Disosiyatif Bozukluk: Ruhun Savunma Mekanizması ve "Çözülme" Süreçleri

1. Disosiyatif Bozukluk Nedir?
Kelime anlamı "çözülme" olan disosiyasyon; normalde bir bütün halinde çalışan bilinç, bellek, kimlik ve çevre algısı arasındaki bağın kopmasıdır. Türkiye'de psikiyatri başvurularının yaklaşık %5-10'unu oluşturan bu tablo, beyinde yapısal bir hasar olmamasına rağmen nörolojik hastalıkları taklit eden belirtilerle seyreder (APA, 2013).
2. Nedenleri: Travma ve Savunma Düzeneği
Disosiyatif bozuklukların kökeninde neredeyse her zaman çocukluk çağı travmaları (istismar, ihmal, şiddet) yer alır. Çocuk, baş edemediği ağır stres karşısında zihinsel olarak ortamdan uzaklaşmayı bir hayatta kalma stratejisi olarak öğrenir.
Sigorta Metoforu: Disosiyatif bayılmalar, elektrik sistemindeki sigortanın yüksek voltaj karşısında atmasına benzer. Birey, kaldıramayacağı yoğunluktaki öfke, korku veya üzüntüye maruz kaldığında, zihin sistemi korumak adına bilinci geçici olarak kapatır.
3. Belirtiler ve Klinik Tipler
Literatürde (DSM-5 ve ICD-11) disosiyatif belirtiler şu kategorilerde incelenir:
-
Disosiyatif Bayılmalar (Psödo-epilepsi): En sık görülen belirtidir. Sara nöbetine benzer ancak beyindeki elektriksel bir bozukluktan değil, ruhsal sıkıntıdan kaynaklanır. Hasta genellikle çevreyi duyar ama tepki veremez.
-
Disosiyatif Amnezi (Unutkanlık): Travmatik olayların veya kişisel bilgilerin ani bir şekilde hatırlanamamasıdır.
-
Disosiyatif Kimlik Bozukluğu: Kişinin içinde farklı "kişilik durumlarının" varlığı ve bu durumlar arasında geçişler yaşanmasıdır.
-
Depersonalizasyon / Derealizasyon: Kişinin kendi bedenine veya çevreye yabancılaşması, her şeyi bir rüya içindeymiş gibi algılamasıdır.
4. Tedavi ve Yaklaşım Prensipleri
Disosiyatif bozukluk, telkine yatkınlığın yüksek olduğu bir tablodur. Bu nedenle tedavi süreci profesyonel bir zeminde yürütülmelidir:
-
Doğru Müdahale: Bayılma anında hastaya soğan koklatmak veya sert müdahalelerde bulunmak stresi artırır. Hastayı sakin bir alana alıp nöbetin geçmesini beklemek en sağlıklı yaklaşımdır.
-
Psikoterapi: Tedavinin altın standardı psikoterapidir. Özellikle EMDR ve Bilişsel Davranışçı Terapi, travmatik anıların işlenmesi ve bireyin daha olgun savunma mekanizmaları geliştirmesi için etkilidir.
-
Aile İşbirliği: Ailenin, belirtiler sadece ortaya çıktığında değil, genel süreçte destekleyici olması tedavinin başarısını belirler.
Sonuç
Disosiyatif bozukluk bir "hastalık" olmaktan ziyade, ruhun ağır yaralara verdiği bir tepkidir. Uygun psikoterapi desteği ile bu "sigorta atma" davranışının yerine, duygularla sağlıklı baş etme yöntemleri geliştirilebilir ve kişi bütüncül kimliğine yeniden kavuşabilir.
Kaynakça:
- American Psychiatric Association (2013). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed.).
- Putnam, F. W. (1997). Dissociation in Children and Adolescents: A Developmental Perspective.
- Şar, V. (2011). Epidemiology of Dissociative Disorders: An Overview.





