“Psikolojik travmayı çalışmak, hem doğal dünyadaki insan yaralanabilirliği

hem de insan doğasındaki kötülük kapasitesiyle yüz yüze gelmektir.”

J.L. Herman, Travma ve İyileşme.

Travma, Fransızca “trauma” kelimesinden dilimize intikal etmiş olup dilimizde tıp alanında: “Bir doku veya organın yapısını, biçimini bozan ve dıştan mekanik bir tepki sonucu oluşan yerel yara, örselenme.”, psikoloji alanında “sarsıntı, örselenme” anlamında karşılık bulmaktadır (TDK, 2020). Örselenme (travma) kavramı bireyin ruhsal ve bedensel varlığını çok değişik biçimlerde sarsan, inciten, yaralayan her türlü olay için kullanılmaktadır (Öztürk ve Uluşahin, 2016).

Ruhsal travma, genel olarak mağdurların çok eksenli semptomlar verebilmesine yol açan ve hem bireysel hem de toplumsal boyutları olan ruhsal tepki ve süreçler olarak tanımlanabilir; çok geniş bir tanım spektrumu olan travmatik yaşantılar, çocukluk çağı travmaları kadar toplumsal şiddeti, terörizmi, ülkelerarası savaşı, iç savaşı, ulaşım kazalarını ve doğal afetleri de içermektedir (Öztürk ve ark, 2019). Ruhsal travma güçsüzlerin bir felaketi, bireysel afeti olarak görülebilir. Travma anında kurban ezici bir kuvvet tarafından çaresiz hale getirilir, kuvvet doğanınki olduğunda, afetten söz ederiz; kuvvet başka bir insanınki olduğundaysa, vahşetten söz ederiz (Herman, 2016). Travmatik olaylar insanlarda kontrol, bağ kurma ve anlam duygusu veren olağan davranış sistemlerini altüst eder; Travmatik reaksiyonlar eylem beyhude olduğunda meydana gelir ve ne direnme ne de kaçma mümkün olduğunda, insani öz-savunma sistemi altüst olur ve düzensizleşir (Herman, 2016). Travmatik durum, nesnel tehdit ile öznel baş edebilme gücü arasındaki yaşamsal dengesizliktir; bu süreç aslında bir “travmatik girdap” tır ve bireyin ruhsal gelişiminde dissosiyatif yaşantılarla karakterize olan kesintiye yol açar; varoluşsal boyuttaki bu tehdide rağmen uygun bir tepki vermenin imkansızlığı ise “travma paradoksu” olarak yaşantılanır (Öztürk, 2018).

Ruhsal travma bireyin güçsüzlüğü ile yüzleşmesi durumudur, birey maruz kaldığı bu durum karşısında çaresizlik hissi ile beraber eskiden önceden kullanmış olduğu başa çıkma yolları artık eski işlevini görmemekte ve her bireyin maruz kaldığı travmatik olaya tepkisi farklı olabilmekte ve bu tepkinin mağdurun yaşı, cinsiyeti, eğitim düzeyi, medeni hali, kişilik yapısı, olayı anlamlandırışı, geçmiş travmatik deneyimleri, başa çıkma yolları, sosyal destek vs. gibi değişkenlere göre farklılaştığı bilinmektedir (Derin ve Öztürk, 2018). Travmatik olaylar; depresyon, anksiyete bozuklukları, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ve bağımlılığı, travma sonrası stres bozukluğu, sınırda kişilik bozukluğu ve dissosiyatif bozukluklar gibi birçok ruhsal hastalıklara neden olabilmektedir (Ross, 2007; Derin ve Öztürk, 2018). Bunlar arasından travma sonrası stres bozukluğu ve dissosiyatif bozuklukların varlığı için travmatik olay şartı kritik öneme sahiptir (Bayraktar, 2018).

1980 yılında ilk kez “psikolojik travma” bir tanı haline gelmiş, o yıl Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) ”Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)” adı altında yeni bir kategoriyi, resmi mental bozukluklar elkitabına almıştır; APA tarafından 2013 yılında yayınlanan Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayısal El Kitabı (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders-DSM)’na göre travma ve tetikleyici etkenle ilişkili bozukluklar başlığı altında: Tepkisel Bağlanma Bozukluğu, Sınırsız Toplumsal Katılım Bozukluğu, Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Akut Stres Bozukluğu, Uyum Bozuklukları, Tanımlanmış Diğer Travma ve Tetikleyici Etkenle İlişkili Bozukluklar ve Tanımlanmamış Diğer Travma ve Tetikleyici Etkenle İlişkili Bozuklukların yer aldığı görülmektedir.

DSM‐5‘te Travma Sonrası Stres Bozukluğu, olağan insan yaşantılarının dışında olan ve bu deneyimleri yaşayan her birey için yüksek düzey stres içeren durumlar sonrası duygusal, bilişsel, sosyal ve davranışsal bozuklukları içeren uzamış ve anormal tepkilerden oluşan psikiyatrik belirtilerin toplamıdır; genel olarak TSSB belirti kümeleri istem dışı gelişen belirtiler (örn: Olayı yeniden yaşıyor gibi olma, olayın rahatsız eden anıları), kaçınma (örn: olayla ilgili düşünce, duygu vs. uzak durma), bilişlerde ve duygudurumdaki değişim (örn: Olayın önemli bir kısmını hatırlayamama, süreklilik gösteren olumsuz duygular) ve travmatik olayla ilgili uyarılmışlık ve tepki gösterme biçimde değişiklik (örn: Sürekli tetikte olma, konsantrasyon güçlüğü) olarak ele alınmaktadır (Bayraktar, 2018).

