgınlıklar, bunaltı ve çökkünlük olabilir.

Kendisini yüceltmek, daha üstün görmek ve göstermek için başkalarını kul­lanır, hatta sömürürler. Arkadaşlıklarını yalnız kendisini yüceltme yönünde çıkar sağlamak için kullanır. Başka­larının duygularından fazla etkilenmez. Başkalarının duygu ve düşüncelerine, gereksinmelerine empati duyamazlar.

Böyle kişilere nasıl davranmak gerekir?

İçten davrandığı, iç­ten konuştuğu her durumda onu takdir ettiğinizi gösterin. Baş­kalarının tepkilerini ona açıklayın. Ona karşı ve birlikteyken başkalarına karşı görgü kurallarına ve nazik davranış kalıplarına titizlikle uyun. Yalnızca zorunlu eleştirileri yapın ve çok açık olun. Kendi başarı ve ayrıcalıklarınızı öne çıkarmayın.

Ona sistematik olarak karşı çıkmayın, eleştirilmesi zorunlu davranışlarını eleştirin. (Kişiliğini, şahsını değil, davranışlarını eleştirin.) Sizi kullanmasına karşı dikkatli olun. Yinelemek iste­mediğiniz iyilikleri hiçbir zaman yapmayın, yapmadığınızda da­ha kötü olursunuz. İlişkinizi sürdürmek için sürekli taviz veren kişi hep siz olmayın.

SAKINIMLI (KAÇINGAN) KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Bunlar toplum içinde olumsuz değerlendirilmekten korkan, utangaç, çekingen, ken­dilerini fazla gözleyen ve nasıl görüldüğünü merak eden kişilerdir. Eleştiril­mekten ya da alaya alınmaktan çok korkar, gülünç duruma düş­mekten endişe duyar. Karşısındakine güven duymadan insanlarla ilişki kurmaktan kaçınır. Sıkıntılı durumlara düşeceği ya da incinebileceği durumlardan uzak durur. Toplumsal ve iş yaşamları bu du­rumdan etkilenebilir. Bu kişiler kendine az güvenir, yeteneklerini ve başarılarını küçümser. Başarısızlıklardan kork­tuğu için çoğunlukla silik bir rol alır ya da yeteneklerinin altın­daki görevleri üstlenir.

Sakınımlı kişilik ile sosyal fobi sıklıkla birbirine karışır ve sıklıkla birliktedir.

Onu alaya almaktan kaçınmalı ve toplum içindeki yanlış tutum ve davranışları için tepki gösterirken kızgın ifade edişlerden sakınmalıyız. Diğer kişilik bozuklukları ve sorunlarında olduğu gibi bu eksikliği gidermek için de ömür boyu sürecek sabırlı bir mücadele göze alınmalıdır. Bunun için sosyal ortamlarda alıştırmalar yapılmalıdır. Kişi hafiften daha yoğun kaygı doğuracak ortamlara şeklinde kor­kularının üstüne aşamalı olarak gitmelidir. Bu egzersizler önce kişide sıkıntıya yol açabilir ise de zamanla alışkanlık kazandıracağından kişide bu ortamlarda bulunma rahatlama yaratacaktır.

BAĞIMLI KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Bu kişilikte olan insanlar en küçük bir işte bile birisine özellikle ebeveynlerine danışmadan iş yapamazlar. Yalnız başlarına karar veremeyen, girişim yapamayan, eyleme geçemeyen, sorum­luluk alamayan bu kişiler yetişkin çağın doğal beklentileri karşısında bir çocuk gibi çaresiz kalırlar. Önemli olan kararları almayı bir başkasına bıra­kırlar. İkilemde kaldığı her işte yakınlarının karar vermesini, girişime geçmesini beklerler. Bir girişimi başlatmakta zorlanırlar, daha çok, gelişmeleri izlemeyi yeğlerler. Yalnız kalmayı, yalnız başına iş yapmayı sev­mezler. Sürekli olarak ilişkilerinin bozulması endişesi taşırlar. Kimseyi gücendirmemek için her şeye evet derler. Söyledikleri onay görmez ya da eleştirilirse çok etkilenir ve endişe duyarlar. Aslında bu tutum ve davranışları küçük çocuklarda gözleriz. Bunlar çocukluklarında aşırı korunan, isteği hemen yerine getirilen, özerklik ve girişim yetileri kısıtlanarak büyütülen kişilerdir. Bu kişiler yetişkin çağın doğal beklentileri karşısında bir çocuk gibi çaresiz kalırlar.

