Kader diyemezsin, sen kendin ettin

Kader diyemezsin, sen kendin ettin

Başınıza gelenleri kadere bağlamak, insanın kendisini kandırmaya çalışmasından başka bir şey değildir.

Baht, talih, yazgı kelimeleri ile eş anlamlı olarak tanımlanıyor “Kader” sözcüğü, Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde. Ama eş anlamlı olmalarına rağmen, biz diğerlerine göre daha sık kullanıyoruz “Kader” kelimesini. Üstelik atasözlerimizde, deyimlerimizde de bol bol yer vermişiz bu kelimeye. “Kaderin Cilvesi” , “Kadere Boyun Eğmek” , “Kader Mahkumu” vb.

Bir de bu kelimeden türemiş bir kavram var; “Kadercilik”... Kadercilik, insan hayatının doğaüstü bir güç veya güçler tarafından önceden belirlenmiş olduğu inancına dayanan bir paradigmadır aslında. Bu kavramın toplumumuzun bütününü kuşattığını söylemek belki haksızlık olur ancak, Türk toplumunda, benzer sosyo-kültürel değişkenleri paylaşan birçok insanın, gündelik hayatına, tutum ve davranışlarına yansıdığı da bir gerçektir. Kaderciliğin özellikle gündelik hayata yansıyan boyutları dikkate alındığında, aslında psikoloji biliminde sıkça bahsettiğimiz savunma mekanizmaları ile de yakın bir bağ içerisinde olduğunu görürüz.

Kadercilik, 9 ana başlık altında kategorize edilmiş olan savunma mekanizmalarından, en çok Rationalization (Akla uygunlaştırma) ile örtüşür. Akla uygunlaştırma, insanı rahatsız eden, acı veren, sıkıntı yaratan durumlardan kaçınmak için kişinin akla yatkın görünen bir neden bulmasıdır. Bir bakıma "Bahane bulmak" deyimi ile de benzeşir. Örneğin sevdiği kişiyi kaybetmek ile ilgili aşırı korku ve kaygıları olan bir kişi, hatalı davranışları sebebiyle (aşırı kıskançlık, karşı tarafı bunaltmak, özgürlüklerini kısıtlamak vb.) ilişkinin son bulması neticesinde "demek ki beni sevmiyormuş” , “demek ki ben onun için değerli değilmişim” , “Kaderimiz böyle imiş” diyerek kendini rahatlatmaya ve yaşamış olduğu bu travmayı, akla uygun bir çıkış yolu yaratarak olabildiğince kolay atlatmaya çalışacaktır.

Tarih boyunca insan hayatının bir çok alanında, “kader” olgusunun bir açıklama ve iç rahatlatma unsuru olarak kullanıldığını görebiliriz. Ancak konuya rasyonalist bir bakış açısıyla yaklaştığımızda, insan yaptıklarının ya da yapmadıklarının sonuçlarını yaşamaya mahkumdur. Başınıza gelenleri kadere bağlamak, insanın kendisini kandırmaya çalışmasından başka bir şey değildir.

Son olarak kendiniz için bir iyilik yapmanızı rica edeceğim. Şimdi elinizdeki işi bir kenara bırakın ve mobil telefonunuzdan ya da bilgisayarınızdan, güftesi Kemal Yarbaykoç, bestesi Ali İhsan Kısaç’a ait hicaz makamındaki şu şarkıyı açın ve gözlerinizi kapatarak büyük bir keyifle dinleyin...

 “Kader diyemezsin, sen kendin ettin”

Bu makale 2 Mart 2021 tarihinde güncellendi. 0 kez okundu.

Yazar

Psikolog Kutay Ürkmen 1972 Ankara doğumlu olan Kutay Ürkmen, ilk orta ve lise eğitimini İzmir Karşıyaka’da tamamladıktan sonra 1994 yılında Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olmuştur. Hacettepe Üniversitesi’ndeki psikoloji lisans eğitimiyle eş zamanlı olarak pedagojik formasyon eğitimi almış, depresyon ve kaygı bozuklukları uygulama örneklemi olarak seçilen gruplara yönelik araştırmalar yapmış ve analiz raporları hazırlamıştır. Askerlik hizmetini 1994-1996 yılları arasında Eğirdir Dağ Komando Okulu’nda Psikolog olarak tamamlamış, askerlik görevi boyunca çeşitli ölçme ve değerlendirme çalışmalarının yanı sıra depresyon, travma sonrası stres bozukluğu (PTSD), panik atak, kaygı bozukluğu, alkol/madde bağımlılığı, OKB (takıntı rahatsızlığı), evlilik terapisi alanlarında çalışmalar ve sayısı 2.000’i aşan psikoterapi görüşmele ...

Etiketler
kader
Psk. Kutay Ürkmen
Psk. Kutay Ürkmen
İzmir - Psikoloji
Facebook Twitter Instagram Youtube