Şema; kelime anlamı olarak yapı, iskelet, herhangi bir şeyin öne çıkan özellikleri anlamına gelir. Şema Terapi’de kullandığımız ‘Şema’ kavramı kendimiz, diğer insanlar, ilişkiler ve dünyayla ilgili sahip olduğumuz katı, değiştirilmesi zor inançlardır[1]. Şemalar çocukluk ve ergenlik dönemindeki yaşantılarımız, maruz kalınan ebeveynlik tutumları, travmalar, mizaç özellikleri, kültürel etkilenimler gibi pek çok etkenin bir araya gelmesiyle oluşur[2].

Şemaların nasıl kazanıldığı ve bugünümüzü nasıl etkilediğini açıklamak için travmatik anıların şimdiki anımıza nasıl bir etki yaptığına bakmalıyız. Bunun için de beyin yapımızdan ve işleyişinden biraz bahsetmek istiyorum: İnsan beyni üç ana katmandan oluşur. Bunlar ilkel beyin, orta beyin ve yeni beyindir. İlkel beyin, en alt katmanda bulunan ve hayatta kalmamız için temel vücut işlevlerini yerine getiren kısımdır. Orta beyin ise ilkel beynin üst katmanında yer alır. Burada Amigdala adı verilen, özellikle korku duygusu ile ilişkili olan duygu merkezi bulunur[3].

Hafıza merkezi olan Hipokampüs de orta beyinde, Amigdala’nın hemen yanında yer almaktadır. Bize zarar veren, tehdit eden olaylar yaşadığımızda bu anılardaki durumlar ile olumsuz duygular arasında bir bağlantı oluşur. Yani hafıza merkezi ile duygu merkezi adeta bir kısa yol oluşturur[4]. Bu kısa yol, bir daha buna benzer bir durumla karşılaştığımızda travmatik yaşantıda ortaya çıkan duyguları hemen hissetmemize olanak sağlar. Korkup bir an önce kaçmak ya da savaşmak için gereken hormonları salgılayabiliriz[5]. Travma anında yaşadığımıza benzer duygulara kapılırız.

Davranışlarımız da buna göre şekillenir. Ortada gerçek bir tehdit olduğunda, geçmişteki travmatik anılarımızı çağrıştıran bir şey yaşadığımızda bu bizim için hayati bir sistemdir. Çok hızlı, otomatik bir şekilde korkarız, uyarılırız ve ona göre tepkiler veririz. Ancak günümüzde beynimizin bu kısmına göre hareket etmenin dezavantajları da vardır. Amigdala sistemi, çevredeki uyaranları detaylı bir şekilde gözden geçirmez. O anda gerçekten tehdit altında mıyız diye uzun uzun tartmaz. Daha önceden tanıdık gelen olumsuzluğa karşı kendimizi korumamıza yoğunlaşır. Bu da modern insanlar olarak birçok seferde aslında ortada gerçek bir tehlike yokken geçmişte yaşadığımız travmaları tam da şu an yaşıyormuşuz gibi duygulara kapılmamıza sebep olur.

Bu duruma Şema Tetiklenmesi diyoruz[6]. Şemalarımız tetiklendiğinde, o şemanın oluşmasına sebep olan, geçmiş yaşantılarımızdaki korkuyu, öfkeyi, suçluluğu, çaresizliği hissedebiliriz. Bu yoğun duygular, sinir sistemimiz tarafından tehlike uyarısı olarak algılanır. Çünkü olumsuz duygular, olumsuz bir durum içinde olduğumuzun habercisidir. Evrimsel olarak bu ‘tehlikeli durum’dan bir an once kaçmaya, kurtulmaya ya da savaşmaya meyilliyiz. Salgıladığımız hormonlar da bizi o durumdan bir an önce kurtulmamız için kaçınmaya veya karşı atağa geçmeye iter.

Beynin en üst yüzeyinde yer alan, beynin dış kabuğu diyebileceğimiz kıvrımlı bölgenin adı ise Pre Frontal Korteks’tir. Burası evrimsel süreçte insanlarda daha geç ve daha gelişmiş olan kısımdır. Bu bölüm karar verme, plan yapma, yargıda bulunma, değerlendirme yapma gibi mantıksal işlevleri yerine getirmemize olanak sağlıyor[7]. Ancak burası, Hipokampüs’ün (hafıza merkezi) olduğu gibi duygu merkezimiz ile direk bağlı değildir. Bu yüzden geçmişte yaşadığımız olumsuzluklara herhangi bir açıdan benzer durumlar ile bugünümüzde karşılaştığımız birçok zaman sahip olduğumuz olumsuz inançlar tetikleniyor ve biz her seferinde yeniden mantıksal bir değerlendirme yapma fırsatı bulamadan kendimizi tepki verirken buluyoruz[8].