Dissosiyatif Bozukluklar ise, çocukluk çağı ruhsal travmalarının etkisiyle oluşan, intihar girişimleri, kendine zarar verici davranışlar, amnezi, bilinçte kesintiler, konsantrasyon güçlüğü, duygudurumda dalgalanmalar, reviktimizasyon, öfke kontrol problemleri, kimlikte belirsizlik hisleri, anguaz, depresyon ve problemli yakın ilişki dinamikleriyle ifade edilebilen bir psikopatoloji olarak tanımlanmaktadır (Öztürk, 2017).

Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Dissosiyatif Bozukluklar’ın etiyolojisinde travmatik deneyimlerin varolduğu bilinmektedir, ek olarak genellikle ruhsal bozuklukların etiyolojik faktörlerine bakıldığında da insan eliyle ortaya çıkan travmatik deneyimler, hastalıklar, kazalar ve doğal olayların olduğu görülmektedir.

Türkçe ve yabancı literatürde ruhsal travma, dissosiyasyon ve posttravmatik stres bozukluğu bağlamında yapılan araştırmalar incelendiğinde çok farklı örneklemlerle, farklı travmatik deneyimlerle yapılan araştırmaların çoğunluğunda konu çocukluk çağı travmatik deneyimleri ve ortaya çıkan dissosiyasyon ve TSSB olarak kendini göstermektedir (Bayraktar, 2018). Her birey, çocukluk döneminde stres verici olaylarla karşılaşır ve bu yaşantılar normal koşullar altında travmatik bir sürece dönüşmez; ancak gerek yaşanan stres verici olayların şiddeti meydana geldiği aile ve çevre koşullarının uygunsuzluğu bu yaşantıları travmatik bir sürece dönüştürebilir (Ross, 2007; Öztürk, 2017; Derin ve Öztürk, 2018).

Bu açıdan travmanın hem objektif hem de subjektif bir boyutu olduğunu da ifade edilebilir ve travmatik yaşantıların objektif – subjektif boyutları kadar bu süreçte travmanın erken yaşta başlaması, şiddeti, süresi ve sıklığı da oldukça önemlidir; artık günümüzde psikotravmatolojik açıdan erken yaşta başlayan yenileyici çocukluk çağı travmalarının bireyin çocukluk, ergenlik ya da yetişkinlik dönemlerinde dissosiyatif bir bozukluğa neden olduğu net olarak ifade edilmekte ve klinik görüşme ve psikometrik değerlendirmelerle de kanıtlanabilmektedir (Öztürk, 2017; Derin ve Öztürk, 2018 ).

“Bireyler ve toplumlar travmaları tarafından yönetilirler.” E. Öztürk, Travma ve Dissosiyasyon

Kaynaklar

Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) (2013), Mental bozuklukların tanısal ve sayımsal el kitabı, dördüncü baskı (DSM-V) Washington DC, 2013’ten çeviren Köroglu E, Hekimler Yayın Birligi, Ankara, 2014.

Bayraktar S. (2018) Ruhsal Travma, Dissosiyasyon ve Porttravmatik Stres Bozukluğu. Öztürk E, editör. Ruhsal Travma ve Dissosiyasyon. Ankara: Türkiye Klinikleri; 2018. p.1-7.

Biçer, Ü, Tırtıl L, Kurtaş Ö, Aker, T(2009) Adli Psikiyatri, Klinik Gelişim Dergisi, 2009: 20-22

Derin G, Öztürk E (2018) Dissosiyatif Bozukluklar Ve Sınırda (Borderline) Kişilik Bozukluğunda Ruhsal Travma, Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi ISSN: 2602‐3520 E‐ISSN: 2547‐9865 Cilt: 3, Sayı: 3, s. 29‐41

Herman J L (2016) Travma ve İyileşme, Literatür Yayınları

Özden, M Ş (2018) Travma ve Dissosiyatif Bozukluklar Genel Bir Bakış Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi ISSN: 2602‐3520 E‐ISSN: 2547‐9865 Cilt: 3, Sayı: 3,s.71‐7

Öztürk, M. O., Uluşahin, N. A. (2016). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Bayt.

Öztürk, E (2017) Travma ve Dissosiyasyon: Dissosiyatif Kimlik Bozukluğunun Psikoterapisi ve Aile Dinamikleri. Nobel Tıp Kitabevi, İstanbul.

Öztürk, E (2018) Psikotarih Ruhsal Travma ve Dissosiyasyon, Turaz Akademi Adli Bilimler 2018, Celbiş, O, editör. Akademisyen Kitabevi

Türk Dil Kurumu (TDK) (2020) https://sozluk.gov.tr/, 12.04.2020


Antalya Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!