Doktorsitesi.com

Antisosyal kişilik bozukluğu özellikleri

Psk. Beyza Takan
Psk. Beyza Takan
2 Mart 2020613 görüntülenme
Randevu Al
Antisosyal kişilik bozukluğu özellikleri
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Antisosyal Kişilik Bozukluğu: Tanımı ve Tarihsel Gelişimi

Antisosyal Kişilik Bozukluğu (AKB), yaklaşık iki yüzyıldır bir ruhsal bozukluk olarak tıp literatüründe yer almaktadır. İlk dönemlerde bu tabloyu tanımlamak için psikopat terimi kullanılmış; ancak ilerleyen süreçte bozukluğun toplumsal kökenli olduğu düşüncesiyle sosyopat kavramı tercih edilmiştir.

Dünya genelinde kabul gören tanı ölçütlerinden biri olan DSM (Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı) sisteminde bu bozukluk, 1968 yılında DSM-II ile "antisosyal kişilik" adını almış, 1980'deki DSM-III ile günümüzdeki modern tanımı olan Antisosyal Kişilik Bozukluğu formuna kavuşmuştur.

Antisosyal Kişilik Bozukluğu Tanı Ölçütleri

DSM kriterlerine göre AKB, temel olarak başka kişilerin haklarına saldırma ve bu eylemlerin sonuçlarına karşı aldırmazlık olarak tanımlanır. Bir kişiye AKB teşhisi konulabilmesi için aşağıdaki belirtilerden en az üçünün 15 yaşından itibaren var olması ve yetişkinlikte de devam etmesi gerekir:

  • Suça yönelik eylemlerde bulunmak
  • Aldatıcılık ve dürüst olmayan davranışlar
  • Dürtüsellik ve önceden plan yapamama
  • Saldırganlık ve fiziksel kavgalara eğilim
  • Sorumsuzluk (iş veya finansal konularda)
  • Pişmanlık yokluğu ve vicdan azabı çekmeme

Yetişkinlerde AKB ve Suç İlişkisi

Yetişkin bireylerde teşhis konulabilmesi için ısrarlı suça yönelik davranışlar zorunlu bir ölçüt kabul edilir. Araştırmalar, cezaevindeki erkek mahkumların 2/3 ile 3/4'ünde AKB görüldüğünü, ancak toplum genelinde bu oranın çok daha düşük olduğunu göstermektedir. Şiddet içeren suçların büyük bir kısmı, erken yaşta suç işlemeye başlayan, katı ve duygusuz yapılarıyla ön plana çıkan küçük bir grup tarafından işlenmektedir.

AKB'nin Nörobiyolojik ve Psikolojik Temelleri

Beyin görüntüleme çalışmaları, AKB olan kişilerde prefrontal işlev bozukluğu ile antisosyal davranışlar arasında güçlü bir bağ olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle orbitofrontal hipoaktivite, büyük lezyonlar olmasa dahi bu bozukluğun başlamasına zemin hazırlayabilmektedir. Nöropsikolojik açıdan bu bireylerin en belirgin özelliği, korku uyandıran uyaranlara karşı normal şartlı tepkiler geliştirememeleridir.

Psikopat ve Sosyopat Ayrımı

Uzmanlar, her antisosyal bireyin "psikopat" olarak nitelendirilmemesi gerektiğini savunur. Meloy'a göre psikopatlar, empati kurmaktan tamamen yoksun, insan ilişkilerini sadece iktidar ve güç odaklı sürdüren kişilerdir. Bazı araştırmacılar AKB'yi, narsistik kişilik bozukluğunun en uç ve ilkel bir alt kategorisi olarak değerlendirmektedir.

Risk Faktörleri ve Aile Yapısı

AKB'nin ortaya çıkmasında genetik yatkınlık ve çevresel faktörler bir arada rol oynar. Yapılan araştırmalar, ağır şiddet eğilimi gösteren AKB olgularında şu özelliklerin daha belirgin olduğunu saptamıştır:

Risk FaktörüAçıklama
Aile YapısıParçalanmış aileler, aile içi çatışma ve çok çocuklu yapı.
Ebeveyn Tutumuİlgisiz, sert mizaçlı veya antisosyal özellikler taşıyan anne-baba.
Eğitim SeviyesiEbeveynlerin eğitim düzeyinin düşüklüğü.
Çocukluk ÖyküsüFiziksel kötü muamele, yuvalarda yetişme veya DEHB öyküsü.

