Gündüz Yetişmeye Çalışıp Gece Rüyalarında Koşanlardan Mısın?

Koşuyorsun…
Bir yere yetişmeye çalışıyorsun ama neresi tam belli değil. Adımların hızlanıyor, nefesin daralıyor. Sanki geç kalmışsın. Sanki çok önemli bir şey seni bekliyor ama sen bir türlü oraya varamıyorsun.
Tam yaklaştığını hissederken bir şey oluyor—ya yol uzuyor ya da sen yavaşlıyorsun.
Ve çoğu zaman tam o anda uyanıyorsun.
Gözlerini açtığında kalbin biraz hızlı atıyor.
Sonra gün başlıyor.
Yine yetişmen gereken şeylerle.
Eğer hem gündüzleri hem de geceleri “yetişmeye çalışıyormuş” gibi hissediyorsan, bu sadece bir tesadüf olmayabilir.
Pozitif psikoterapide insan yalnızca zorlandığı yönleriyle değil, aynı zamanda sahip olduğu içsel kaynaklarla birlikte ele alınır.
Bu bakış açısı bize şunu hatırlatır:
Yaşadığımız her içsel durum, aslında bir anlam taşır.
Gün içinde her şeyi yetiştirme çabası çoğu zaman bir denge arayışının işaretidir.
Pozitif psikoterapi bu dengeyi dört yaşam alanı üzerinden açıklar: beden, başarı, ilişkiler ve anlam.
Bazen fark etmeden bu alanlardan biri hayatımızda fazla yer kaplamaya başlar.
Örneğin sürekli üretmek, başarmak, ilerlemek…
Ve diğer alanlar—dinlenmek, hissetmek, sadece olmak—sessizce geri çekilir.
Ama geri çekilen şeyler kaybolmaz.
Kendilerine başka bir yol bulurlar.
İşte rüyalar tam da burada devreye girer.
Rüyalar, zihnin sembolik dilidir. Gün içinde bastırılan, ertelenen ya da fark edilmeyen duygular; gece daha dolaylı ama çoğu zaman daha güçlü bir şekilde ortaya çıkar.
Sürekli koştuğun, bir yere yetişmeye çalıştığın rüyalar…
Çoğu zaman dış dünyadaki iş yoğunluğundan çok, iç dünyandaki baskıyı anlatır.
Belki de rüyan sana şunu fısıldıyordur:
“Yetişmeye çalıştığın yer, dışarıda değil.”
Gündüz yaşadığın o tanıdık hisse bakalım:
Bir işi bitiriyorsun ama zihnin hemen diğerine geçiyor.
Dinlenmeye çalışıyorsun ama içinden bir ses “daha fazlasını yapabilirdin” diyor.
Bu ses çoğu zaman dış dünyadan değil, zamanla içselleştirdiğimiz beklentilerden gelir.
Psikolojide bunu bazen “içsel performans baskısı” olarak tanımlarız.
Bu baskı, yeterli hissetmek için sürekli daha fazlasını yapma ihtiyacı yaratır.
Pozitif psikoterapi burada önemli bir hatırlatma yapar:
Her davranışın altında bir “iyi niyet” vardır.
Yetişmeye çalışmak da çoğu zaman;
değerli hissetmek, kabul görmek ya da kontrolü kaybetmemek için geliştirilmiş bir yoldur.
Yani bu çaba senin zayıflığın değil, bir zamanlar seni koruyan bir gücündür.
Ama bugün hâlâ sana iyi geliyor mu?
Terapi sürecinde bazen rüyalarla birlikte çalışırız.
Rüyanın ne anlama geldiğini “doğru” şekilde bulmaya çalışmaktan çok, onunla kurduğun bağı anlamaya yöneliriz.
“Rüyada en çok ne hissettin?”
“O duyguya hayatında nerede rastlıyorsun?”
Çoğu zaman rüyadaki koşu, gündüz duramadığımız yerleri işaret eder.
Belki bugün kendine küçük bir alan açmayı deneyebilirsin:
Bir işi bilerek biraz eksik bırakmak,
bir an için durmak,
ya da hiçbir şey yapmadan oturmak…
Ve sonra içinden geçen o sesi fark etmek.
Onu susturmaya çalışmadan, sadece duymak.
Belki de mesele her şeye yetişmek değil,
geç kaldığını sandığın o yerde kendinle yeniden
karşılaşmaktır.






