Çocukları Suç Davranışına Yönelten Aile Faktörleri


Ailesel faktörlerin çocukların olumlu veya olumsuz davranışları üzerinde çok güçlü bir etkisinin olduğu belirtilmektedir. Cheung ve arkadaşları, anne-babalarla çocuklar arasındaki ilişkilerin çocuk suçluluğunda önemli bir rol oynadığını bulmuşlardır. Henry ve arkadaşları, ailesel değişkenlerin hem doğrudan hem de akran grupları gibi aracı değişkenler yoluyla çocuk suçluluğunda rol oynayabileceğini saptamışlardır. Aynı çalışmada araştırmacılar, etkili yetiştirme yöntemlerinin ve yakın ilişkilerin gözlemlendiği ailelerde, çocukların şiddet davranışı sergileyen akranlarla arkadaşlık kurma olasılıklarının daha düşük olduğunu göstermişlerdir. Buna karşın, duygusal yakınlığın ve yetiştirme yöntemlerinin yetersiz olduğu ailelerin çocuklarında, olumsuz akran etkisine bağlı olarak, şiddet ve suç davranışlarının daha sık görüldüğü sonucuna varmışlardır.
Anne, baba ve çocuklar arasındaki aile içi etkileşimin çeşitli boyutlarının çocuk suçluluğu üzerinde son derece etkili olabileceği başka araştırmalarda da desteklenmiştir. Örneğin, erken yaşta çocuk sahibi olan deneyimsiz annelerin çocuklarının, suç davranışını da içeren problem davranışlar sergileme olasılıklarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Genç yaşta anne olanların daha fazla olumsuzluklarla karşılaştığı ve çocuklarıyla ilişkilerinde yetersiz, sınırlı ve olumsuz bir yaklaşım içinde oldukları bilgisi bu ilişkiyi açıklar niteliktedir.
Çok sayıda araştırmada, anne-baba desteği, kontrolü ve gözetiminin yüksek olduğu ailelerin çocuklarında suç davranışının görülme olasılığının daha düşük olduğu bulunmuştur. Destekleyici ve cesaretlendirici davranışları içeren aile desteği algısı yüksek olan çocukların, halka açık alanda alkol almak, başkasının malına zarar vermek, hırsızlığa teşebbüs etmek veya hırsızlık yapmak, sahte para kullanmak, taş veya şişe benzeri nesneler fırlatmak gibi eylemleri içeren suçlarda bulunma olasılıklarının daha düşük olduğu görülmüştür.
Öte yandan suça yönelmiş çocukların ailelerinde, daha fazla aile içi şiddet (eşin istismarı, çocuk istismarı, yaşlıların istismarı, fiziksel ve duygusal istismar), daha zayıf anne-baba bağı ve aile içi işlevsellikte daha fazla yetersizlik görüldüğü bildirilmiş ve çocukların anne babalarını çeşitli değişkenler bakımından daha olumsuz algıladıkları tespit edilmiştir. Sözü edilen çalışmada aile içi işlevsellik, duygusal yakınlık, uyumlu ilişkiler, rollerin ve sorumlulukların dağılımı, iş birliği içerisinde karar vererek sorunlara çözüm üretmek ve akrabalarla ve arkadaşlarla pozitif ilişkileri sürdürmek gibi değişkenler için tanımlanmıştır.
Anne-baba rolünü üstlenen kişilerin sürekli değişmesi, diğer bir ifadeyle çocuğu gerçekten sahiplenmiş yerleşik anne-baba yoksunluğu da çocuk suçluluğu için önemli bir risk faktörü olarak belirlenmiştir. Anne-baba figürlerinin yerleşik olduğu düzenli bir aile yapısının, çocuk ve anne-baba arası etkileşimi güçlendirerek suçu da içeren problem davranışları önlediği ya da azalttığı düşünülmektedir. Biyolojik anne-babalardan ikisiyle birlikte yaşayamamanın da suç davranışı riskini artırdığı saptanmıştır. Bazı durumlarda anne-babanın boşanması aile yapısını bozabilmekte ve anne babalık işlevlerinin düzenli olarak yerine getirilmesini kesintiye uğratmaktadır.
