Arketipler Edebiyata Nasıl Yansır?


Analitik Psikoloji’nin kurucusu olan Carl Gustav Jung’un düşünceleri arasında arketip kavramı önemli bir yer tutar. Geçmişten günümüze dek gelen, kolektif bilinç dışında yaşayan arketipler, her insanda bulunur ve evrensel bir görünüm arz eder. Arketipler bilinç dışıdır, bu nedenle varlıkları ruhun içinde ortaya çıkan imgeler ve bunların tezahürleri şeklinde fark edilir.
Arketipler; persona, gölge, anima, animus, hilebaz, yaşlı bilge ve büyükannedir. Seveceği insanı seçmede erkek, kendi bilinç dışı dişiliğine en iyi uyan kadını kazanmaya çalışır; yani kendi ruh yansıması olan animasını arar. Aynı durum kadın için de geçerlidir, o da animusunun peşindedir. Bir erkeğin ruhundaki belli belirsiz duygular, hisler, sezgiler ve duyarlılıklar anima tarafından yönetilir; kadını ise, eleştirel tartışmacılığa sevk eden animustur.
Yani animus fikirler, anima duygular üretir. Büyükanne koruma, sevgi ve bereketi; yaşlı bilge ise, yol gösterici aklı ve sezgiyi temsil eder. İnsanın dış dünya ile uyumunu, üzerine bir palto gibi giydiği ya da bir maske şeklinde taktığı personası gerçekleştirir. Böylece birey evde farklı, işte farklı, arkadaşları içerisinde farklı görünebilir. Gölge, kişiliğin karanlık kısmını oluşturur. Gölgenin varlığı bazen sergilenen davranışların tam tersi olarak kendini belli eder. Sürekli ahlaki değerlerden bahseden birinin aslında içten içe bunları küçümsediği, şiddete karşı olan birinin aslında yok etme duygularıyla dolu olduğu görülebilir. Hilebaz ise, kurnazlığın temsilidir.
Yazılı eserler hem olayların genişletilmesine hem de kişilerin ayrıntılı incelenmesinde yazarın kişisel ve ortak bilinç dışından beslenir. Bu nedenle her edebî eser, kolektif bilinç dışının oluşturduğu evrensel arketip zincirine eklenir. İnsanlığı ırk, din, dil ayırt etmeden ortak bir potada buluşturan arketipler; dikkatli bir gözlem neticesinde edebî eserlerde de ortaya çıkarılabilir. Duygu ve düşüncelerin söz ile aktarıldığı bir sanat dalı olan edebiyat, arketiplerin izlerini sürebileceğimiz bir alan oluşturur.
Her yazar, kalıtım ve evrimin ruhsal yapıda bıraktığı izler olan ortak bilinç dışından yararlanır. Bu alan tüm insanlık tarihi kadar eski ve her bireyde geçerli olan evrensel bir bilinç düzeyidir. Söz konusu bağ, aralarında herhangi bir ilgi bulunmayan ya da birbirinden haberdar bile olmayan iki farklı ülkeden, iki farklı yazarın benzer kahramanlara ve olaylara yer vermesini sağlar. Daha dar bir alanı ele alırsak, bu durum aynı edebiyatın içerisinde üretilmiş eski ve yeni dönem eserlerinde de görülür. Bir zincirin halkaları gibi gelip birbirine bağlanan bu parçalar, evrensel bir bütünü oluşturur. Bu evrensel yolculuk içerisinde yaratılmış her eserde, ara sıra görünüp kaybolan ya da açık bir şekilde işlenen bir arketip muhakkak vardır. Okuyucuya düşen, bu izleri takip etmek ve ebedî yolculuğu sürdürmektir.
Kaynakça: https://dergipark.org.tr/tr/pub/ijsser/issue/26515/279130
Yazar: Ece Serrican