Ruh sağlığı yerinde bir ailede yetişen sağlıklı çocuklar, ruh sağlığı yerinde bir toplumun vazgeçilmezidir. Çocukların kendilerine yeten birer yetişkin olmaları, anne babaların arzu ettikleri kadar üzerinde en çok kafa yordukları meselelerden biri. ‘Nasıl davranırsam çocuğum özgüvenli, huzurlu, hayatla barışık ve kendinden emin olur’ sorusu pek çok ebeveynin kendi davranışlarını sorgulamalarına sebep. Bu sorgulama üzerlerindeki sorumluluğun farkında olduklarının önemli bir göstergesi. Ebeveyn olarak bu sorumluluğu en iyi şekilde yönetmek, sağlıklı bir tutuma sahip olmak çocukların duygusal gelişimi için şart. Maalesef gerek toplumumuzda gerekse başka toplumlarda, aile ilişkisinin ve ebeveyn tutumlarının önemi hala göz ardı edilmekte.

Zannedildiği gibi tek bir travmatik zorlayıcı yaşantı (ölüm, boşanma, doğal felaketler sonucu kayıplar vb.) değildir çocuğun duygusal gelişimini uzunca bir süre sekteye uğratan. Sorunlar ve hatalar, hayata ve insana özgüdür.

Sorunun görmezden gelinmesi, konuşulmaması, yok sayılması, soruna çözüm üretilmemesidir duygusal gelişimi asıl olumsuz etkileyen. Ebeveynlerin aile içindeki engelleyici tutumları sürekli ve uzun süre tekrar edildiğinde, buna maruz kalan çocuk duygusal açıdan zarar görür. Düşünün hele, doğuştan içe dönük ve kendini ifade etmekten sıklıkla kaçınan bir çocuğun zorluk karşısında ifade yolu bulamaması, olumsuz duygularını kendi içinde yaşaması, bir türlü halledemediği meselelerini yetişkin hayatına, yani bir başka deyişle gelecekteki işine, eşine, kendi çocuğuna yansıtmasına sebep olacaktır.

Ruh sağlığı yerinde olmayan ailenin sağlıksız tutumlarını sıralamak gerekirse;Fiziksel, duygusal ya da cinsel tacizin varlığı... Taciz ister fiziksel şiddet, ister cinsel, ister de sözel olarak kendini göstersin her şekilde çocuğu yaralar, var olan yetenek ve becerilerini iyi şekilde kullanamamasına sebeptir. En temel olarak, utangaç yapıdaki bir çocuğu utangaç olduğu için ‘niye böylesin, çok eziksin’ diye olumsuz eleştirmek, çocuğun ileriki yaşamında kendini de aynı şekilde eleştirmesine ve yaptıklarından verim alamamasına sebep olur. Mükemmeliyetçilik...

Bizim olduğu gibi diğer toplumlarda da bolca kabul gören bu tutum aslında paralize edicidir. Mükemmel tutum hataya izin vermez, hata yapan çocuk sürekli eleştirilir. Böylece ilerde hep en iyiyi yapmaya gayret edecek olan çocuk, kaybetmeye ve yenilgiye tahammül edemez. Katı kurallar, katı yaşam tarzı ve katı inançlar...

Hayata dair olguların siyah ya da beyaz (ya hep ya hiç) algılandığı, sadece tek bir şeyin iyi olup, alternatiflerin tamamen kötü algılandığı ailelerde hataya ve hayatın olumsuzluklarına karşı tahammülsüzlük gelişir. Bunu görerek büyüyen çocuk her daim değişen dünyada kendi kuralları konusunda esneyemeyecek ve zorluklar yaşayacaktır.

İletişime kapalılık ve duygulara karşı körlük...

Bu tutum dışarının fikirlerine önem veren, komşulara ve akrabalara mükemmel aile tablosu çizme niyetinde olan ailelerde görülür ve aile bireyleri için yıkıcıdır. Sorunların konuşulmadığı ve korku, öfke, hayal kırıklığı gibi olumsuz duyguların ayıp olmasın diye ifade edilmediği aile ortamları çocuğun duyguları bastırmasına sebep olur. Bastırılan duygular çocuğun ileriki yaşlarında daha tahripkar olarak ortaya çıkar.

Karışık mesajlar...

İyisin/kötüsün; seni çok seviyorum/seni hiç sevmiyorum; yanıma gel/seni gözüm görmesin vb. gibi uçlarda verilen mesajlar çocuğun iç dünyasını allak bullak eder, özgüven gelişimini olumsuz etkiler. Büyüyen çocuk ilişkilerinde güven sorunları yaşar.

Eğlence ve zevkten yoksunluk...

Bazı aileler için hayat ciddidir. Espriye, kahkahaya, zevke yer yoktur. Saygı, duruş, güvenlik, disiplin ve sistem, oyun, eğlence ve hazdan çok daha önemlidir. Bu ailelerde yetişen çocuk büyüdüğünde hazzı maddede, evlilik dışı ilişkilerde ya da aşırıya kaçmış rekabette bulmaya çalışacaktır.

İç içe geçmişlik...

Üyelerin iç içe geçtiği ailelerde kimsenin kendi kimliği yoktur adeta. Babanın problemi kızın da problemi haline gelir. Tüm aile fertleri aynı şeye kızar, aynı şeye sevinir, aynı şeye üzülür. Kimse birbirinden bağımsız hareket edemez.

Sınırlar yoktur, kimse birbirinden ayrışamamıştır. Bunu gören çocuk bağımlı ilişkilere bağımlı hale gelir ve kendi başına kendi hayatı adına karar alamaz. Ruh sağlığı yerinde sağlıklı tutumlara sahip bir ailenin özelliklerine gelince, bu aileler de stres yaşar. Ruh sağlığı demek problemlerin olmaması anlamına gelmez. Bunun tam aksine ruh sağlığı, var olan sorunlar ve stres faktörleri ile başa çıkabilme ve bunları minimum zararla çözüme ulaştırma kapasitesidir.

Yapılan hataları telafi etmeye gönüllü olmak, aile üyeleriyle açık ve yargısız bir iletişim kurmaya gayret göstermek, kendi sorunlarını, üzüntülerini ya da korkularını diğerlerini suçlamadan söylemeye çalışmak sağlıklı bir ailenin olmazsa olmazları. Birbirini suçlamayan ailede iletişim mümkündür çünkü olumsuz yargılama yoktur, birbirine etiket yapıştırma yoktur. Aile üyeleri arasındaki ilişkinin sınırları vardır ama bu sınırlar katı kurallarla belirlenmemiştir. Her birey bağımsızdır, birinin kızdığı bir duruma diğeri nötr yaklaşabilir. Kimsenin bir diğeri üzerinde duygusal egemenliği yoktur (küsme, surat asma, sevgiden mahrum bırakma vb.). En önemlisi hayattan tat alma, anın keyfini çıkarma ailenin ortak emelidir.

Sevgili anne babalar, yukardaki yaralayıcı tutumlardan kaçınmak ve çocuklarınızı iyi tanımak kendine yeten, huzurlu, hayata güvenle tutunan, kendinden emin bireyler yetiştirmek için oldukça önemlidir. Açık, net ve yargısız iletişim, iyi dinlemek, anlamaya çalışmak, sorunlara birlikte çözüm aramak son derece sevgi ve şefkat dolu bir yaklaşımdır. Bunu model alan çocuklarınız da bir sonraki ailesine aynı tutumu taşıyacaktır. Çocuğunuz sizin mahsulünüz olduğu kadar sağlıklı bir topluma da yatırımınızdır.


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!