AKTARIMDA KONUŞMAK

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir
Lacan’ın Psikanaliz Eğitimi ve IPA ile Yaşanan Görüş Ayrılıkları
Jacques Lacan’ın psikanaliz eğitimine getirdiği yenilikler, dönemin tutucu IPA (Uluslararası Psikanaliz Birliği) analistleri tarafından dirençle karşılanmıştır. Lacan’ın benimsediği bu yöntemlerin uluslararası standartlara uyum sağlamaması, onu politik bir kargaşanın merkezine itmiştir. Lacan, bu süreci psikanaliz eğitiminin geçerliliği ile cemiyetin uluslararası ehliyeti arasında kurulan hassas bir denge olarak tanımlar.
Meslektaşları ve öğrencileri tarafından bu sürecin bir pazarlık konusu haline getirilmesini Lacan, "komik" olarak nitelendirir. Ona göre bir özne için komik olan şey, hakikati ile karşılaşmasıdır. Psikanalitik açıdan öznenin hakikati kendinde değil, üstü örtülü bir nesnede yatar; bu nesnenin gün ışığına çıkması ise katıksız bir güldürü ögesidir. Hakikatle buluşma ancak bir ıskalama ile mümkündür ve gülmek, bu ıskalamanın yollarından biridir.
Freud’un Bilinçdışı Tanımı ve Kavramsal Farklılıklar
Sigmund Freud, gülme anını bilinçdışında bastırılmış yüklerin boşaltıldığı bir an olarak ele alır. Psikanalizin ne olduğu sorusuna Freud, 1915 tarihli "Bilinçdışı" metninde dil ile sınırlandırılmış derin bir yanıt verir. Freud’a göre psikanaliz, ötekinin bilincine dair duyduğumuz çıkarımı kendi bilincimize yöneltmemizi talep eden bir etkinliktir.
Psikanalitik literatürde sıkça karıştırılan terimlerin netleştirilmesi, konunun anlaşılması açısından kritiktir. Freud, "bilinçaltı" teriminin yanıltıcı olduğunu belirterek buna itiraz eder. Aşağıdaki tabloda kavramların terminolojik karşılıkları yer almaktadır:
| Terim (Almanca) | İngilizce Karşılığı | Türkçe Karşılığı |
|---|---|---|
| Unbewusst | Unconsciously | Bilinçsiz |
| Das Unbewusste | The Unconscious | Bilinçdışı |
| Unterbewusstsein | Subconscious | Bilinçaltı |
Histeri Çalışmaları ve Bilinçdışının Keşfi
Freud’un bilinçdışı üzerine düşünceleri, histerik hastalarla yaptığı çalışmalarla şekillenmiştir. Özellikle Anna O. vakası, Freud için büyük bir ilham kaynağı olmuştur. Anna O., normal bilinç durumu ile varsanılarla dolu ikincil bir bilinç durumu arasında gidip gelmekteydi. Ancak bilinçdışı terimi, hastanın otohipnoz esnasındaki trans durumu için kullanılmıştır.
Lucy vakası gibi örneklerde Freud, kendi bilincinin kesinliğinden şüphe duymaya başlamıştır. Bu vakalarda görülen "gören gözün körlüğü", bilinçdışındaki hatıraların dile getirilmesindeki zorluğu simgeler. Lacancı perspektife göre histerik özne, psikanalisti bilgi üretmeye kışkırtır. Bu durum, Lacan’ın aktarım yorumuyla doğrudan ilişkilidir.
Aktarım ve Analistin Arzusu
Lacan kliniğini "analistin arzusu" kavramı üzerine inşa etmiştir. "Arzu, Ötekinin arzusudur" önermesi, klinik ortamda aktarım üzerinden karşılık bulur. Aktarım içerisindeki özne, aslında Ötekinin arzusunu arzular. Freud’un histeriklerle yaptığı çalışmalarda hastaların şuursuzca onu memnun etmeye çalışması, bu fenomenin en somut örneğidir.
Kastrasyon, Semptom ve Küçük Hans Vakası
Psikanalitik teoride konu her zaman kastrasyon (iğdiş edilme) kavramına dayanır. Semptom, öznenin kastrasyona karşı ürettiği bir cevaptır. Diğer cevaplar ise aşk ve aktarım aşkıdır. Küçük Hans vakasında görülen at fobisi, aslında bir semptomdur ve öznenin dürtüyle karşılaşmasına (ereksiyonlar) verilen bir yanıttır.
Hans’ın yaşadığı süreç şu aşamalarla özetlenebilir:
- Dürtünün Belirmesi: Bedensel uyarılmaların kaygı yaratması.
- Gösteren Operasyonu: Penisin bir "zımbırtı" (oyuncak) olarak simgeselleştirilmesi.
- Fobinin Oluşumu: Kaygının belirsiz bir nesneden (libido) belirli bir nesneye (at) aktarılması.
- Aktarımın Başlaması: Freud’un, Hans’ı fobisinden kurtarabilecek bir otorite (Tanrısal bir figür) olarak konumlandırılması.
Analitik Tedavinin Ekonomisi
Psikanaliz süreci, semptom, aşk ve aktarım arasındaki bir alışveriştir. Aktarım işlev görmeye başladığında, problemin odağı semptomdan aktarıma kayar. Semptom hastanın, aktarım ise analistin yönetmesi gereken bir unsurdur. Analitik çalışmada amaç, hastanın semptomunu tamamen bırakması değil, semptomun fazlalıklarından kurtulmasıdır. Bu süreçte analistin sözleri paha biçilmez bir değer kazanır ve özne, söylemini tüm sansürlerden arındırmaya teşvik edilir.



