Doktorsitesi.com

Kaygılı Annelerin Kaygılı Çocukları

Klinik Psikolog M. Emin Bayraktar
Klinik Psikolog M. Emin Bayraktar
3 Temmuz 2019160 görüntülenme
Randevu Al
Kaygılı Annelerin Kaygılı Çocukları
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Çocuklarda Kaygı Bozukluğu ve İlk Belirtiler

Nüfusun önemli bir kısmı, yaşamının belirli bir döneminde veya tamamında çeşitli psikiyatrik sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunların başında ise kaygı bozuklukları gelmektedir. Çocukluk döneminde gözlemlenen ilk kaygı bozukluğu belirtileri genellikle özgül fobi ve ayrılık kaygısı olarak ortaya çıkar. Bu durumları ilerleyen süreçlerde seçici konuşmazlık ve performans kaygısı takip etmektedir.

Bu rahatsızlıklar tek tek incelendiğinde tedavisi kolay gibi görünse de, uygulanan pek çok yöntem rahatsızlıkların şekil değiştirmesine neden olabilmektedir. Örneğin; iğne korkusu olan bir çocukta sadece bu fobiye odaklanılırsa, korku 8-12 seans içinde ortadan kalkabilir. Ancak, temel neden çözülmediği takdirde rahatsızlığın karanlık korkusu gibi farklı bir formda tekrarlama ihtimali oldukça kuvvetlidir.

Kaygı Bozukluğunun Nedenleri: Genetik ve Çevresel Faktörler

Çocuk yetiştirmek, dünyanın en zor ve en meziyetli işlerinden biri olarak kabul edilir. Birçok kültürde çocukların tamamen masum olduğu düşünülse de, çocuklarda görülen davranış bozukluklarının altında yatan temel nedenleri anlamak kritiktir. Bu nedenlerin başında genetik geçiş gelmektedir.

Ruh sağlığı uzmanları, bir çocuğu değerlendirirken anne ve babanın kişilik yapıları ile çocukluk dönemlerine dair ayrıntılı bilgiler toplar. Araştırmalar, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocukların ebeveynlerinde de bu durumun görülme oranının yüksek olduğunu kanıtlamaktadır. Benzer bir durum kaygı bozuklukları için de geçerlidir.

Kaygının Öğrenilme Süreci ve Model Alma

Bireysel gözlemler ve alanyazı taramaları, çocuklardaki kaygının büyük oranda genetik mirasla aktarıldığını, ancak öğrenme yoluyla pekiştiğini göstermektedir. Özellikle kaygılı anne figürü, bu süreçte belirleyici bir rol oynar. Evhamlı bir aile ortamında büyüyen çocuk, ailesinden gördüğü bu tutumu normalleştirerek kaygılı bir yapı geliştirir.

Klinik çıkarımlara göre kaygı, hem genetik bir yatkınlık hem de model alınarak öğrenilen bir davranıştır. Genetik faktörler müdahale alanı kısıtlı bir alan olsa da, davranışsal tutumlar değiştirilebilir niteliktedir. Bu noktada ebeveynlerin sergilediği tutumlar, çocuğun ruhsal sağlığını doğrudan şekillendirir.

Mükemmeliyetçi Ebeveyn Tutumu ve Toplumsal Bakış

Türk toplumunda kaygılı ve mükemmeliyetçi anne modeli genellikle takdir edilmektedir. Çocuğunun beslenmesinden uykusuna, akademik başarısından ahlaki değerlerine kadar her detayı aşırı kontrol eden anneler, "mükemmel anne" olarak nitelendirilir. Ancak bu durum, hem ebeveyn hem de çocuk üzerinde ağır bir psikolojik yük oluşturur.

Mükemmel çocuk yetiştirme arzusu, genellikle ebeveynlerin kendi çocukluklarında yaşadıkları eksiklikleri telafi etme çabasından kaynaklanır. Bu tutumun çocuk üzerindeki olumsuz etkileri şunlardır:

  • Düşük benlik algısı ve özgüvensizlik,
  • Sürekli "Değerli miyim?" veya "İşe yaramaz mıyım?" sorgulaması,
  • Ebeveynlere karşı geliştirilen saldırgan tutumlar,
  • Başarısızlık korkusu ve yoğun stres.

Okul Reddi ve Performans Kaygısı

Çocuğundan ayrılmakta zorlanan ve ona bağımsızlık alanı tanımayan annelerin çocuklarında, genellikle 7 yaş civarında okul reddi görülür. Güvenli bağlanma gerçekleşmediği için çocuk, anneden ayrılma kaygısıyla yüzleşmek istemez ve okula gitmeye direnç gösterir.

Öte yandan, eğitim sistemindeki değişimler ve ailelerin akademik başarıya verdiği aşırı önem, çocuklarda performans kaygısını tetiklemektedir. Çocukların birer "yarış atı" gibi görülmesi ve psikolojik hazırlık süreci atlanarak yapılan baskılar, ters tepmektedir. Üniversite sınavlarındaki başarısızlık oranlarının artması ve sosyalleşemeyen çocukların çoğalması, bu psikolojik baskının somut bir sonucudur.

