Sosyal kaygı bozukluğu

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir
Sosyal Kaygı Bozukluğu (Sosyal Fobi) Nedir?
Sosyal kaygı bozukluğu veya yaygın adıyla sosyal fobi, bireyin başkaları tarafından değerlendirilebileceği toplumsal ortamlarda; rezil olacağı, aşağılanacağı, utanç duyacağı ya da gülünç duruma düşeceği yönünde belirgin ve sürekli bir korku yaşamasıdır. Bu durum, kişinin sosyal etkileşimlerini ve günlük yaşam kalitesini doğrudan etkileyen ciddi bir kaygı bozukluğudur.
Sosyal fobisi olan bireyler, performans sergilemeleri gereken durumlarda diğer insanlar tarafından olumsuz değerlendirileceklerine dair mantıksız bir korku geliştirirler. Bu noktada asıl kritik unsur, kişiyi olumsuz değerlendirenin başkalarından ziyade kendi iç sesi olmasıdır. Bu yoğun korku nedeniyle bireyler, başkalarıyla etkileşim kurmayı gerektiren ortamlardan veya birilerinin huzurunda eylemde bulunmaktan kaçınma eğilimi gösterirler.
Sosyal Kaygı Bozukluğuna Teorik Yaklaşımlar
Sosyal fobinin kökenlerini anlamak için farklı psikolojik kuramlar çeşitli açıklamalar sunmaktadır. Bu yaklaşımlar, rahatsızlığın gelişim sürecine farklı pencerelerden bakmamızı sağlar:
Psikodinamik ve Bağlanma Kuramı
Bağlanma kuramına göre, temel bakım veren kişiyle (genellikle anne) kurulan erken dönem yaşantılar, bireyin ilerideki ilişkileri için bir şema oluşturur. Bebek, bakım veren kişinin yakınlığı sayesinde hayatta kalma yetilerini öğrenir. Sürekli ve doyum sağlayıcı bir ilişki güven duygusunu geliştirirken, bozuk bir ilişki yapısı güveni zedeleyerek anksiyete yatkınlığını artırır.
Psikobiyolojik Model
Bu modele göre, sosyal kaygı bozukluğunun gelişiminde genetik ve çevresel faktörlerin kombinasyonu etkilidir. Doğuştan gelen savunma mekanizmalarının çok güçlü olması, güven duygusunun zayıflığı, aşırı disiplinli ebeveyn tutumları veya iş birliğine kapalı aile yapısı, bireylerde anksiyete gelişimini tetikleyen unsurlar arasındadır.
Öğrenme ve Bilişsel Davranışçı Kuram
Öğrenme kuramı, sosyal fobiyi geçmişte yaşanılan kötü deneyimlerin bir sonucu olarak tanımlar. Bilişsel davranışçı kuram ise durumu, başkalarının gözünde küçük düşme korkusundan kaynaklanan bir güvensizlik olarak açıklar. Bu kişiler, sosyal ortamlarda kendilerini yetersiz, güçsüz ve sevilmeye layık olmayan biri olarak görme eğilimindedirler.
Sosyal Fobinin Fiziksel Belirtileri
Kişi korktuğu bir ortama girdiğinde veya girmeyi düşündüğünde, vücudu çeşitli fiziksel tepkiler verir. Sosyal kaygı bozukluğunun fiziksel belirtileri şunlardır:
- Yüz kızarması ve terleme
- Ellerde ve vücutta titreme
- Kalp çarpıntısı
- Ses titremesi veya kekeleme
- Ağız ve boğaz kuruluğu
- Mide rahatsızlıkları ve kaslarda gerginlik
Sosyal Kaygının Tetiklendiği Yaygın Durumlar
Sosyal fobi belirtileri, bireyin izlendiğini veya değerlendirildiğini hissettiği pek çok farklı ortamda ortaya çıkabilir. Bu durumların başlıcaları şunlardır:
| Sosyal Etkileşim Durumları | Performans ve İzlenme Durumları |
|---|---|
| Tanımadığı biriyle yüz yüze konuşma | Toplum önünde konuşma veya sunum yapma |
| Yetkili biriyle görüşme | Başkaları tarafından izlenirken çalışma/yazma |
| Parti veya eğlenceye katılma | İlgi odağı olma |
| Romantik bir ilişki başlatma girişimi | Yetenek veya bilgi testine tabi tutulma |
| Alınan bir malı iade etme | Genel tuvaletleri kullanma |
Bunlara ek olarak; toplum içinde yemek yemek, telefonla görüşmek, birilerinin oturduğu odaya girmek ve hazırlıksız konuşma yapmak gibi durumlar da yoğun kaygı uyandırabilir.
Sosyal Fobi Neden Olur?
Sosyal kaygı bozukluğunun oluşumunda üç temel sebep ön plana çıkmaktadır:
- Biyolojik Sebepler: Beyindeki serotonin dengesiyle ilgilidir. Sinir hücreleri arasındaki haberleşmeyi sağlayan bu maddenin iletimindeki aksaklıklar, stresli durumlarda beynin verdiği tepkiyi değiştirebilir.
- Psikolojik Sebepler: Geçmişte yaşanan utanç verici veya küçük düşürücü deneyimler, ileride sosyal fobi gelişme riskini artırır.
- Çevresel Sebepler: Bireyler, çevrelerindeki sosyal kaygı bozukluğu olan kişileri gözlemleyerek bu davranış modellerini modelleyebilirler.
Sosyal Fobi ve Tedavi Yöntemleri
Sosyal fobi, profesyonel destek ile yönetilebilen ve tedavi edilebilen bir bozukluktur. Tedavi sürecinde genellikle ilaç tedavisi ve psikoterapi yöntemleri tek başına veya kombine şekilde kullanılır.
Psikoterapide temel amaç; kişinin kendi davranışlarına ve başkalarının onu yargılama biçimine dair geliştirdiği işlevsel olmayan inançları değiştirmektir. Bu süreçte, gerçekçi olmayan düşünce kalıpları yerine daha sağlıklı ve işlevsel olanlar inşa edilir.
Psikolog
Gonca BAĞLAR