DeGarmo ve Forgatch’ın çalışmasında, anne-baba üzerinde olumsuz etkiler yaratarak annelik-babalık rolünde sapmalara ve yetersiz ebeveynliğe yol açan boşanmanın, sonuç olarak çocuklarda çeşitli uyum ve davranış problemlerini artırabileceğinden söz edilmiştir. Başka bir çalışmada da suça yönelmiş çocukların çoğunun boşanma veya ölüm sebebiyle parçalanmış ailelerden geldiği görülmüştür. Benzer bir şekilde, Kierkus ve Baer de aile yapısının suç davranışının önemli bir yordayıcısı olduğunu belirtmişlerdir ancak anne-babaya bağlılık koruyucu bir faktör olarak devreye girdiğinde aile yapısı ve suç davranışı arasındaki ilişkinin derecesinin önemli oranda azaldığını saptamışlardır. Başka bir çalışmada da çocuğun annesine olan bağlılığının, çocuk suçluluğu üzerinde, aile yapısından ve diğer ekonomik sebeplerden çok daha etkili olduğu görülmüştür.
Araştırmaların bir kısmında ise anne ve babanın, çocukları üzerinde çocuğun cinsiyetine göre farklı etkilerinin olabileceği saptanmıştır. Babaların oğulları üzerinde, annelerin ise kızlarının üzerinde daha etkili olduğu düşünülmektedir. Baba figürünün erkek çocuklar için kritik bir rol oynadığı ve babanın evde varlığını hissettirmesinin çocuk suçluluğunu azalttığı görülmüştür. Babanın olmadığı ailelerde aynı zamanda sosyoekonomik açıdan avantajsız konumda olan erkek çocuklarının suça yönelme olasılıklarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Başka bir araştırmada da babanın eğitim düzeyi ve kardeş sayısı yalnızca erkek çocukların suç davranışı için önemli belirleyiciler olarak saptanmış, daha az kardeşi olan ve babası lise mezunu olan erkek çocuklarının daha az suça yöneldiği bulunmuştur. Bazı araştırmacılar, anne figürünün erkek ve kız çocukları üzerinde farklı etkileri olabileceğini belirtmişlerdir. Örneğin, Torrente ve Vazsonyi, anneden gelen psikolojik kontrolün kız çocukların antisosyal ve suç davranışlarını artırdığını, annenin desteğini almanın ise erkek çocukların antisosyal ve suç davranışlarını azalttığını bulmuştur.
Aile içi değişkenlerden çocuk istismarı ve ihmali, çocuk suçluluğuyla ilişkili bulunan bir diğer faktördür. Dembo ve arkadaşları, fiziksel ve cinsel istismara uğrayan çocukların suç davranışı bakımından daha fazla risk altında olduklarını belirtmişlerdir. Anne-babaların çocuğa yönelik saldırganlık ve şiddet içeren davranışlarının çocuğun suçla ilişkili şiddet davranışını artırdığı bulunmuştur. Simon ve arkadaşları, anne-babalar tarafından şiddete uğramanın, davranış değişimi gibi etkileri olduğu için çocuğun şiddete karşı olumlu bakış açısı geliştirmesine sebep olabileceğini ve bu yolla da çocuğun olumlu sonuç elde etme beklentisiyle şiddete başvurma davranışının pekişebileceğini belirtmişlerdir. Ilomäki ve arkadaşları benzer şekilde, anne-baba tarafından fiziksel istismara uğramanın kız çocukları arasında şiddet ve suç davranışını da içeren davranış bozukluklarına yol açabileceğini bulmuştur.
