Doktorsitesi.com

Doğum Sonrası Depresyon Hakkında

Klinik Psikolog Bahar Yasin
Klinik Psikolog Bahar Yasin
16 Eylül 2021212 görüntülenme
Randevu Al
Doğum Sonrası Depresyon Hakkında
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Doğum Sonrası Dönemde Ruh Sağlığı ve Lohusa Depresyonu

Lohusalık döneminde her 5 kadından birinde doğum sonrası depresyon görülebilmektedir. Kadınlar, doğumdan sonraki ilk bir yıl içerisinde anksiyete bozuklukları, obsesif-kompulsif bozukluklar, depresyon ve psikoz gibi psikiyatrik hastalıklar açısından ciddi bir risk altındadır. Bu rahatsızlıklar arasında en sık karşılaşılan durum olması sebebiyle, literatürde doğum sonrası psikiyatrik hastalıklar denildiğinde genellikle postpartum (doğum sonrası) depresyon kastedilir.

Halk arasında lohusa depresyonu olarak da bilinen bu durumun görülme sıklığı %5 ile %20 arasındadır. Hamilelik süreci heyecan, mutluluk ve umut gibi pek çok duygunun iç içe geçtiği özel bir dönemdir. Bebeğin doğumuyla birlikte başlayan lohusalık ise tıbben ilk altı haftayı kapsasa da, kadının tam olarak eski haline dönmesi emzirme sürecinin sonuna kadar devam edebilir.

Lohusalık Üzüntüsü (Baby Blues) ve Depresyon Arasındaki Farklar

Lohusaların %50-70 gibi büyük bir çoğunluğunda lohusalık melankolisi veya annelik hüznü (baby blues) adı verilen bir dönem yaşanır. Doğumdan sonraki ilk birkaç günde başlayan bu durum, genellikle birkaç hafta içinde kendiliğinden geçer. Her sağlıklı gebe bu endişeli süreci deneyimleyebilir.

Lohusalık üzüntüsünün temel özellikleri şunlardır:

  • Endişeli ruh hali ve panik hissi ön plandadır.
  • Anne, her şeye yetişememe duygusu yaşasa da bebeğin ihtiyaçlarını karşılamaya devam eder.
  • Bebeğe karşı ilgide bir azalma söz konusu değildir.
  • Belirtiler tıbbi müdahale gerektirmeden kendiliğinden düzelir.

Eğer bu üzüntü ve kaygı dönemi bir aydan uzun sürerse ve anne bebeğin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaya başlarsa, bu durum artık doğum sonrası depresyon olarak tanımlanır ve profesyonel destek gerektirir.

Doğum Sonrası Depresyonun Belirtileri Nelerdir?

Doğum sonrası depresyon genellikle doğumdan sonraki 2. ile 8. haftalar arasında başlar ve tedavi edilmediği takdirde 1 yıla kadar sürebilir. Bu tablonun en belirgin özelliği, annenin ailesine karşı sevgisizlik hissetmesi ve bebeğine karşı zıt duygular beslemesidir.

Sık görülen diğer belirtiler şunlardır:

  • Deprese ruh hali ve aktivitelere karşı ilgi kaybı.
  • İştah değişiklikleri, yorgunluk ve uyku bozuklukları.
  • Çocuğun bakımında güçlük çekme ve suçluluk hissi.
  • Kendine güven azlığı ve konsantrasyon güçlüğü.
  • Psikomotor yavaşlama veya aşırı huzursuzluk (ajitasyon).
  • İntihar düşünceleri.

Doğum Sonrası Depresyon İçin Risk Faktörleri

Bazı faktörler, kadınların bu dönemi daha ağır geçirmesine neden olabilir. Aşağıdaki tabloda belirtilen risk etmenlerinden bir veya daha fazlasına sahip olan kadınların, doğum sonrası 1. veya 2. ayda uzman değerlendirmesinden geçmesi önerilir.