Yanlarında kendilerine bakan, veren, koruyan, destek olan, karar alan kişiler olmazsa çok güvensiz, tedirgin ve bunaltılı olurlar. Sorumluluk almayı, özerk karar vermeyi, girişimciliği beklemeyen; denetim ve destek sağlayan ko­ruyucu iş yerlerinde uyum yapabilirler.

Onlara nasıl davranmak gerekir?

Başarılarına odaklanmayın, girişim­lerini destekleyin. Eğer sizden bir öneri isterse ya­nıtlamadan önce onun kişisel düşüncesini öğrenin. Ona kendi zayıflık ve kararsızlıklarınızı anlatın, ondan öğüt ve yardım iste­mekten çekinmeyin. Onu etkinliklerini arttırma konusunda isteklendirin. Onsuz da bazı şeyler yapabileceğinizi, bunun onu terk etmek anlamına gelmediğini açıklayın. Acil olarak sizden is­tese bile onun yerine karar almayın, darda kaldığı her durumda yardımına koşmayın. Başarısız olsalar bile girişimlerini eleştir­meyin. Kendi başına yaşamasını öğrenmesi için onu tümüyle terk etmeyin. Birtakım işlerinizi yaparak ya da size hediyeler su­narak güdümünüze girmesine göz yummayın. Onun etki alanınızda kalmasına izin vermeyin.

SAPLANTILI KİŞİLİK BOZUKLUĞU (OBSESİF KİŞİLİK)

Her şeyde aşırı düzen, titizlik ve kusursuzluk beklentisi vardır. Ayrıntılara, yönetmeliklere, düzenle­melere ve sıralamaya aşırı derecede dikkat eder. Her konuda aşırı kararsızlık, erteleme eğilimi, olayların olumlu olumsuz yönlerini sürekli tartma, kılı kırk yarma, ince eleyip sık dokuma gibi halk deyimleri ile tanımlanan özellikler yüzünden karar verememe vardır. Bu aşırı titizlik özellikleri nedeniyle obsesif yavaşlık denilen, bir işi zamanında yapamama görülür. Mükemmeliyetçilik nedeniyle hiçbir işe başlayamama ve bitirememe yüzünden tembellikle suçlanırlar.

Bu kişiler aşırı kuralcı ve inatçıdırlar. Her şeyin kendi kurallarına ve beklentilerine uygun biçimde yapılmasında ısrarcıdırlar. Birileri bu kurallara tam uymadığında hoşgörüsüzdürler. Tepkileri aşırı olabilir. Aşırı sorumluluk duygusu özellikleri nedeniyle ahlaki, estetik değerlerde katılık ve tutuculuk gösterirler. Aşırı boyutlarda vicdanlı ve titizdirler. Konuşmalarında ve ilişkilerinde aşırı kuralcılık, ayrıntıcılık, mantıkçılık vardır. Duygularını ifade etmede şekilci, so­ğuk ve sıkıntılıdır.

Saydığımız özellikler çok aşırı düzeyde değilse genellikle bu kişiler iş ortamlarında başarılıdırlar ve tutulurlar. Aynı özellikle­ri nedeniyle ailelerinde ve yakın çevrelerinde de faydalı olurlar. Ancak genellikle iş yaşamı dışında sıkıcıdırlar. Kolay mutlu ola­mazlar. Toplumlarda yaygın görülen vurdumduymazlık, gev­şeklik, laubalilik gibi eğilimlere karşı sanki bir tepki sonucu oluşmuşlardır. Toplumlardaki düzen ve disiplin ise sanki bu ki­şiliklerin eseridir.

Bu tür kişilere nasıl yaklaşmak gerekir?

Kesinlikle tuhaf takıntılarıyla alay etmeyin. Düzenliğini ve titizliğini beğendiğinizi söyleyin. Ancak takıntılı kişiliğinden kaynaklanan başarılarından ötürü onu takdir etmeyiniz. Yaşamınıza karıştığında ve yaptığınız şeye karışmada çok ileri gittiğinde kesin tavırla karşı çıkınız. Ona dönem dönem gevşemenin gerekliliğini hissettirin. Düşünce sistemiyle sizi etkilemesine ve kendi kısır­döngüsü içine sürüklenmesine izin vermeyin.