Araştırmacıların odaklandığı bir diğer konu ise anne-babaların sosyo-ekonomik durumu ve eğitim düzeyidir. Gültekin Akduman ve arkadaşları, anne-babaların eğitim seviyesi arttıkça çocukların suça karışma olasılıklarının düştüğünü tespit etmişler ve eğitimli anne-babaların çocuk yetiştirme konusunda kazandıkları farklı deneyimlerin ve bakış açılarının bunda payı olduğunu düşünmüşlerdir. Düşük ekonomik gelir de çocuk suçluluğuyla ilişkili bulunmuştur. Çocuklara kendilerini suça iten sebepler sorulduğunda ilk sırada “ekonomik zorlukları” belirttikleri görülmüştür. Ailenin sosyo-ekonomik durumunun, çocukların içinde bulunduğu okul ve çevre şartlarını belirleyerek çocuğun zaman geçireceği akran gruplarına etki ettiği ve bu dolaylı yolla da suç davranışında rol oynayabileceği düşünülmektedir. Anneleri işsiz ve eğitim düzeyi düşük olan, ayrıca düşük ekonomik geliri olan ailelerdeki çocukların daha çok ev dışında vakit geçirdikleri ve gözetimden yoksun oldukları bulunmuştur. Gözetimin çocuk suçluluğunda rol oynayan önemli bir faktör olabileceği bilgisi göz önünde bulundurularak bu ailelerin çocuklarında suç davranışının daha sık görüleceği düşünülebilir.
Araştırmacılar anne-babaların dini inanışlarının çocuk suçluluğu üzerindeki etkisine de odaklanmıştır. Hem anne-babaların hem de çocukların dini yönelimlerinin ve dini aktivitelere bağlılıklarının, ciddi boyutlu suç davranışını sınırlandırdığı özellikle de bu yönelim ve bağlılığın kız çocuklarını erkek çocuklardan daha iyi koruduğu bulunmuştur. Başka bir çalışmada, dini inanışın ancak aile üyeleri arasında paylaşıldığı takdirde aileye bağlılığı artırarak suçluluğu azalttığı saptanmıştır.
Anne-babaların suç öyküsü, psikolojik ve duygusal durumu ve madde kullanımı çocukların suç davranışıyla ilişkili bulunan diğer faktörlerdir. Anne-babaların suça yönelmiş olması ve madde kullanımı çocuk suçluluğunu artırmaktadır. Anne-babaların suça yönelmesi nedeniyle çocukların yaşayacakları anne-baba yoksunluğunun, onların davranışları üzerinde olumsuz etki yaratabileceği düşünülmektedir. Anne-babaların suç davranışıyla çocuğun suç davranışı arasındaki ilişki nesiller arası geçiş yoluyla da ilişkilendirilmektedir. Örneğin, Farrington, Coid ve Murray nesiller arası geçişte bireysel, ailesel ve sosyo-ekonomik çeşitli risk faktörlerinin rol oynayabileceğini belirtmişler ancak bu faktörleri kontrol etmelerine rağmen çocuklardaki suç davranışının nesiller arası olarak babadan oğullara geçtiğini bulmuşlardır.
Aile bireyleri arasındaki suç davranışını inceleyen başka bir araştırmada ise anne babalarla çocukların suç davranışı arasında güçlü bir ilişki bulunmamış ancak kardeşler arası suç davranışında güçlü bir benzerlik saptanmıştır. Kardeşler arası suç davranışının benzerliğinde, öğrenme ve taklit etme gibi etkenlerin rol oynayabileceği düşünülmüştür. Tüm bu bulgular bize ailesel faktörlerin hem doğrudan hem de başka faktörler yoluyla çocuk suçluluğuna etki edebileceğini göstermektedir.
Kaynakça: https://psikolog.org.tr/tr/yayinlar/dergiler/1031828/tpy1301996120100000m000133.pdf?v=1701785747
Yazarlar: Melike N. KORKMAZ, Gülsen ERDEN