Doktorsitesi.com

Reflü hastalığının tedavisi nasıldır?

Prof. Dr. Ahmet Gökhan Türkçapar
Prof. Dr. Ahmet Gökhan Türkçapar
10 Mayıs 201117804 görüntülenme
Randevu Al
Reflü hastalığının tedavisi nasıldır?
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Reflü Hastalığı ve Yaşam Tarzı Değişiklikleri

Reflü hastaları, beslenme alışkanlıklarını düzenleyerek semptom yönetimine katkıda bulunabilirler. Bu süreçte az miktarda yemek yenmesi ve özellikle tok karına yatılmaması kritik öneme sahiptir. Hastaların yağlı yemekler, çiğ sebze ve meyveler (özellikle domates, soğan, narenciye), salçalı gıdalar, çay, kahve, asitli içecekler ve alkolden uzak durmaları önerilir.

Beslenme düzeninin yanı sıra sosyal hayat tedbirleri de semptomları etkileyebilir. 30 derece eğimli yataklarda ve mümkün olduğunca sol tarafa dönük yatmak, mide içeriğinin kaçışını azaltabilir. Ancak unutulmamalıdır ki; gıda rejimlerinin ve sosyal hayat tedbirlerinin hastalığın gidişatında önemli bir fayda sağladığına dair henüz kesin bir bilimsel kanıt bulunmamaktadır.

Reflüde İlaç Tedavisi ve Proton Pompa İnhibitörleri (PPI)

Hastalığın medikal tedavisinde en etkin ajanlar, proton pompa inhibitörleri (PPI) olarak adlandırılan ilaçlardır. Mide asit düzeyini düşüren bu ilaçlar (omeprol, lansor, prosec, nexium vb.), yemek borusundaki tahribatları ortadan kaldırarak hastanın yanma şikayetlerini dindirir.

Mide fıtığı olan veya yemek borusunda yara açılan hastalarda bu ilaçların ömür boyu kullanılması gerekebilir. Medikal tedavi, mideden yemek borusuna kaçışı fiziksel olarak engellemez; sadece kaçan sıvının asitliğini düşürerek konfor sağlar. Bu nedenle, ilaç tedavisi kesildiğinde kapak yetmezliği olan hastalarda şikayetler genellikle tekrar eder.

Sürekli İlaç Kullanımının Olası Yan Etkileri

Her ilacın faydası kadar potansiyel yan etkileri de mevcuttur. Sürekli PPI kullanımı, mide suyunun doğal asit özelliğini ortadan kaldırdığı için bazı sağlık risklerini beraberinde getirebilir:

  • Kemik Erimesi ve Kırık Riski: Asit ortamının yokluğu kalsiyum emilimini bozarak kalça kırığı riskini artırabilir.
  • Enfeksiyon Riski: Özellikle yaşlı hastalarda sık akciğer enfeksiyonu gelişimi ile ilişkili olduğu iddia edilmektedir.
  • Kapakçık Sistemi: PPI grubu ilaçların, hastalığın ana nedeni olan kapakçık sistemini düzeltici bir etkisi yoktur.

Reflü Teşhisi Nasıl Konur?

Reflü teşhisinde en temel yöntem endoskopik muayene işlemidir. Bu işlemle yemek borusu içi, mide ve yemek borusu bileşkesi doğrudan gözlemlenir. Endoskopide asit ve safranın yol açtığı yaralar veya ülserler net bir şekilde tespit edilebilir.

Endoskopik bulguların yetersiz kaldığı ancak hastanın şikayetlerinin devam ettiği durumlarda, yemek borusuna yerleştirilen bir kateter ile 24 saatlik asit ölçümü (pH metre) yapılabilir. Reflü hastaları, belirtilerin çeşitliliği nedeniyle şu bölümlere de başvurabilmektedir:

  • Kulak Burun Boğaz (KBB)
  • Göğüs Hastalıkları
  • Kardiyoloji

Reflüde Kalıcı Çözüm: Laparoskopik Cerrahi

Reflü hastalığının günümüzde bilinen, uzun dönem sonuçları kanıtlanmış tek kalıcı tedavi yöntemi laparoskopik cerrahidir. Özellikle mide fıtığı, yemek borusu yaraları ve kapak yetmezliği olan vakalarda cerrahi müdahale, hastayı ömür boyu ilaç bağımlılığından kurtaran etkili bir seçenektir.

ÖzellikLaparoskopik Cerrahi Sonrası Süreç
Hastanede Kalış Süresi1 Gün
BeslenmeErtesi gün ağızdan beslenme başlar
Başarı OranıTecrübeli cerrahlar ile %90 üzeri
Yaşam TarzıGıda rejimi ve sosyal tedbir zorunluluğu kalkar

Laparoskopik reflü cerrahisi, ABD'de safra kesesi ve obezite ameliyatlarından sonra en sık yapılan üçüncü operasyondur. Bu yöntem, hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırarak kalıcı şifa sağlar.

Etiketler

Mide asidiMide içeriğiAğıza acı su gelmesiReflü tedavisiGastroözefageal reflü hastalığıReflü hastalığının tedavisiÜlseratifkolit ve salça

Yazar Hakkında

Prof. Dr. Ahmet Gökhan Türkçapar

Prof. Dr. Ahmet Gökhan Türkçapar

Prof. Dr. Ahmet Gökhan TÜRKÇAPAR, 1964 yılında doğmuştur. Lise öğrenimini Ankara Kocatepe Mimar Kemal Lisesi'nde bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde başladığı tıp eğitimini 1987 yılında tamamlayarak tıp doktoru unvanı almıştır. İhtisasını ise 1987-1992 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Kliniği'nde yapmış ve Genel Cerrahi Uzmanı olmuştur.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.