Tetiklenmeyi birkaç kısa örnek üzerinden açıklamak istiyorum: Çocukluk döneminde okul başarısı konusunda anne babası tarafından sık sık eleştirilen, ilkokul öğretmeni tarafından aşağılanan bir insan, yetişkinlik döneminde yöneticisi tarafından bir görev verildiğinde aynı çocuklukta hissettiği gibi beceriksiz, yetersiz hissedebilir. Bildiği bir konu olsa dahi, üstesinden gelemeyeceğinden kaygılanır. Bu noktada Başarısızlık şeması tetiklenmiş olur. Burada eğer rasyonel düşünür, iş hayatındaki geçmiş başarılarını, bilgisini, zamanını hesaba katarsa biraz çalışarak bu görevin de altından kalkacağını bilir. Ancak şemanın getirdiği duyguları güncel yaşantıda doğru kabul ederse, başarısız olma kaygısından dolayı gerekenin iki katı kadar çalışıp kendini tüketebilir veya bu kaygı yüzünden iyi odaklanamayıp, gerçekten de ortaya başarısız sayılabilecek bir iş çıkartabilir.

Bir diğer örnek de Kuşkuculuk şeması için verilebilir. Çocukluk ve ergenlik döneminde akran zorbalığına uğramış bir kişi, insanların güvenilmez, kötü niyetli, ikiyüzlü olduğu inancını geliştirmiş olabilir. Yetişkinlik yaşantısında yakın ilişkiler kurmuş olsa da bir arkadaşının şaka yapmak için söylediği olumsuz bir sözü kendine hakaret olarak algılayabilir.

Şunu unutmamak gerekir: Duygularımız üzerinde sandığımız kadar güçlü ve direk bir kontrolümüz yok. Olumsuz duyguların büyük bir kısmı henüz kortekse ulaşmadan, yani biz etraflıca düşünüp bir yargıya varmadan oluşuyor. Bu hızlı ve otomatik bir biçimde gerçekleştiği için belli bir duyguyu hissederken gerçekten de öyle hissetmemize sebep olacak bir durumun içinde olduğumuzu sanabiliriz. Ancak kanıtları incelediğimizde böyle olmadığını görürüz. Buna göre, ilk örnekteki kişi, kendine yeni sorumluluklar verildiğinde herhangi birinin çalışacağı kadar çalışarak verilen işi yapabildiğini görme fırsatı edinirse başka bir sefere bu şemanın tetiklenmesi zorlaşacak, tetiklense bile ona karşı çıkmak için elinde daha sağlam kanıtlar olacaktır. İkinci örnekte de, Kuşkuculuk şeması olan kişi, bir şakaya incindiğinde arkadaşına kızmak ve uzaklaştırmak yerine hayatında yer vermeye devam ederse aslında onun kötü bir niyet olmadığını görme fırsatı olur.

Ayrıca beynimizde hafıza merkezi ile belli duygular arasında bir bağ oluşması bu bağın varlığını hep sürdüreceği anlamına gelmiyor. Sık kullanılan ve aynı anda aktive olan beyin hücreleri arasında sıkı bir bağ kuruluyor ancak aynı şekilde, kullanılmadıkça bu bağlar zayıflayabiliyor[9]. Şema Terapi sürecinden geçen pek çok danışan Şema Tetiklenmeleri’nin azaldığını, tetiklendiğinde de eskisi kadar yoğun duygular uyandırmadığından bahsediyor. Ayrıca yeni düşünce yapıları oluşturdukça yeni bağlar oluşturabiliyoruz.

Bu durumu aynı kar üzerinde giden bir araç olarak düşünebiliriz[10]. Araç hep aynı yoldan gidiyorsa orada bir patika oluşur ve her seferinde oradan geçmek kolaylaşır. Yeni bir yoldan gitmek ilk başta zor olur, çaba gerektirir. Ama her seferinde o yolu tercih edince, o yoldaki karlar da basışır ve yeni bir patika oluşur. Artık oradan gitmek daha kolaydır.

Duygularımız üzerinde yeterince kontrolümüz olmayabilir ama davranışlarımız üzerinde var [11]. Bu yüzden önemli olan tetiklenmemeye çalışmak, bizi tetikleyen durumlardan uzak kalmak değil, o duygulara rağmen davranışlarımız üzerinde söz sahibi olabilmel. Bunu pratik ettikçe, yani deneyimlerimiz değiştikçe, beyindeki o kısa yol kullanılmadıkça, oradaki hücreler arasındaki bağlar gittikçe zayıflayacak ve hayatımızı çok daha az olumsuz etkiler hale gelecektir. Dr. Sevinç Alkan Göral bu durumu “Sinir sitemimizin kuklası olmak yerine karar vermek” şeklinde ifade ediyor.

[1]Schema Therapy: A Practioner’s Guide, Jeffrey E. Young, Janet S. Klosko, Marjorie E. Weishaar

[2]Hepsini İstiyorum Hemen İstiyorum, H. Alp Karaosmanoğlu

[3]Şema Terapi Nedir?, Eckhard Roediger

[4]Şema Terapi Nedir?, Eckhard Roediger

[5]Beden Kayıt Tutar, Bessel A. van der Kolk

[6]Hayatı Yeniden Keşfedin, Jeffrey E. Young, Janet S. Klosko

[7]Şema Terapi Nedir?, Eckhard Roediger

[8]Sağlıklı Yetişkin Modunu Güçlendirme Eğitimi, Sevinç Göral Alkal, Sezen Çamkıran, Beyza Alımlı

[9]Donald Hebb

[10]Overcoming Stuckness: in The Therapist or The Client, Ida Shaw, Schema Therapy TV

[11]Mutluluk Tuzağı, Russ Harris


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!