Doktorsitesi.com

EVLENME KORKUSU

Uzm. Psk. Kemal ÖZCAN
Uzm. Psk. Kemal ÖZCAN
3 Nisan 2019106 görüntülenme
Randevu Al
EVLENME KORKUSU
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Türkiye’de Evlilik ve Boşanma İstatistikleri

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından paylaşılan 2010 yılı 3. dönem verilerine göre, Türkiye genelinde Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarını kapsayan süreçte 175 bin çift evlenirken, 23 bin çift boşandı. 2009 yılının aynı çeyreği ile kıyaslandığında, evlenme oranlarında %5,5 oranında bir azalma yaşandığı görülmektedir. Bir önceki yılın aynı döneminde bu rakam 186 bin 10 olarak kayıtlara geçmişti.

Evlenme oranlarındaki bölgesel değişimler incelendiğinde, en keskin düşüşün %12,3 ile Batı Karadeniz bölgesinde yaşandığı dikkat çekmektedir. Buna karşın, Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde evlenme oranlarında %4,1’lik bir artış kaydedilmiştir. Güncel veriler ve basın yayın organlarındaki tartışmalar, artan boşanma oranları ve parçalanmış aile yapılarının yanı sıra, bu durumla doğrudan ilişkili olan evlilik korkusu konusunu gündeme taşımaktadır.

İnsan Doğası ve Bütünleşme Arzusu

Kadim efsanelere göre insan, ilk yaratıldığında hem kadın hem de erkek özelliklerini taşıyan hermafrodit bir varlıktı ve büyük bir mutluluk içindeydi. Anlatıya göre tanrılar bu mutluluğu kıskanarak insan bedenini dişi ve erkek olarak ikiye ayırmış ve her bir parçayı uzak dağlara savurmuştur. Bu mitolojik köken, insanların ömür boyu "öbür yarısını" arayarak eski bütünlüğüne ve mutluluğuna kavuşma çabasını simgeler.

Efsanelere konu olan bu bütünleşme arzusuna rağmen, özellikle metropollerde yaşayan, yüksek tahsilli ve çalışan orta yaş grubundaki bireyler arasında yalnız yaşama eğilimi hızla artmaktadır. Her ne kadar yalnız yaşamak bireysel bir tercih ve mutluluk kaynağı olabilse de, birçok bekar bireyin temel arzusunun aslında bir aile kurmak olduğu gözlemlenmektedir. Batı toplumlarında başlayan ve Türkiye’de de yaygınlaşan bu yeni yaşam tarzının, önümüzdeki 10-20 yıl içinde sosyal yapıyı kökten değiştireceği öngörülmektedir.

Bireyler Neden Evlenmekten Kaçınıyor?

Evlilikten kaçınma nedenleri cinsiyetlere göre farklılık gösterse de birçok ortak noktada birleşmektedir. Yapılan araştırmalar doğrultusunda, bireylerin evliliğe mesafeli durmasına neden olan temel faktörler şunlardır:

  • Sorumluluk Korkusu: Evliliğin getirdiği yükümlülükleri üstlenecek duygusal olgunluğa sahip olmamak.
  • Olumsuz Odaklanma: Ortak yaşamın avantajları yerine sadece olumsuzluklara odaklanmak ve kendi kendine yetme inancı.
  • Travmatik Deneyimler: Çocukluk döneminde şahit olunan huzursuz evlilik modelleri veya yakınlık kurma ile ilgili travmalar.
  • Eğitim ve Kariyer Süreci: Uzayan eğitim hayatı nedeniyle evliliğin sürekli ötelenmesi ve zamanla imkansız bir hedef olarak görülmesi.
  • Özgürlük ve Konfor Alanı: Ekonomik ve sosyal bağımsızlığın sağladığı "bekarlık sultanlığı" konforunu kaybetme endişesi.
  • Medya Etkisi: Boşanma ve aldatma konularını sürekli işleyen dizi ve haberlerin yarattığı güvensizlik ve paranoya.
  • Geleneksel Yöntemlerin Kaybı: Görücü usulü gibi arabulucu sistemlerin azalması, modern yöntemlerin (internet, ajanslar) ise güven vermemesi.
  • Cinsel Mitler ve Kaygılar: Cinsel yetersizlik korkusu, ilk gece efsaneleri ve toplumsal baskılar.
  • Ebeveyn Bağımlılığı: Anne ve babaya karşı duyulan aşırı sorumluluk hissi ve onları terk etme suçluluğu.

