Yeme Bozuklukları nedir? Psikiyatrik bir hastalık mıdır?

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir
Yeme Bozuklukları Nedir? Psikiyatrik Bir Perspektif
Yeme bozuklukları; anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve son yıllarda tanımlanan tıkınırcasına yeme bozukluğu gibi hastalıkları kapsayan bir tanı grubudur. Bu rahatsızlıklar temelde ruhsal kaynaklıdır ve bedensel belirtiler ön planda görünse de ciddi ruhsal sorunlarla birliktedir.
Anoreksiya Nervoza: Belirtileri ve Davranış Biçimleri
Anoreksiya nervozadaki temel belirtiler; zayıf bir bedene sahip olma arzusu, kilo almaktan duyulan aşırı korku, beden imgesinde bozukluk ve adet kesilmesidir. Hastalar, kilo kaybetmek amacıyla kendilerine özgü çeşitli davranış biçimleri geliştirirler.
Kilo Kaybetme Yöntemleri
Hastaların yaklaşık yarısı, yiyecek alımını ileri derecede kısıtlayarak kilo kaybederken, bir kısmı yoğun egzersiz programları uygular. Diğer yarısı ise sıkı diyetlerin ardından kontrolü kaybederek tıkınırcasına yemek yer ve sonrasında bu yediklerini kusarak dışarı atar. Ayrıca, besinlerin kilo yapıcı etkisini azaltmak için laksatif (ishal yapıcı) veya diüretik (su atıcı) ilaçlara başvurabilirler. Sonuçta hasta, sağlığını tehdit edecek ölçüde zayıflamıştır.
Bulimiya Nervoza: Ataklar ve Fiziksel Görünüm
Bulimiya nervoza, aşırı yeme atakları ve bu atakları takip eden kusma eylemlerinin baskın olduğu bir yeme bozukluğu tablosudur. Hasta, zayıf bir bedene sahip olmak istediği için anoreksiya nervozadaki gibi yediklerini dışarı atmak ve kalori etkilerini gidermek için çeşitli yollara başvurur. Ancak bu tabloda anoreksiyadan farklı olarak, hasta genellikle hafif kilolu ya da normal beden ağırlığındadır.
Yeme Bozukluklarının Nedenleri ve Toplumsal Etkiler
Yeme bozukluklarının gelişimi için tek bir özgün neden bilinmemekle birlikte, süreç oldukça çok yönlüdür. Diyet yapma davranışı, bu bozuklukların gelişimine yol açan ortak bir uyarıcı olarak kabul edilir. Özellikle modern toplumlarda ince bedene sahip olmanın kabul görmesi, bireyleri daha çekici olma amacıyla diyet yapmaya yöneltmektedir.
Risk Altındaki Gruplar ve Sosyal Faktörler
- Mesleki Gruplar: Mankenler, dansçılar, balerinler, sporcular ve jokeyler gibi rekabetin yüksek olduğu alanlarda çalışanlar yüksek risk altındadır.
- Cinsiyet Faktörü: Hastalıkların kadınlarda belirgin şekilde daha sık görülmesi, kadınlık psikolojisinin gelişimdeki önemini vurgular.
- Gelişimsel Dönemler: Ergenlik değişimleri ve bu sürece uyum sağlamadaki yetersizlikler, anoreksiyanın başlangıcında rol oynayabilir.
- Sosyal Değişimler: Özellikle bulimiya nervozanın gelişiminde toplumsal değişimler önemli bir rol oynamaktadır.
Fizyolojik ve Metabolik Komplikasyonlar
Açlık durumu ve çıkarma davranışları, vücutta geri dönüşümlü ancak ciddi hasarlara yol açar. Bu komplikasyonlar doğrudan hayati risk taşıyabilir.
| Sistem / Bölge | Görülen Komplikasyonlar |
|---|---|
| Kalp ve Kan | Kalp ritim bozuklukları, düşük potasyum düzeyleri, kan tablosunda bozulmalar, ani ölüm riski. |
| Sindirim Sistemi | Karaciğer yağlanması, midede boşalma gecikmesi, kabızlık, mide genişlemesi, yemek borusu zedelenmesi. |
| Genel Fizyoloji | Diş çürümeleri ve aşınmaları, kuru cilt, tüylenme, osteoporoz, düşük beden ısısı, tiroid metabolizmasının düşmesi. |
Başlangıç Yaşı ve Hayati Riskler
Anoreksiya nervoza için en riskli dönem 14-15 yaşlarıdır; ancak nadiren 9 yaşında veya menopoz sonrası dönemde de görülebilir. Bulimiya nervoza için ise tipik başlangıç yaşı 18-19 arasıdır.
Bu hastalıklar, tüm psikiyatrik rahatsızlıklar arasında en ölümcül olanlardır. Özellikle anoreksiya nervozalı hastalar daha fazla risk altındadır. İyi örgütlenmiş kliniklerin bulunduğu ülkelerde bile, anoreksiya hastalarının yaklaşık %10'u bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmektedir.
Yeme Bozukluklarının Tedavi Süreci
En doğru yardım, hastayı bir danışmanlık alması için psikiyatri uzmanı ile görüşmeye ikna etmektir. Sürecin geciktirilmesi, hastalığın kronikleşmesine ve tedavinin daha da zorlaşmasına neden olacaktır.
Tedavi, psikiyatri uzmanının öncülüğünde; dahiliye ve kadın-doğum gibi diğer tıbbi dallar ile iş birliği içinde yürütülmelidir. Psikoterapi vazgeçilmezdir; bununla birlikte aile ile iş birliği ve ailenin tedaviye doğru katılımı büyük önem taşır. Tedavideki ilk hedef, genellikle tedavi talebi az olan hastanın iş birliği yapmasını sağlamaktır.


