1999 Marmara depreminden sonraki gün şoktaydık. İlk günün akşamüzeri Türk Psikologlar Derneği genel merkezinden destek bilgileri gelmeye başladı. İkinci gün kendimizi toparlamaya başladık, toplandık, neler yapabileceğimizi konuştuk. Üçüncü ve dördüncü günler yönetimlerle bağlantı kurduk, hazırlıklarımızı yaptık. Beşinci gün Yalova’daydık. Çadır temin ettik, yerleştik, bölgeye gelen diğer destek gruplarıyla bağlantı kurduk ve çalışmaya başladık. Sağlık çadırının yanında bulunan çadırda vatandaşla görüşmeler yapmaya başladık. Etrafımızda tamamen enkaz haline gelmiş binalar, apartmanlar, evler bulunuyordu. İlk gün hiçbir insani ihtiyacımızı gidermeden gece 12.00 ye kadar çalışmıştık. Durum oldukça ağırdı ve havada ölüm kokusu vardı. Bir yandan iş makineleri enkazı içindeki cenazelerle birlikte denize döküyordu. Yöneticilere neden böyle yapıyorsunuz diye sorduğumda “En kısa sürede enkazı kaldırmazsak salgın hastalıklar başlayacak” yanıtını almıştım. Çocuklarla çalışarak bu büyük acıyı en hafif biçimde belleklerine yazmalarına yardım ediyorduk.

Vatandaşlarla yaptığım bireysel görüşmelerde hayat boyu unutamayacağım hikâyeler dinledim ve onların yanında durarak desteğimi verdim. 3-4 gün çalıştıktan sonra eve geliyor, 1-2 gün kendimi toparladıktan sonra tekrar bölgeye gidiyordum. Geceleri çadırda bir battaniyenin üzerinde yatıyordum, yediklerim ise Kızılay’ın verdiği yemekti. Acı dışarıdan görünmüyordu ama insanlara dokunduğum zaman nasıl büyük bir acı içinde olduklarını anlıyordum. Bütün bu zorluklara rağmen deprem bölgesine büyük bir istek ve enerjiyle gidiyordum. Hatta bir gidişimde yola çıkarken içimde büyük bir sevinç duyduğumu fark ettim. Temsil ettiğim Türk Psikologlar Derneğine ve kamuya olan görevimi en iyi biçimde yerine getirme arzusu bana güç veriyordu.

Aşağıda gördüğünüz fotoğraf sözünü ettiğim koşullar içinde yaklaşık bir ay sonra çekilmiştir. Fotoğraftakilerin yüzündeki gülüşe dikkat edin. İşte o gülüşün nedeni anlamdır. Anlamlı bir yaşantı içinde olmanın huzurlu mutluluğu yüzlerimizden okunmaktadır. İnsanın tam olması gereken yerde olması, yapması gereken işi yapıyor olması insana dinginlik verir. İşte bu fotoğraf o dinginliğin fotoğrafıdır. Logoterapinin önemli bir kavramıdır anlam. İnsan her zaman anlam arar ve anlamı gördüğü zaman yaşam enerjisi ile dolar. Konfor içinde olmak insana bu denli huzur vermemektedir. Özellikle zor zamanlarda, başka insanların yaşamasına yardım etmek, yalnızca kişinin kendisinin yapabileceği bir işi yapması insanın hayatını anlamlı kılar.

Bu ise insana büyük bir doyum verir. Deprem bölgesindeki insanlar büyük kayıplar yaşamış olmalarına rağmen hiçbir intihar vak ası duymadık. Hatta bu insanlar “neden ben yaşıyorum?” sorusunu sormalarına rağmen yaşamlarına son vermeyi düşünmediler. Hiç kuşku yok ölüm bir gün hepimize gelecek, sadece bu sefer kurtulduk. Bunda hiçbirimizin bir suçu da yoktu. Öyleyse kalanlar birbirimize sarılmalı ve yardım etmeliydik. Aldığım en büyük ödül üç çocuğunu kaybetmiş bir anne ile yaptığım çalışmadan bir yıl sonra beni ziyarete gelmeleri ve kaybettikleri çocukları adına bir vakıf kurduklarının haberini vermeleri idi.

Bu vakıf çocuklara yardım edecekti. Günümüzde intihar vakalarının artış nedeni yaşamsal zorluklardan çok bu insanların anlamlarını kaybetmeleridir. Eski geleneğimiz olan sosyal dayanışma yeniden kurulursa, yakınımızdaki insanlarla bağlarımız güçlenirse bu yarayı sarabiliriz. Hepinize anlamlı, birlikte bir yaşam diler, sevgi ve saygılarımı sunarım.


Bursa Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!