Destekleyici Psikoterapinin Tanımı

Eklektik bir terapi yöntemi olarak karşımıza çıkan destekleyici psikoterpi yöntemi belirli bir hasta grubunu tedavi etmek için faydalanılan özgül bir terapi yöntemidir. Yapılan alanyazın taramasında bu terapi yönteminin literatürde üzerinde fikir birliğine varılmış tanımı olmadığı görülmüştür. Elde edilen bilgiler doğrultusunda desteleyici psikoterapi, kişilik değişikliğini hedeflenmediği, psikanalize kıyasla daha sınırlı amaçları olan psikolojik bir tedavi yöntemidir denilebilir(akt. Ulaş ve Alptekin, 2009).

Destekleyici Psikoterapinin Özellikleri

Destekleyici psikoterapi, tedaviye uyum sürecini iyileştirmeyi ve zedeleyici yaşam olaylarını konuşmak suretiyle danışanın boşalımını amaçlayan bir psikoterapidir(akt. Çam ve Engin, 2015). Hastaların sosyal becerilerini yükseltip, kendilik saygılarını da güçlendirmek suretiyle başa çıkma yeteneklerini geliştirmeyi hedefler. Tedavi sonrası alevlenme dönemlerini kontrol altına alıp dolayısıyla hastaneye yatış sayılarını ve uygunsuz davranış ve düşünceleri azaltmak, akut krizleri çözmek ve gerçeği değerlendirme yetisini iyileştirmek de amaçları arasındadır. Destekleyici psikoterapi savunma düzeneklerinin ehemmiyetine de dikkat çeker. Sağlıklı savunma mekanizmalarını güçlendirirken, iyilik halini ve işlevselliği tehdit eden savunma mekanizmalarını zayıflatmaya önem vermektedir(akt. Ulaş ve Alptekin, 2009). Sağlıksız savunma mekanizmalarının danışan tarafından tanınmasına yardımcı olunur ve arzu edilen davranış biçimlerinin geliştirilmesinde rehberlik edilir(akt. Çam ve Engin, 2015). Bu amaçlara ulaşmaya çalışırken sosyal destek sağlamak da ihmal edilmez(akt. Ulaş ve Alptekin, 2009).

Destekleyici psikoterapi yaklaşımını basit ve kolay bir uygulama olarak görmek hatalı bir değerlendirmedir. Bu yaklaşıma uygun stratejiler geliştirebilmek ve işlevsel terapötik girişimler tercih etmek için, danışandan düzgün ve yeterli bir anamnez alınmalı ve danışanın davranışlarının içsel dinamikleri hakkında doğru çıkarımlar yapılması gerekmektedir(akt. Ünsal Barlas ve Karaca, 2016). Destekleyici psikoterapinin hayati unsurlarından birisi olan terapötik ilişkinin kurulmasında önemli yeri olan bileşenlerden biri de terapinin yapılacağı profesyonel ortamdır. Ortamın sıcaklığı, rahatlığı, danışan ve danışman arasındaki mesafe önemlidir. Tedaviye devamlılığı daha kolay hale getirebilmek adına bazı küçük ikramların yapılması uygun karşılanmaktadır(akt. Ulaş ve Alptekin, 2009). Övgü, güvence, yeniden çerçeve çizme, cesaretlendirme, psikoeğitim yapma, kişilerarası ilişkilerin düzenlenmesi, sosyal beceri eğitimi, empatik dinleme, duyguların ifade edilmesinin desteklenmesi, rehberlik etme, umut geliştirme ve kendini gözlemleme gibi teknikler, bu psikoterapi yaklaşımıyla kullanılabilecek tekniklerden bazılarıdır(akt. Ünsal Barlas ve Karaca, 2016).