Obsesif-kompulsif nevrozdan ayırımı tipik düşünce saplantıları (obsesyon) ve hare­ket zorlantıları (kompulsiyon) olmayışı ile yapılır. Sorumlulukları, iş yükü arttıkça veya ağır stres altında saplantı ve zorlantı belirtileri gösterebilirler.

PASİF-AGRESİF (EDİLGİN-SALDIRGAN) KİŞİLİK

Kişilik bozukluğu kümesinde yer almayan bir tanıdır.Bu kişiler özel yaşamında veya iş alanında başkalarının isteklerine karşı genellikle pasif bir direniş gösterir. Amiri durumundaki kişilere öfke, kin ve saldırganlık duygularını dolaylı ve pasif direniş tavrı ile dışa vurulur. Bu kişiler kendilerinden beklenenlere karşı inatçı bir tarzda ve fark ettirmeden direnç gösterirler. Bu pasif direnişler en çok aile ve iş ortamında belirgindir. İşlerini biraz daha hızlı ve zamanında teslim etmesi istenildiğinde bu kişiler yapılması istenen işi ertelerler ve çeşitli bahanelerle uzatırlar. Üzerlerine varıldıkça bu inatçı erteleyicilik ve savsaklama eğilimi artar. Küserler, surat asarlar, üstleri ile çekişirler ve onları çekiştirirler. Bu davranışlarını unutkanlık ve başka yüzeysel bahanelerle açıklamağa çalışırlar. Sessizlik, öfke ve küskünlük edilgen direnişin önemli belirtisidir. Bu tutumları ile ailede ve iş yerinde kendi­lerine karşı tahammülsüzlük uyandırırlar ve eleştirilirler. Kendisinin anlaşılmadığından ya da istenilmediğinden yakınır, kendisine haksızlık yapıldığına inanır.

Böyle kişilere nasıl davranmalı?

Bu kişilere karşı sevecen olun. Müm­kün olan her durumda görüşünü alın. Kendini ifade etmesine yardımcı olun. Fakat ona her işin bir kuralı olduğunu hatırlatın.

Size olan muhalefetini görmezlikten gelmeyin. Onu anne ba­ba üslubuyla eleştirmeyin. Sizi karşılıklı misilleme oyununa sü­rüklemesine izin vermeyin.

KİŞİLİK BOZUKLUĞUNDA TEDAVİ:

Kişilik bozukluğu olanlar genellikle sağaltım için başvurmazlar. Antisosyal kişilik özelliği gösterenler çoğu kez suç işlemiş olma nedeni ile ruh hekimine bir değerlendirme, nadir olarak da tedavisi için yönlendirilir. Kişiliğindeki temel bozukluğun farkına varıp, değişmek amacıyla başvuranlar nadirdir.

Ancak başı sıklıkla derde giren, başarısız ve mutsuz olan ya da başka bir bozukluk belirtisi de bulunan (alkole düşkünlük, nörotik belirtiler, cinsel sorunlar, aile geçimsizliği gibi) kişiler hekime başvurabilirler. Aslında kişilik bozukluğunun sağaltımı çok güç, çoğunda da olanaksızdır.

Kişilik bozukluğunun terapisindeki amaçlar;

Dönem dönem yaşayacağı krizlerin yatıştırılması,

Davranışlarındaki dengesizliğin ve tutarsız-lığın düzeltilmesi,

Yaşadığı topluma uyumlu davranış örüntüsü elde etmesi,

Ruhsal açıdan kendisini geliştirmede yardımcı olmak.

Krizler esnasında kendisine (intihar) ve çevresine yönelik yıkıcı davranışları önlemek amacıyla yatarak tedavisi gerekebilir.

Davranışlarındaki dengesizliğin ve tutarsızlığın düzeltilmesi ile dürtü denetiminin güçlenmesi, kendine zarar verici ve dürtüsel davranışların azalması amaçlanır.

Yaşadığı topluma uyumlu davranış örüntüsü elde etmesi için toplumsal öğrenme ve karşısındaki kişilere karşı duygudaşlık (empati) hissetmesine yönelik olarak terapi düzenlenir.

İlaç tedavisi kişilik bozukluklarında çok etkin olmasa da (öfke, bunaltı, duygu durumdaki dalgalanmalar ve kendisine ve çevresine zarar vermesinin önlenmesi gibi) bazı amaçlar için kullanılmaktadır.


Eskişehir Psikiyatri uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!