OMURGASIZLIK

OMURGASIZLAR...
Omurgasızlık üzerine bir deneme...
Omurgası olmayan yaratıkların, kabuklarının daha sert olması tuhaf değil mi?" diye sormuş Halil Cibran. Hiç böyle düşünmemiştim. Çünkü yaratan, her yarattığını tehlikelerden korumak için korunaklar vermiş; salyangoz'un kabuğu, kaplumbağanın kalın duvarlı ve sırtında taşıdığı evi, yılanın sıkıştığında kaçacağı bir deliği, ağustos böceğinin o inanılmaz muhteşemlikteki üst derisi ve diğerleri… Kolay yenir yutulur lokma olmasınlar, hep onurlarını korusunlar, birilerinin eteği altına gizlenmesinler, diye. Peki, insanı niye cezalandırmış yaradan? Bir lokma ekmek (bu ekmek; bazen ihale, bazen bir program, bazen bir sahnedir. Bizim meslekte ise gazetede köşedir) için var olan omurgasını hiçe sayıp ruhunu tüm dik duruşlardan uzak tutup dik duranlara nefret kusanları niye korumamış.
Onursuzluk; doğuştan mıdır yoksa sonradan olma mı, bilinmez elbet. O tıp insanlarının işi. Genetiğin ne kadar rolü var, bilinmiyor bu onursuzluk denen illette. Sonuç ne olursa olsun. İnsanlığımızdan utandığımız öyle insanlar çıkarıyor ki karşımıza… Bunlardan midemiz bulanırken, yaratana "insana yaptığın bu adaletsizlik" diye sitem etme hakkımız var ama bu omurgasızların yaşamımıza müdahale etmeye kalkışması ve bilge tavırlarla bir de bize akıl vermesi insanı ister istemez çileden çıkarıyor.
Elbette etten kemikten yaratılmışız. Hatalarımız olacak. Hatalar telafi edilebilir. Koşullar uzun vadede değiştiğinde düşünceler de değişebilir ama bu değişim "ekonomik menfaatler" içinse ve içimizdeki renkleri çürütecek kadar mevsimlerden daha çabuk değişiyorsa, o ülkede insana dair tüm meyveler artık dalından düşmeye mahkûmdur.
Omurgasızlık onulmaz bir hastalıktır ve omurgasız duruş bozukluğu gelecek kuşaklar içinde utanç yaratacaktır. Bir de egemenin yanında yer alıyorsa (ki doğası gereği güçlünün yanında yer alması alışılagelmiştir) korunaksız zavallı insanlar arttıkça o ülkede dik duranlar yargılanacak demektir. Bu onulmaz bir yaradır. Birde alkışlanıyorsa en azından yüzde kırk yedi tarafından kapatın kepenkleri bu milletin başına gelecek bir felaket var demektir.
Hemen celallenmeyin, ele vermeyin kendinizi. Ortaya konuşanlardan değilim öyle, kim bu "omurgasızlar" açıklayacağım herkes payına düşeni alsın.
Dünyanın neresinde olursa olsun küçük menfaatler için toplumun geleceğini tehlikeye attığını bile bile zalimin zulmune ortak olanlardır. Bir gün ak dediğine ertesi gün (ki en fazla kırk bir gündür kuluçka süresi) kara diyenlerdir. Bu kabuksuz çekirdeklerin tedbirli olanları da vardır. Onlar da kira istenmediği için beyinlerini kiraya verip ruhlarını satmış olanlardır. Patronları ne diyecek, onu bekler sonra aynı paralelde görüş bildirirler. Bu hilkat garibelerini bekleyen tek tehlike ise patronlarının onlardan daha hızlı fırıldak gibi dönerek onları açıkta bırakmasıdır. Birden bire kendilerini sokakta işsiz görebilirler ama bu zor bir ihtimaldir.
Tecrübeli bir omurgasıza ülke yönetmek için her zaman ihtiyaç vardır. Bu omurgasızlar için nasıl anılacakları değil, ne kazanacakları önemlidir. Pek düşünmezler çünkü bilirler ki bir an bile düşünseler yoldan çıkabilirler.
Peki omurgasız insanların hiç mi tutar yanı ya da "özgül ağırlıkları" yoktur? Elbette vardır. Haksızlık etmeyelim. Toplumsal düzen için tehlike oluşturmazlar. Yarın egemen olan değişse onları dik tutacak kemikleri, artık eridiğinden, yeni gelene ve yeni duruma çabuk adapte olurlar yani etkisiz elamanlardır.
Kendileri ile yüzleşmek gibi bir alışkanlıkları olmadığından onlar için tüm günler bir tüm mevsimler aynıdır. Yeni bir ağaç bulur kendilerine korunak yaparlar. Her daim yeniden yalamaya (pardon doğmaya" teşnedirler.
İşte bu yüzden sitemim var yaratana "Bu omurgasızlara da bir sert kabuk verseydi de onursuz olmadan yaşasalardı."insanlık onuru" kurtulur muydu ki?