Destekleyici psikoterapi yaklaşımı kapsamında kullanılan teknikleri uygularken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar bulunmaktadır. Örneğin övgü; istenilen davranışın geliştirilmesinde güçlü bir pekiştireç olabilir. Ancak gereksiz, fazla ve uygunsuz kullanımı samimiyetsizlik uyandıracak hatta olumsuz bir etkiye sebep olacaktır. Güvence de sıklıkla kullanılan bir tekniktir ve onun gereksiz kullanımı da kötü sonuçlar doğurabilir. Terapist, danışanın duymak istediklerini söylememeli, uzmanlık alanının içerisinde olmak koşuluyla dürüst davranmalıdır. Özellikle rehabilitasyon alanında önemli bir yere sahip olan cesaretlendirme, kronik şizofreni ve depresyon tedavisinde önemli gelişmeler kaydedilmesi konusunda büyük öneme sahipken yeniden çerçeve çizme ile danışana farklı bir perspektiften dünyayı görebilmesi konusunda farkındalık yaratılır(akt. Ulaş ve Alptekin, 2009).

Destekleyici psikoterapi hakkında yapılan literatür taramasında bu yapının başlangıç, orta ve sonlandırma dönemi olarak 3 dönemden oluştuğu bilgisine ulaşılmıştır. Başlangıç dönemi; terapötik ilişkinin geliştirilmesi ve danışan hakkında yetersizlikleri ve şikayetleri gibi konuları kapsayan bir takım bilgilerin edinildiği ve bu bilgiler ışığında ortaya konan sorunlar için yöntemler geliştirildiği bir dönemdir. Orta dönemde sorunsuz ilerleyen bir terapide, danışan danışmanın kendisini anlayabildiğine yönelik bir inançla yeterli desteği alabildiğini düşünür. Terapötik ilişki bu dönemde de önemlidir ve gelişimi için danışman dikkatli davranmalıdır. Patolojik olmayan olumlu aktarımalara genellikle müdehale edimezken, terapiye zarar verebilecek ve devamlılığını etkileyecek türden olumsuz aktarımlara müdehale edilir. Bu dönemde danışanın sahip olduğu bozuklukla ilgili psikoeğitimlerin verilmesinin ve terapinin de yardımıyla gelişen uyum becerileriyle ilişkili bazı ara hedeflerin belirlenmesinin terapi sürecini olumlu yönde etkilediği aktarılmaktadır. Destekleyici psikoterapide yapılandırılmış bir sonlandırma süreci bulunmamaktadır. Terapi, hedeflere ulaşıldığında veya danışan devam etmek istemediğinde sonlanır. Ne sıklıkla seanslar yapılacağı ve seansların sonlandırması gibi konular, danışanın sahip olduğu patoloji ve o an ki duruma göre değişiklik göstermek suretiyle esnek davranmaya uygundur ancak seansların başlangıç ve bitiş saatleri önem arz etmektedir(akt. Ulaş ve Alptekin, 2009).

Psikoterapi uygulamalarının uygulanamadığı; deliryum, ileri düzeyde demans, organik bozukluklar gibi durumlarda destekleyici psikoterapi uygulaması tavsiye edilmez(akt. Ulaş ve Alptekin, 2009). Bununla birlikte akut kriz yaşayan bireylerde, ego gücü düşük olan kişilerde, psikozlarda ve özellikle şizofreni tedavisi söz konusu olduğunda destekleyici psikoterapi uygulanması önerilmektedir. Çatışmalar ve çatışmaların açığa çıkarttığı huzurluğun bastırılmasıyla, semptomlarda bir azalma meydana gelmesi beklenir. Diğer yaklaşımlardan farklı olarak destekleyici psikoterapide danışanda bir içgörü oluşturmaya çalışmak yerine; içerinden veya dışarıdan gelecek gerilimlere karşı dayaklı bir ego gücü için çalışılır ve çeşitli teknikler kullanmak suretiyle ego gücü artırılır(akt. Çam ve Engin, 2015).

