ERGENLERDE RUHSAL SORUNLAR

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir
Ergenlik Dönemi ve Artan Duygusal Riskler
Son yıllarda yapılan araştırmalar, ergenler arasındaki intihar olaylarının dikkat çekici bir şekilde artış gösterdiğini kanıtlamaktadır. Birçok uzman tarafından bir kargaşa dönemi olarak tanımlanan ergenlik, yeni tecrübelerin denendiği kritik bir evredir. Bu süreçte gençlerin riskli davranışlara yönelme eğilimi artarken, beraberinde depresyon ve çeşitli psikolojik rahatsızlıklar da gün yüzüne çıkabilmektedir.
Ergenlikte görülen bu sorunların en şiddetlisi ve yaygını major depresyondur. Bunun yanı sıra bipolar afektif bozukluk, distimi ve siklotimi gibi afektif bozukluklar da bu dönemde sıkça gözlemlenmektedir. Ancak bu noktada, yaşanan problemlerin ergenlik döneminin doğal bir getirisi mi yoksa bir psikopatoloji mi olduğunun doğru tespit edilmesi hayati önem taşır.
İnsani Durumlar ve Psikopatoloji Ayrımı
Uyum bozuklukları, normal keder ve ayrılık anksiyetesi bozukluğu gibi insani durumları klinik rahatsızlıklardan ayırmak gerekir. Örneğin, bir stres faktörünün son 3 ay içinde ortaya çıkması veya anne kaybı gibi ağır bir yas sürecinin yaşanması durumunda ortaya çıkan keder, doğrudan depresyon olarak nitelendirilmemelidir. Bu tür durumların patolojik bir rahatsızlık olup olmadığı uzmanlarca titizlikle incelenmelidir.
Ergenlerde Görülen Afektif Bozukluklar
Afektif bozukluklar, ergenin yaşam kalitesini ve sosyal uyumunu doğrudan etkileyen ciddi tablolardır. Bu bozukluklar kendi içinde farklı şiddet ve sürelerde seyreder.
Major Depresyon
Major depresyon, afektif bozuklukların en şiddetli türüdür ve okul başarısızlığı, madde kullanımı ve intihar gibi riskli sonuçlar doğurabilir. Özellikle 13 yaşından önce ebeveyn kaybı yaşayan çocuklarda risk daha yüksektir. DSM-IV kriterlerine göre tanı konulabilmesi için en az 2 haftadır devam eden depresif ruh hali ile birlikte şu belirtilerden en az dördü bulunmalıdır:
- Uyku bozuklukları ve iştah/kilo değişimleri
- Konsantrasyon sorunları ve enerji kaybı
- Değersizlik veya suçluluk hisleri
- İntihar düşünceleri
- Belirgin aktivite artışı veya azalması
Distimi ve Siklotimi
Distimi, major depresyona benzer bir ruh halini ifade etse de ondan daha hafif ancak daha uzun süreli bir seyir izler. Major depresyon birkaç ay içinde hafifleyebilirken, distimi kronikleşme eğilimindedir. Siklotimi ise bipolar bozukluğa benzeyen ancak onun kadar şiddetli olmayan, ruh hali değişimlerinin kronikliği ile ayrışan bir rahatsızlıktır.
Bipolar Afektif Bozukluk
Bu bozuklukta yaygın ruh hali değişimleri gözlenir. Tanı için aşağıdaki semptomlardan en az dördünün bulunması ve bu durumun sosyal/okul hayatını bozması gerekir:
| Bipolar Bozukluk Belirtileri | Açıklama |
|---|---|
| Abartılı Öz Saygı | Muazzamlık hissi ve aşırı güven |
| Uyku İhtiyacında Azalma | Az uykuya rağmen yüksek enerji |
| Fikir Uçuşmaları | Koşuşturan düşünceler ve artan konuşkanlık |
| Riskli Aktiviteler | Alışveriş çılgınlığı veya düşüncesizce yapılan yatırımlar |
Tedavi Yöntemleri ve Terapötik Yaklaşımlar
Anksiyete ve afektif bozukluklarda ilaç tedavisi ile terapötik yaklaşımın birlikte kullanılması en etkili yöntemdir. Özellikle bipolar bozukluk, gençler arasında tedavi edilebilirliği en yüksek hastalıklardan biridir. Ancak antidepresanların kötüye kullanımı ve bağımlılık riskine karşı dikkatli olunmalı, problemin kalıcı çözümü için terapiye odaklanılmalıdır.
Ergenlik dönemlerine göre terapötik yaklaşımlar şu şekilde farklılaşır:
- Erken Dönem: Fiziksel değişimlere eşlik eden öz saygı sorunları, kilo ve çekicilik kaygıları üzerine odaklanılır.
- Orta Dönem: Yetişkinlere güvenin azaldığı, arkadaş etkisinin arttığı bu dönemde iç görü kazandırmaya yönelik iletişim kurulur.
- Geç Dönem: Başarısızlıklara karşı kırılganlığın arttığı bu evrede bilişsel yöntemler daha verimli sonuçlar verir.
Ailelerin Mücadele Sürecindeki Rolü
Ailelerin tutumu, hastalığın seyrini doğrudan etkiler. Birçok aile, depresyondaki bir bireyle yaşamanın zorluğu nedeniyle zamanla kendi huzurlarını kaybedebilir. Ailelerin yaptığı en büyük hata, durumu mantıksal yaklaşımlarla çözmeye çalışmak veya hayatın kötü olmadığını ispatlamaya çalışmaktır. Bu stratejiler, ergenin kendisini yabancılaşmış ve anlaşılmamış hissetmesine neden olur.
Ebeveynler, depresyonu bir kişilik özelliği değil, ciddi bir hastalık olarak görmelidir. Halsizlik ve düşük enerji gibi durumlar ilgi eksikliği olarak algılanıp tenkit edildiğinde, süreç daha çekilmez hale gelir. İntihar eğilimi durumunda ise konu netleştirilmeli ve gerekirse hastaneye yatış süreci değerlendirilmelidir.
KAYNAKÇA 1- YALOM, Irvin D. ERGEN TERAPİSİ, Prestij Yayınları, 2012 İstanbul 2- YALOM, Irvin D. DEPRESYON TERAPİSİ, Prestij Yayınları, 2012 İstanbul



