Doktorsitesi.com

Sosyal Medya ve Hayatlarımız

Psk. Serap Duygulu
Psk. Serap Duygulu
15 Ocak 201676 görüntülenme
Randevu Al
Sosyal Medya ve Hayatlarımız
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Sosyal Medya Çılgınlığı ve Aile Yapısı Üzerindeki Etkileri

Günümüzde hayatımızı kuşatan sosyal medya çılgınlığı, ebeveynlerin en temel sorunlarından birini ders çalışmayan çocuklardan ziyade, ellerinden düşmeyen telefon ve tabletlere dönüştürmüştür. Bu durum, hem çocukları hem de yetişkinleri içine çeken devasa bir girdap halini almıştır. Sadece çocuklar değil, biz yetişkinler de sanal dünyanın tutkunları haline gelerek bu dijital evrenin birer parçası olduk.

Dijital Bağımlılığın Temelleri ve Ebeveyn Yanılgıları

Sosyal medya bağımlılığı, günümüzde pek çok uzmanın üzerinde çalıştığı kritik bir meseledir. Ancak bu noktada bağımlılık kavramına farklı bir perspektiften bakmak gerekir. Günümüzde tüm ilişkilerimizi ve paylaşımlarımızı bu mecralar üzerinden gerçekleştiriyoruz. Henüz okuma yazma bilmeyen çocukların bile dijital araçları kullanması, ebeveynler tarafından başlangıçta bir zekâ göstergesi olarak algılanmakta ve mutlulukla karşılanmaktadır.

Okul Çağı ve Değişen Akademik Kaygılar

Çocuklar büyüyüp okul çağına geldiğinde, sosyal medya kullanımı ebeveynler için can sıkıcı bir hal almaya başlar. Okul öncesinde çocuğu oyalamak, yemek yedirmek veya sakinleştirmek için bir kurtarıcı araç olarak görülen teknoloji, okul hayatıyla birlikte yerini akademik başarı kaygısına bırakır. Bu aşamada ebeveynlerin beklentileri keskin bir değişim gösterir.

Ebeveynlerin bu süreçteki temel beklentilerini şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Sosyal medya kullanımına katı sınırlar getirilmesi,
  • Tüm vaktin ödev ve ders çalışmaya ayrılması,
  • Boş kalan her saniyede test çözülmesi,
  • Sosyal medyadan tamamen uzak durulması.

Ancak çocukları ders masasına oturtmak ve cihazlardan uzaklaştırmak, bu aşamada ne yazık ki pek mümkün olmamaktadır.

Bağımlılık Sürecinde Ebeveynlerin Sorumluluğu

Birçok anne ve baba, bu bağımlılık sürecinde kendi payını sorgulamaktan kaçınmaktadır. Oysa bu süreç, çocuğun eline "yeter ki yemek yesin" veya "ortalığı karıştırmasın" düşüncesiyle telefon verildiği ilk gün başlamıştır. Çocuğu dinlemek yerine sessiz kalmasını tercih ettiğimiz o anlar, bugünkü tablonun temelini oluşturmaktadır.

Bugün bu alışkanlığı geri alabilmek için yerine somut bir değer koymak ve yaşamsal boşlukları doldurmak zorunludur. Ebeveynlerin öncelikle kendi ellerindeki cihazları bırakması ve çocuklarıyla göz teması kurarak yeniden konuşmaya başlaması gerekmektedir.

İnternet Dünyasının Gerçekleri ve Sosyal Kopuş

Bilgisayarlar ve internet teknolojileri artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Alışverişten iletişime kadar tüm işlemlerin dijitalleştiği bu sistemi yok saymak mümkün değildir. Ancak bu sistem, hayatı kolaylaştırırken bir yandan da sosyal hayatlarımızı ve birbirimizi yok saymamıza neden olmuştur. Bireysel hayatların ve tek başınalığın artması, toplumsal bağlarımızı zayıflatmaktadır.

DurumDijital EtkiSosyal İhtiyaç
İletişim@ işareti ile hızlı erişimYüz yüze sohbet ve bağ kurma
AlışverişYerinden kalkmadan tüketimSosyal etkileşim ve paylaşım
Yaşam BiçimiBireysellik ve tek başınalıkBirlikte hareket etme becerisi

Sonuç: Boşlukları Birbirimizle Doldurma Zamanı

Şu gerçeği unutmamak gerekir: "Sosyal medya bağımlılığı yoktur; sosyal medya ile doldurulmaya çalışılan yaşamsal boşluklar vardır."

Şimdi yapılması gereken, bu boşlukları tespit edip ailece birbirimize vakit ayırmaktır. İlk adım olarak telefon ve tabletleri bir kenara bırakmalı; sohbete, günün anlatılmasına ve gerçek anlamda birbirimize dönmeye odaklanmalıyız.

Etiketler

Sosyal hayatSosyal medyaBağımlılıkYaşam boşluğu

Yazar Hakkında

Psk. Serap Duygulu

Psk. Serap Duygulu

Psk. Serap DUYGULU, İstanbul'da doğmuştur. 
Psikoloji dalında gerçekleştirdiği çalışmalarına önemli ölçüde katkılar sağlayan, Sosyoloji, Edebiyat, Kamu Yönetimi alanlarında da Lisans  düzeyinde akademik eğitimler alan Serap Duygulu İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde ‘Uygulamalı Psikoloji’ üzerine Yüksek Lisans yapmış ve  "Afazi Hastası Yakınlarında Depresyon ve Olumsuz Otomatik Düşünceler" başlıklı tezi ile lisansüstü derecesini almıştır. 
Ayrıca bu çalışma bu alanda yapılmış ilk ve tek psikolojik araştırma olarak önemini halen korumaktadır. 

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.