Doktorsitesi.com

Safra kesesinin taş hastalığı

Prof. Dr. Metin Kapan
Prof. Dr. Metin Kapan
4 Ocak 20131025 görüntülenme
Randevu Al
  • Safra kesesi taşı olan hastaların %63'ünde kronik kolesistit görülürken, %35'inde hiçbir belirti izlenmemektedir.
  • Hastalığın en yaygın belirtisi sağ üst kadranda hissedilen bilier kolik ağrısıdır ve tanıda en önemli yöntem ultrasonografidir.
  • Semptomatik hastalar için kesin ve kalıcı tedavi yöntemi, safra kesesinin ameliyatla alınması anlamına gelen kolesistektomidir.
Safra kesesinin taş hastalığı
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Safra Kesesi Taşları ve Klinik Tablo

Safra kesesinde taş oluşan hastaların klinik durumu farklılık göstermektedir. Yapılan araştırmalara göre, bu hastaların %35'inde hiçbir yakınma görülmezken, %63'ünde bilier kolik olarak da adlandırılan kronik kolesistit tablosu izlenmektedir. Hastaların geri kalan %2'lik kısmında ise akut kolesistit adı verilen daha ağır klinik tablolar ortaya çıkmaktadır.

Safra Kesesi Taşı Klinik DurumuGörülme Oranı
Semptomsuz (Yakınma Yok)%35
Kronik Kolesistit (Bilier Kolik)%63
Akut Kolesistit%2

Kronik Kolesistit Nedir?

Kronik kolesistit, safra kesesinin en sık karşılaşılan hastalığıdır ve vakaların büyük bir çoğunluğunda safra taşı ile doğrudan ilişkilidir. Sistik kanalın taşlar tarafından tekrarlayan şekilde tıkanması, önce bilier koliğe, ardından inflamasyona ve nihayetinde skar (nedbe) dokusu gelişimine yol açar. Bu süreç sonucunda safra kesesi duvarında kalıcı yapısal bozukluklar meydana gelir.

Kronik Kolesistit Belirtileri Nelerdir?

Hastalığın en yaygın belirtisi, taşların safra yolunu tıkamasıyla karakterize olan bilier kolik ağrısıdır. Bu ağrının temel özellikleri ve eşlik eden diğer şikayetler şunlardır:

  • Karnın sağ üst kadranında hissedilen, bazen üst ve orta bölümlere yayılan ağrı,
  • Sırta ve sağ kürek kemiğine doğru yansıyan ağrı hissi,
  • Genellikle yemeklerden sonra tetiklenen ve değişken sıklıkta görülen ağrı atakları,
  • Ağrıya eşlik eden bulantı ve kusma,
  • Yağlı yiyeceklere karşı tahammülsüzlük, şişkinlik ve geğirme.

Kronik Kolesistitte Tanı Nasıl Konulur?

Tanı sürecinde başvurulan ilk ve en önemli tetkik ultrasonografidir (USG). Çoğu hasta için USG dışında ek bir görüntüleme yöntemine ihtiyaç duyulmaz. Kronik kolesistit tanısı; episodik karın ağrısı, dispepsi (sindirim güçlüğü) ve USG veya kolesistografide safra taşının net bir şekilde görüntülenmesi esasına dayanır.

Ayırıcı Tanı: Hangi Hastalıklar ile Karışabilir?

Üst karın bölgesinde ağrısı olan ve ultrasonografide taş tespit edilen her hastada şikayetlerin kaynağı doğrudan kronik kolesistit olmayabilir. Bu nedenle, aşağıdaki hastalıklarla ayırıcı tanı yapılması kritik önem taşır:

  • Duodenal ülser ve hiatal fıtık,
  • Pankreatit ve hepatit,
  • Miyokard enfarktüsü (kalp krizi),
  • Vertebradaki osteoartritik lezyonlar,
  • Gastrointestinal tümörler,
  • İritabl kolon sendromu ve böbrek hastalıkları.

Kronik Kolesistite Bağlı Komplikasyonlar

Kronik kolesistit, tedavi edilmediği takdirde ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir. Olguların %20'sinde akut kolesistit gelişme riski bulunmaktadır. Ayrıca taşların ana safra kanalına düşmesi; tıkanma sarılığı ve pankreatit gibi komplikasyonlara yol açabilir. Uzun vadede ise bu durumun safra kesesi karsinomu (kanseri) gelişimine neden olabileceği unutulmamalıdır.

Tedavi Seçenekleri ve Kolesistektomi

Kronik kolesistit yönetiminde öncelikle şikayetleri tetikleyen gıdalardan kaçınılması önerilir. Atakların yoğun olduğu dönemlerde hastayı rahatlatmak amacıyla ağrı kesiciler ve sindirimi kolaylaştırıcı ilaç tedavileri uygulanır.

Ancak, semptomatik hastalarda kesin ve kalıcı çözüm kolesistektomi adı verilen safra kesesinin ameliyatla alınması işlemidir. Günümüzde bu operasyon genellikle laparoskopik (kapalı) yöntemle gerçekleştirilmekte olup, sorunu tam olarak ortadan kaldıran tek tedavi seçeneğidir.

Yazar Hakkında

Prof. Dr. Metin Kapan

Prof. Dr. Metin Kapan

Prof.Dr. Metin KAPAN, 29 Eylül 1964 tarihinde Ankara'da doğmuştur. Lisans öncesi öğrenimlerinin ardından, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde başladığı tıp eğitimini 1988 yılında tamamlayarak tıp doktoru unvanı almıştır. İhtisasını ise İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda yapmış ve 1994 yılında Genel Cerrahi uzmanı olmuştur. 1999 yılında Doçent ünvanı, 2005 yılında ise Profesör ünvanını almıştır.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.