Evlilik Korkusunu Yenmek İçin Çözüm Önerileri

Sağlıklı bir yetişkinin neslini devam ettirme arzusu, toplumca onaylanan dini, ahlaki ve hukuki yol olan evlilik ile gerçekleşir. Ancak evlenebilmek için kişinin ailesinden bağımsızlaşarak birey olma olgunluğuna erişmesi şarttır. Bu olgunluğa erişemeyen bireyler, genellikle hayat pahalılığı veya kariyer gibi bahanelerin arkasına sığınarak büyüme sorumluluğundan kaçmaktadır. Fransızcada bu durumdaki kişiler için "adulescante" (yetişkin ergen) terimi kullanılmaktadır.

Evlenmemek bilinçli bir seçim değil de bir kaçınma davranışı ise şu adımlar izlenebilir:

Çözüm Odaklı YaklaşımlarAçıklama
Dürüst ÖzdenetimKişi neden kaçındığını netleştirmeli ve kendine karşı dürüst olmalıdır.
Olumsuz Senaryoları Terk EtmeBaşarısızlık ve boşanma gibi kötü senaryolar üzerinden genelleme yapılmamalıdır.
Açık İletişimNişanlılık sürecinde beklentiler ve sınırlar karşılıklı olarak net bir şekilde konuşulmalıdır.
Avantajlara OdaklanmaDüzenli hayatın, güvenli cinselliğin ve duygusal desteğin faydaları göz önünde bulundurulmalıdır.

Evlilik, sadece bir kurum değil; aynı zamanda çocukluk yaralarının onarıldığı, yakınlık ve güven ihtiyacının en doğal şekilde karşılandığı bir limandır. Unutulmamalıdır ki hiçbir sorun çözümsüz değildir ve her bireyin mutlu bir yuva kurma hakkı vardır.

Etiketler

Çift terapisiEvlilikBoşanmaBoşanmakEvlenmeEvlenme korkusuAile terapisi

Yazar Hakkında

Uzm. Psk. Kemal ÖZCAN

Uzm. Psk. Kemal ÖZCAN

1983-1987 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nde lisans ve eğitmenlik formasyonu eğitimini tamamlayan Kemal Özcan, çok sayıda seminer ve eğitimlerle alandaki çalışmalarını sürdürdü. Katıldığı seminer ve eğitimler arasında; Belçika’da “Practitioner NLP” (2008-2009), Gerald Weeks ile “Evlilik ve Çift Terapisi”, Vamık N. Volkan ile “Dinamik Yönelimli Psikoterapi”. CİSED tarafından düzenlenen “Aile Danışmanlığı”, “Cinsel Terapi Eğitimi”, “Holistik Evlilik ve Çift Eğitimi” konulu eğitimler, Gerald Weeks ile “İleri Düzey Evlilik ve Çift Terapisi”, Türk Hava Kurumu Üniversitesi’nden YÖK onaylı 450 saatlik Aile Danışmanlıǧı ve 3 yıl süren ‘’Dinamik yönelimli psikoterapi’’ eğitimleri, yer alıyor. Ayrıca göç idaresi Başkanlığı’’nda ‘’Göç ve göçmen psikolojisi’’ konusunda uzmanlara eğitimler verdi. Ankara Üniversitesi ‘de “Evlilik doyumu ile cinsel doyumun birbirine etkileri” üzerine yüksek lisans yapmıştır. Şema Terapi, EMDR, NLP, Evlilik terapisi, cinsel terapi konularında uygulayıcı eğitimleri almıştır. Evlilik ve Çift Terapisi, Cinsel Terapi, Çözüm odaklı terapi konularında eğitimler vermektedir.

<

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.