Çocuklarda Kaygı Bozukluğu Tedavi Yöntemleri

Terapi süreci; çocuğun yaşına, ailenin yapısına ve mevcut imkanlara göre özelleştirilmelidir. Yaş gruplarına göre terapi yaklaşımları şu şekilde planlanmalıdır:

Yaş GrubuTerapi Yaklaşımı
3 - 10 YaşAilesel (Fiiliyal) Terapi (Çok Önemli)
10 - 15 YaşBireysel ve Aile Destekli Terapi
15 Yaş ÜstüBireysel Odaklı Yapılandırılmış Terapi

Tedavide çocuk merkezli oyun terapisi ve fiiliyal terapi oldukça etkili sonuçlar vermektedir. Özellikle anne ve çocuğun birlikte terapiye alınması, sürecin başarısını artırır.

İlaç Tedavisi ve Psikoterapi

İlaç tedavisi, DEHB veya otizm gibi elzem durumlar haricinde çocuklarda mümkün olduğunca kaçınılması gereken bir yöntemdir. Eğer ilaç kullanımı gerekiyorsa, bu süreç mutlaka bir çocuk psikiyatristi kontrolünde yürütülmeli ve psikoterapi ile desteklenmelidir. İlacın başlanması veya sonlandırılması konusunda uzman görüşü dışında hareket edilmemelidir.

Sonuç ve Genel Değerlendirme

Çocuk henüz bir yetişkin olmadığı için, yaşadığı ortam ve aile tutumları değiştirilmeden yapılan terapilerin kalıcı olması beklenemez. Kişilik oluşumu, genetik miras ve çocukluk deneyimlerinin bir sentezidir. Çocukların fiziksel ihtiyaçları kadar ruhsal gelişimlerine de özen gösterilmelidir.

Unutulmamalıdır ki; sorunlu çocuk yoktur, her bireyde olduğu gibi çocuklarda da dönemsel sorunlar olabilir. Bu gibi durumlarda telaşa kapılmadan bir ruh sağlığı profesyonelinden destek alınması en sağlıklı yaklaşımdır.

Etiketler

Çocuk bakımıÇocuklukta sosyal fobiKaygı bozukluğuAnneAnne baba tutumlarıKaygılı çocukAnneliğe hazırlıkKaygı bozukluğu nedirKaygı nedirKaygıları azaltmakKaygı ile baş etmeKaygı ders başarısıKaygılı çocuklarçocuk kaygısı

Yazar Hakkında

Klinik Psikolog M. Emin Bayraktar

Klinik Psikolog M. Emin Bayraktar

İstanbul doğan Uzman Psikolog Emin Bayraktar; Lise eğitimini Pendik Anadolu Lisesi’nde tamamladıktan sonra 2011 yılında Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Psikoloji bölümüne girmiştir. 
Lisans eğitimi boyunca pek çok eğitim ve konferansa katılmış mesleki yeterliliği için en güncel çalışmaları yakından takip etmiştir. Bu amaçla birçok sertifikalı eğitimler almıştır. Aynı zamanda üniversite öğrenciliği sürecinde pek çok onur ve yüksek onur belgeleri almış, onur derecesi ile mezun olmuştur. Lisans döneminde öğrenci asistanlığı yaparak akademisyenlerin bilimsel çalışmalarına eşlik etmiştir. 
Psikoloji lisans eğitimi boyunca pek çok projede gönüllü olarak çalışmış. TPÖÇG’te (Türk Psikoloji Öğrencileri Çalışma Grubu) uzun yıllar birçok görevde gönüllü olarak yer almış, okul temsilciliği yapmıştır. 
Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Devlet Hastanesi’nde hastane stajını, Cemre Yuva ve Gündüz Bakım Evi’nde anaokulu stajını, İstanbul Psikoterapi Merkezi’nde ise klinik stajını tamamlamıştır.
Mezuniyetin ardından bir yıllık askerlik görevi ile meslek hayatına başlayan Emin Bayraktar, 65. Mekanize Piyade Tugayı’nda ve Lüleburgaz Devlet Hastanesinde, vatandaşlara ve askeri personele psikolojik destek sağlamıştır.
Askerlik hizmetinden sonra İstanbul’a geri dönüp eski staj yeri olan İstanbul Psikoterapi Merkezi’nde psikolojik destek hizmetine devam etmiştir. Aynı yıl İstanbul Esenyurt Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansına başlamıştır.
Master eğitimine ek Çapa Tıp Fakültesi profesörlerinden Prof. Dr. Doğan Şahin’den Dinamik Psikoterapiler eğitimine başlamıştır. Eğimi dört yıllık bir sürede başarı ile tamamlamıştır.
Master eğitimi bitikten sonra Pedamed Tıp Merkezi’nde Klinik Psikolog olarak çalışmaya başlamıştır.
2019 Temmuz ayında kendi kuruculuğu yaptığı Öykü Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nde Klinik Psikolog olarak çalışmıştır.
2021 Temmuz ayında  ise Suadiye Bağdat Caddesi'nde yeni ofisi olan Aktarım Psikolojiye geçmiştir. 
Hipnoterapi, Psikodinamik psikoterapiler, Aile ve Çift terapisi, Cinsel terapi, EMDR, Çocuk EMDR, Bilişsel Davranışçı Terapi, ACT Terapisi, Objektif ve Projektif Testler eğitimleri almış ve mesleki hizmetlerini bu eğitimler doğrultusunda sürdürmektedir.
İngilizce ve İtalyanca bilmektedir. İhtiyaç durumuna göre yabancı dilde terapi hizmeti verebilmektedir.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.