Terapiye Gitmek İçin Yeterince Kötü Olmak Gerekir mi?

Terapi Bir Son Çare midir?
Psikoterapi çoğu zaman kriz anlarıyla, yoğun belirtilerle ya da işlevselliğin bozulduğu
durumlarla ilişkilendirilir. Oysa terapi yalnızca bozulmuş olanı onarmak için değil, kişinin
kendisiyle kurduğu ilişkiyi derinleştirmek için de başvurulan bir süreçtir.
Klinik deneyim, terapiye gelen birçok kişinin “kötü” hissetmediğini, ancak iyi hissetmediğini
gösterir.
Yeterince Kötü Değilim İnancı Nereden Gelir?
Bu düşünce genellikle karşılaştırmadan beslenir. Kişi kendi yaşadıklarını başkalarının
yaşadığı zorluklarla kıyaslar ve şikâyet etmeye hakkı olmadığını düşünür. Bu noktada
duygular küçümsenir, ihtiyaçlar ertelenir.
Terapi odasında sıkça duyulan cümlelerden biri şudur:
“Aslında daha kötü durumda olan insanlar var.”
Oysa psikolojik destek almak için acının en uç noktaya ulaşması gerekmez.
Terapiye Ne Zaman Gitmek Anlamlıdır?
Terapiye başvurmak için hayatın dağılması gerekmez. Kişi kendini tekrar eden ilişki
döngülerinin içinde buluyorsa, duygularını tanımlamakta zorlanıyorsa ya da uzun süredir
içsel bir huzursuzluk hissediyorsa terapi anlamlı bir alan sunabilir.
Bazen terapiye gelme nedeni şudur:
“Bir şeyler var ama adını koyamıyorum.”
Bu belirsizlik, terapötik çalışmanın önemli bir başlangıç noktasıdır.
Terapötik Açıdan Bakıldığında
Terapi, kişinin yaşadıklarını “haklı” ya da “yeterince kötü” olup olmadığına göre
değerlendirmez. Terapötik süreçte ölçüt, kişinin içsel deneyimidir. Ne hissedildiği, nasıl baş
edildiği ve bu deneyimlerin yaşamı nasıl etkilediği önemlidir. Terapi, acıyı yarıştırılan bir alan değil; anlamlandırılan bir alandır.
Terapiye gitmek için yeterince kötü olmak gerekmez. Terapi, kendini daha iyi tanımak, içsel
süreçlerini fark etmek ve yaşamla daha temas hâlinde olmak isteyen herkes için bir alan
sunar. Bazen terapiye başlamak, “artık kötü olduğum için değil”, kendime daha dürüst
olmak istediğim için atılan bir adımdır.

