Beden Savunmaya Geçtiğinde

Yaşamın erken dönemlerinden itibaren beden, bireyin çevresiyle kurduğu ilişkinin merkezinde yer alır. Güven, temas, düzenlenme ve sakinleşme gibi deneyimler çoğu zaman bedensel duyumlar üzerinden öğrenilir. Bu nedenle duygular yalnızca zihinsel deneyimler değildir; kalp ritmi, kas gerginliği, solunum ve hormonal tepkiler gibi fizyolojik süreçlerle birlikte ortaya çıkar.
Psikolojik sınırlar, bireyin kendini koruma ve ilişki içinde konumlandırma becerisiyle doğrudan ilişkilidir. Tehdit algısının arttığı ya da güvenlik hissinin azaldığı durumlarda beden, bir savunma aracı hâline gelebilir. Bazı bireyler bedenlerini daha “görünür” veya “güçlü” kılarak korunmayı deneyimlerken, bazıları tam tersine küçülme, geri çekilme veya görünmez olma eğilimi gösterebilir. Bu süreçler bilinçli tercihler gibi görünse de çoğu zaman otomatik savunma mekanizmalarının bir parçasıdır. Beden, psikolojik güvenliğin yeniden kurulması için sembolik bir alan hâline gelebilir.
Duygular yeterince fark edilmediğinde ya da ifade edilemediğinde, bu deneyimlerin bedensel düzeyde karşılık bulması sık görülen bir durumdur. Psikosomatik yaklaşım, psikolojik çatışmaların veya bastırılmış duygusal süreçlerin bedende semptomlar aracılığıyla ifade edilebileceğini öne sürer. Baş ağrıları, kas ağrıları, mide-bağırsak sorunları ya da kronik yorgunluk gibi belirtiler bazen duygusal yükün bedensel yansımaları olabilir.
Yaşantılar yalnızca zihinde değil bedende de iz bırakır. Psikolojik deneyimlerin sinir sistemi, hormonlar, kas sistemi ve bedensel duyumlar aracılığıyla nasıl depolandığını biliyoruz. Modern travma kuramına göre beden, yalnızca bir “taşıyıcı” değil; aynı zamanda geçmiş deneyimleri hatırlayan, yorumlayan ve tepki veren aktif bir sistemdir.
Beden, bastırılmış duyguların ya da geçmiş deneyimlerin sessiz arşividir. Duygular fark edilmediğinde beden konuşmaya başlar; bazen ağrı, bazen gerginlik, bazen de açıklanamayan bir huzursuzluk şeklinde.Psikoterapi süreci, bu bedensel dili anlamayı ve kişiyle beden arasındaki kopmuş bağı yeniden kurmayı hedefler. Çünkü zihin ve beden ayrı değil, aynı hikâyenin iki farklı anlatıcısıdır.Beden ve zihin birbirinden ayrı değil, aynı sistemin farklı ifade biçimleridir. Duyguların fark edilmesi, güvenli biçimde ifade edilmesi ve psikolojik sınırların güçlendirilmesi yalnızca ruhsal değil, bedensel iyi oluşu da destekler.
Beden bazen sessizce, bazen güçlü belirtilerle konuşur; ancak çoğu zaman amacı zarar vermek değil, dikkatimizi ihtiyaçlarımıza yöneltmektir. Bu nedenle bedeni susturulması gereken bir alan olarak değil, anlaşılması gereken bir iletişim kanalı olarak görmek önemlidir.