Ayırıcı Tanı ve Karıştırılan Bozukluklar

AKB teşhisi konulurken diğer kişilik bozukluklarıyla karıştırılmamasına dikkat edilmelidir:

  1. Narsistik Kişilik Bozukluğu: AKB gibi kibirli ve empati yoksunu görünebilirler ancak narsisizmde saldırgan davranışlar ve çocuklukta davranış bozukluğu öyküsü genellikle bulunmaz.
  2. Psikotik ve Duygu Durum Bozuklukları: Bu dönemlerde yasalara aykırı davranışlar görülebilir ancak bu durum doğrudan AKB olarak tanımlanamaz.
  3. Madde Bağımlılığı: Madde arama davranışı sırasında suç işlenebilir; bu durumda her iki tanı birlikte değerlendirilebilir.

Sosyal Yapı ve Kültürel Etkenler

Toplumsal yapılar, AKB riskini artırabilir veya azaltabilir. Örneğin, geleneksel aile bağlarının ve otoritenin güçlü olduğu toplumlarda (Tayvan gibi) AKB oranları daha düşüktür. Sanılanın aksine yoksulluk tek başına AKB nedeni değildir; eğer aile işlevleri sağlıklıysa yoksul ortamlarda yetişen bireylerin büyük çoğunluğu suç işlememekte ve üretken hayatlar sürmektedir. Antisosyal davranışlar, genellikle aile işlev bozukluğu ve sosyal çözülme ortamında tetiklenir.

Duygusal Zekanın (EQ) Rolü ve Önemi

Duygusal zeka; duyguları anlama, yönetme ve başkalarıyla sağlıklı bağ kurma becerisidir. Nöro-fizyolojik olarak amigdala ile ilişkilidir. AKB ve saldırganlık eğilimi olan bireylerde duygusal zeka eğitimi kritik bir öneme sahiptir.

  • Geliştirilebilirlik: Duygusal zeka her yaşta eğitilebilir ve geliştirilebilir bir yetidir.
  • Çözüm Odaklılık: EQ düzeyi yüksek bireyler, stres anında yapıcı tepkiler verir ve etkili başa çıkma yöntemleri geliştirir.
  • Şiddetin Önlenmesi: Duygusal zeka seviyesinin yükseltilmesi; aile içi şiddetin azalmasına, boşanma oranlarının düşmesine ve erkeklerdeki saldırgan davranışların kontrol altına alınmasına yardımcı olur.

Kaynakça

  • Dr. İsmail Ak, D. S. (2002). Antisosyal Kişilik Bozukluklarında Sosyobiyolojik Etkenler.
  • Geçtan, E. (2003). Psikodinamik Psikiyatri ve Normaldışı Davranışlar.
  • Mehmet E. Sardoğan, C. K. (2006). Antisosyal Kişilik Bozukluğu Tanısı Almış ve Almamış Bireylerin Duygusal Zeka Düzeyleri.
  • Murat Erdem, B. Ö. (2010). Antisosyal Kişilik Bozuklukları Olgularının Şiddet Suçu Niteliğine Göre Mizaç ve Karakter Özellikleri.
  • Prof. Dr. Orhan Öztürk, P. U. (2016). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları.

Etiketler

Kişilik bozukluğuAntisosyalAntisosyal kişilik bozukluğuakb

Yazar Hakkında

Psk. Beyza Takan

Psk. Beyza Takan

2012 yılında İstanbul Ticaret Üniversitesi (İstanbul Commerce University) Psikoloji bölümünü kazandı.Lisans öğrenimini sürdürdüğü süre zarfında;2014 yılında Mersin Ada Kreş’te Farklı yaş grubu çocukların gelişim aşamalarını gözlemlemek için stajyer psikolog olarak çalıştı.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.