Risk KategorisiFaktörler
Sosyo-Ekonomikİşsizlik (kadın veya eş), sosyal destek yetersizliği
Ailevi ve KişiselEvlilik sorunları, beklenmedik kayıplar (ölüm, ayrılık)
Gebelik GeçmişiPlanlanmamış gebelikler, önceki gebeliklerde depresyon öyküsü
Doğum ve SonrasıAnne sütü ile besleyememe, erken anne-bebek ayrılığı, bebek bakımı kaygısı

Lohusalık Psikozu: Acil Müdahale Gerektiren Durum

Doğum sonrası depresyondan çok daha nadir görülen (binde 1’den az) ancak çok daha ağır seyreden tablo lohusalık psikozudur. Bu durumda annenin reel yaşamla bağı kopar. Halüsinasyonlar, düşüncelerde uçuşmalar ve uç duygusal tepkiler gözlemlenebilir.

Lohusalık psikozunda riskler:

  • Kişi kendisine, çevresine ve nadiren bebeğine zarar verebilir.
  • Ağır vakalarda bebek reddi, bebeği terk etme veya fiziksel zarar verme eğilimi oluşabilir.
  • Tedavi süreci hastaneye yatışı, emzirmenin kesilmesini ve ilaç tedavisini gerektirebilir.
  • Hızlı etki için elektroşok tedavileri (EKT) kullanılabilir.

Tedavi Yöntemleri ve Uzman Desteği

Doğum sonrası depresyon, uzman klinik psikologlar ve psikiyatristler tarafından yönetilmesi gereken bir süreçtir. Yapılan değerlendirme görüşmeleri ve tarama testleri ile tanı konulur.

  • Psikoterapi: Doğum sonrası depresyon tedavisinde psikoterapi ile yüzde yüze yakın başarı sağlanır.
  • İlaç Tedavisi: Nadiren ve gerekli görüldüğü durumlarda uygulanır.
  • Takip: Daha önce bu sendromları yaşamış kişilerin sonraki gebeliklerinde yakından takip edilmesi ve sosyal çevrelerinin uyarılması kritiktir.

Anneye Destek İçin Pratik Öneriler

Doğum sonrası sendromların yaklaşık yarısı tanı almadığı için tedavi edilememektedir. Bu durum bebeğin bilişsel ve davranışsal gelişimini olumsuz etkileyebilir. Süreci kolaylaştırmak için şu adımlar atılmalıdır:

  1. Eş Desteği: Annenin emniyette olduğunu ve yalnız olmadığını hissetmesi en önemli iyileşme faktörüdür.
  2. Görev Paylaşımı: Annenin emzirme dışındaki tüm işlerden (bebeğin banyosu, alt değişimi, uyutulması) muaf tutulması sağlanmalıdır.
  3. Sosyalleşme: Bebeğin göbeği düştükten sonra kısa yürüyüşlere çıkmak ve arkadaşlarla buluşmak ruh haline iyi gelir.
  4. Bilgi Paylaşımı: Deneyimli annelerle sohbet etmek ve uzman yazılarını takip etmek kaygıyı azaltır.
  5. Kişisel Zaman: Annenin bebek dışında kendisine de zaman ayırması teşvik edilmelidir.

Bu tedbirlerle düzelmeyen veya inatla tekrarlayan endişe hallerinde vakit kaybetmeden tıbbi yardım alınmalıdır.

Etiketler

Depresyon ilaçlarıDepresyon nedirLohusalıktan sonra huzursuzlukLohusalık depresyonuLohusalık

Yazar Hakkında

Klinik Psikolog Bahar Yasin

Klinik Psikolog Bahar Yasin

Diyarbakır doğumlu Uzm. Kl. Psk. Bahar Yasin, lise eğitimini Diyarbakır Eflatun Koleji'nde tamamladıktan sonra Okan Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Onur Öğrencisi olarak mezun olmuştur. Lisans eğitim hayatında birçok staj deneyimi yaşamıştır. Anadolu Adliyesinde, danışmanlık merkezlerinde, hastanelerde, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde stajyer psikolog olarak deneyimler elde etmiştir.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.