Doktorsitesi.com

Duygu Regülasyonu: Duyguyu Değil, Davranışı Yönetmek

Psk. Dilay Demirgan
Psk. Dilay Demirgan
1 Nisan 20267 görüntülenme
Randevu Al
Duygu regülasyonu denildiğinde çoğu insanın aklına duygularını kontrol etmek gelir. Oysa burada asıl mesele duyguları bastırmak ya da yok etmek değildir.
Duygu Regülasyonu: Duyguyu Değil, Davranışı Yönetmek

Duygu Regülasyonu: Duyguyu Değil, Davranışı Yönetmek

Duygu regülasyonu denildiğinde çoğu insanın aklına duygularını kontrol etmek gelir. Oysa burada asıl mesele duyguları bastırmak ya da yok etmek değildir. Daha çok, yaşadığımız duyguyu fark edebilmek, onunla temas kurabilmek ve sonrasında nasıl davranacağımızı seçebilmektir.

Bu sürecin başlangıcı çoğu zaman düşündüğümüzden daha basittir ama bir o kadar da ihmal edilir: yaşadığımız duygunun adını koyabilmek. Danışanlar genellikle “kötüyüm”, “bunaldım” ya da “sinirliyim” gibi genel ifadelerle gelirler. Ancak duygu netleşmediğinde, onunla kurulan ilişki de belirsiz kalır. Duyguyu isimlendirmek, aslında onu biraz daha anlaşılır ve yönetilebilir hale getirir.

Duyguyu fark ettikten sonra bir adım daha derine bakmak gerekir. Bu noktada en iyi rehber çoğu zaman bedendir. Çünkü duygular yalnızca zihinde değil, bedende de kendini gösterir. “Bunu bedenimde nerede hissediyorum?” sorusu, kişinin kendi iç dünyasına temas etmesini sağlar. Göğüste bir sıkışma, midede bir ağrı ya da omuzlarda bir gerginlik… Bunların her biri aslında duygunun kendine ait bir dili olduğunu gösterir.

Burada önemli bir ayrım ortaya çıkar. Çoğu zaman bizi zorlayan şey duygunun kendisi değildir. Zorlayan, o duygunun davranışa nasıl dönüştüğüdür. Çünkü duygu tek başına zarar vermez; ancak onunla ne yaptığımız, nasıl tepki verdiğimiz hayatımızı doğrudan etkiler.

Duygu regülasyonu problemi belirli bir yaş grubuna ait değildir. Çocuklarda ağlama krizleri olarak karşımıza çıkarken, genç yetişkinlerde dışarıdan daha farklı algılanan tepkilerle görülebilir. Yetişkinlerde ise bu durum zaman zaman yoğun duygu patlamalarına dönüşebilir. Görünüm değişse de temel aynı kalır: özellikle öfke ve kaygı gibi güçlü duyguların davranış boyutunu yönetmekte zorlanmak.

Danışanlarla çalışırken en sık karşılaşılan durumlardan biri duyguların bastırılması ya da onlardan kaçınılmasıdır. Ancak burada önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekir. Bastırmak ya da kaçınmak bir hata değil, öğrenilmiş bir savunma biçimidir. Zihnimiz, geçmişte yaşadığımız deneyimlerden yola çıkarak bizi korumaya çalışır. Bu nedenle bu tepkileri doğrudan “yanlış” olarak etiketlemek yerine, ne işe yaradıklarını anlamak çok daha sağlıklı bir başlangıç sağlar.

Terapi sürecinde en kritik noktalardan biri de tam olarak burasıdır. Kişinin kendi savunma mekanizmalarını fark etmesi ve onların bir zamanlar işe yaradığını kabul edebilmesi. Çünkü çoğu zaman bu yollar geçmişte bizi gerçekten korumuş, bazı ihtiyaçlarımızı karşılamış ya da zorlayıcı durumlarla baş etmemizi sağlamıştır. Ancak bugün geldiğimiz noktada, aynı yollar her zaman işlevsel olmayabilir. Değişim de tam olarak bu farkındalıkla başlar.

Seanslarda sıklıkla duygu, düşünce ve davranış arasındaki ilişki üzerine çalışılır. Kişi zamanla bu üç alanın birbirinden bağımsız olmadığını fark eder. Düşünceler duyguları etkiler, duygular davranışlara yansır ve davranışlar da döngüyü yeniden besler. Bu bağlantıyı görmek, otomatik tepkilerin yerine daha bilinçli seçimler koyabilmenin kapısını aralar.

Çocuklar ve genç yetişkinlerle çalışırken ailelere verilen en temel mesaj ise oldukça sade ama güçlüdür: dinlemek, çoğu zaman düzeltmekten daha değerlidir. Çocuk bir duygu ifade ettiğinde hemen çözüm sunmak ya da onu yönlendirmek yerine, o duygunun anlaşılmasına alan açmak gerekir. Bazen sadece yanında olmak, bazen de onun duygusunu birlikte anlamlandırmak yeterlidir. Burada önemli olan, duyguyu onun adına tanımlamak değil, onunla birlikte keşfetmektir.

Günlük hayatta ise küçük ama etkili bir alışkanlık büyük fark yaratabilir. Gün içinde kısa anlarda durup kendine dönmek ve “Şu an ne hissediyorum ve bunu bedenimde nerede hissediyorum?” diye sormak, duygunun fark edilmesini sağlar. Bu farkındalık, duygunun davranışa dönüşmeden önce yakalanabilmesi açısından oldukça kıymetlidir.

Sonuç olarak, duygular problem değildir. Onlar bastırılması gereken şeyler değil, anlaşılması gereken sinyallerdir. Asıl belirleyici olan, o sinyali aldıktan sonra ne yaptığımızdır.

Psikolog Dilay Demirgan

 

Yazar Hakkında

Psk. Dilay Demirgan

Psk. Dilay Demirgan

Psikolog Dilay Demirgan, Bilkent Üniversitesi psikoloji bölümünden onur öğrencisi olarak mezun olup lisans eğitimini tamamlamıştır. Alanda kazandığı teorik ve pratik deneyimleri, İstanbul ve Ankara’daki danışmanlık merkezlerinde pekiştirmiştir.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.