HER FEDANIN BİR KÂRI VAR MI

Bir yanda vazgeçiş, diğer yanda kazanç… Ancak ilişkiler söz konusu olduğunda bu iki kavram çoğu zaman dengede kalmaz. Çünkü sürekli “feda eden” taraf, zamanla içsel bir kayıp yaşarken; “kâr eden” taraf bunun farkına bile varmayabilir. İşte tam da bu noktada alma–verme dengesi, sağlıklı bir ilişkinin görünmez omurgası haline gelir.
İlişkilerde denge, matematiksel bir eşitlik değildir. Kim ne kadar verdi, kim ne aldı gibi bir hesap cetveli tutmak da değildir. Daha çok, tarafların kendilerini değerli, görülmüş ve karşılık bulmuş hissetmeleriyle ilgilidir. Bir kişi sürekli anlayan, alttan alan, vazgeçen konumdaysa; bu durum başta “olgunluk” ya da “sevgi” gibi görünebilir. Ancak uzun vadede bu, görünmeyen bir tükenmişliğe dönüşür.
Fedakârlık, yerinde ve karşılıklı olduğunda ilişkiyi besler. Örneğin zor bir dönemde partnerine destek olmak, kendi ihtiyaçlarını kısa süreliğine ertelemek ya da ortak bir iyilik hali için esnemek… Bunlar ilişkinin doğal akışında vardır. Fakat bu durum süreklilik kazandığında, kişi kendi ihtiyaçlarını fark etmemeye, hatta değersizleştirmeye başlar. “Benimkiler önemli değil” düşüncesi, ilişkinin içine sinsice yerleşir.
Burada kritik ayrım şudur: Sağlıklı ilişkilerde insanlar zaman zaman fedakârlık yapar; sağlıksız ilişkilerde ise insanlar fedakârlık yapmak zorunda kalır.
Alma–verme dengesi bozulduğunda, sadece duygusal değil, psikolojik sonuçlar da ortaya çıkar. Sürekli veren kişi bir süre sonra kırgınlık, öfke ve değersizlik hissi yaşayabilir. İlginç olan ise bu duygular çoğu zaman açıkça ifade edilmez; pasif geri çekilmeler, isteksizlik ya da içsel bir uzaklaşma olarak kendini gösterir. Diğer taraf ise çoğu zaman “ne değişti?” sorusunun cevabını bulamaz.
Oysa sağlıklı bir ilişkide ihtiyaçlar konuşulabilir olmalıdır. “Ben de görülmek istiyorum”, “Benim de desteğe ihtiyacım var” diyebilmek, zayıflık değil; ilişkinin sürdürülebilirliği için bir gerekliliktir. Çünkü gerçek yakınlık, sadece vermekle değil; gerektiğinde alabilmekle de kurulur.
Belki de en önemli soru şudur: Bu ilişkide ben kendim olarak var olabiliyor muyum, yoksa var olabilmek için sürekli bir şeylerden vazgeçmek zorunda mı kalıyorum?
Fedakârlık, sevginin bir göstergesi olabilir. Ama sevginin kendisi değildir. Sevgi, iki tarafın da hem verebildiği hem de almayı hak gördüğü bir dengede yeşerir. Aksi halde, bir tarafın sessizce eksildiği bir ilişki, uzun vadede iki tarafı da yoksullaştırır.