Şizofreni Tedavisinde Psikoloğun Rolü ve Destekleyici Psikoterapi

Şizofreni gibi genetik aktarımı olan ve biyolojik olarak da açıklanmaya çalışılan psikotik bozuklukların tedavisinde psikolog birçok görev üstlenir. Psikofarmakolojik tedavi ve psikoterapi ile ortak bir sağaltıma ihtiyaç duyan bu tür bozuklukların tedavisinde psikoloğun rolünü incelemek için, bu gibi bozukluklarda etkili bir psikoterapi yöntemi olarak karşımıza çıkan destekleyici psikoterapi uygulamalarına yakından göz atmak gerekmektedir. Yukarıda da bahsedildiği gibi psikolog; başta terapötik ilişkinin kurulmasında ve geliştirilmesinde, destekleyici psikoterapinin dönemlerine de dikkat ederek terapi sürecini tehdit eden olumsuzlukların ortadan kaldırılmasında, patolojinin doğasına ve kişiye uygun kişiselleştirilmiş formülasyonların geliştirilmesinde ve destekleyici psikoterapi kapsamında kullanılacak doğru tekniklerin, doğru zamanda ve doğru şekilde kullanılması gibi hayati öneme sahip unsurlarının uygulanmasında büyük rol üstlenir.

Yapılan çalışmalarda etkileşim alanları dar olan hastaların daha fazla negatif belirti gösterdikleri ortaya konmuştur. Özellikle destekleyici psikoterapi kapsamında verilen profesyonel yardım, sosyal olarak izole olan ve yalnızlık hissi yaşayan hastalar için bir köprü olacağı değerlendirilmektedir. Bu alanda başta sosyal destek sağlama ve kişisel bakım becerileri geliştirilmesi gibi konularda rehberlik edilmesinde, psikologlar önemli roller üstlenir(David ve ark. 2004). Bununla birlikte psikolog, hastanın anlama kapasitesinin tayin edilmesinde ve ona göre yaklaşılmasında, eşlik eden depresyon ve intihar riski için sık sık geri dönüşler alınmasında, danışanın hayatının içine çok fazla girmeden uygun bir mesafe yakalayarak çalışılmasında da önemli roller üstlenir(Gentile ve Niemann, 2006).

Şizofreni tedavisinde övgü yolu ile olumlu davranışlar pekiştirilir. Kişiye hastalığı hakkında tedavi açısından ciddi önem arz eden psikoeğitim yoluyla bilgi sağlanır. Danışanın gerçeği değerlendirme yetisini güçlendirmek için çalışılır ve sorun çözme becerisi için cesaretlendirme yapılır. Ayrıca psikofarmakolojik tedavinin sürekliliği ve düzeni için ilaç kullanımı konusunda uyumu artırma çalışmaları yapılır. Biçimlendirme, model alma, hedef davranış geliştirme, davranışsal beceri eğitimi gibi öğrenme psikolojisi ve bilişsel davranışçı terapi yaklaşımının da kullandığı teknikleri uygulayarak, kişisel arası beceriler ve yaşam becerilerinin geliştirilmesine de katkı sağlar(akt. Ulaş ve Alptekin, 2009).

Yapılan bir çalışmada, dışavurumcu terapi alan hastalara kıyasla destekleyici psikoterapi alan şizofreni hastalarının, tedaviye devam etme süreleri ve tedaviden sağladıkları fayda konusunda anlamlı bir şekilde farklılık gösterdikleri aktarılmıştır(akt. Ulaş ve Alptekin, 2009).

Kaynakça

Çam, M. O. Ve Engin, E. (2015). Psikoterapi ve hemşirelik. Türkiye Klinikleri J Psychiatr Nurs-Special Topics, 1(1), 87-94.

Gentile, J. P., & Niemann, P. (2006). Supportive psychotherapy for a patient with psychosis: Schizophreniform disorder. Psychiatry (Edgmont), 3(1), 56-61.

Penn, D. L., Mueser, K. T., Tarrier, N., Gloege, A., Cather, C., Serrano, D., & Otto, M. W. (2004). Supportive therapy for schizophrenia: possible mechanisms and implications for adjunctive psychosocial treatments. Schizophrenia Bulletin, 30(1), 101-112.

Ünsal Barlas, G. ve Karaca, S. (2016). Yaşlılarda psikoterapiler ve psikiyatri hemşiresinin rolü. Türkiye Klinikleri J Psychiatr Nurs-Special Topics, 2(1), 49-55.

Ulaş, H. ve Alptekin, K. (2009). Destekleyici psikoterapi. Türkiye Klinikleri J Psychiatry-Special Topics, 2(2), 35-40.


Ankara Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!