Prolaktin Yüksekliği ve İnfertilite

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir
Prolaktin Hormonu Nedir ve Görevleri Nelerdir?
Prolaktin, temel görevi gebelik süresince göğüs gelişimini uyarmak, süt salgısını artırmak ve doğum sonrası süt üretimini sürekliliğini sağlamak olan bir hormondur. Hipofiz bezinin ön bölümünden salgılanan bu hormonun, karaciğer, lenf hücreleri ve üreme organlarında (gonadlarda) özel reseptörleri bulunur. Salgılanma düzeni dalgalı bir yapıya sahip olup, gün içerisinde değişkenlik gösterebilmektedir.
Normal şartlar altında prolaktin seviyesinin 25 ng/ml’den az olması beklenir. Ancak uykuda, yoğun stres altında, göğüs duvarının uyarılmasında, meme başına alınan uyarılarda, travma sonrası veya hızlı fiziksel aktivitelerin ardından salınımı artış gösterebilir. Bu değişkenlikler nedeniyle ölçüm sonuçları değerlendirilirken hastanın durumu titizlikle incelenmelidir.
Prolaktin ve Üreme Sağlığı İlişkisi
Gebelik boyunca yükselen östrojen ve progesteron seviyelerinin doğumla birlikte düşmesi, prolaktin aracılığıyla süt salınımını başlatır. Emzirme sürecinde yüksek seyreden prolaktin, gonadotropinleri baskılayarak yumurta gelişimini engeller. Bu durum, doğanın anneyi yeni bir hamilelikten koruma ve bebeğine odaklanmasını sağlama mekanizmasıdır. Ancak gebelik dışı durumlarda bu baskılanma infertilite (çocuk sahibi olamama) sorununa yol açar.
Beyindeki dopamin, prolaktin salınımını doğrudan etkileyerek baskılayan temel unsurdur. Öte yandan, TRH (Tirotropin Salgılatıcı Hormon) ve VİP (Vazoaktif İntestinal Peptit) gibi hormonlar prolaktin salgısını uyarır. Bu bağlantı nedeniyle, hipotiroidi durumunda artan TRH salgısı, prolaktin seviyelerinin de yükselmesine neden olmaktadır.
Prolaktin Yüksekliğinin Temel Belirtileri
Prolaktin yüksekliği (hiperprolaktinemi), klinik olarak genellikle şu üç temel tablo ile kendini gösterir:
- Amenore veya Oligomenore: Adet görememe veya uzun aralıklarla adet görme durumu.
- Galaktore: Gebelik veya emzirme dönemi dışında göğüslerden süt gelmesi.
- İnfertilite: Yumurtlama düzeninin bozulmasına bağlı olarak çocuk sahibi olamama.
Genel popülasyonun %1’inde görülen bu durum, sekonder amenore yaşayan hastaların %10-40’ında saptanmaktadır. Bu vakaların yaklaşık %30’u ise genellikle iyi huylu olan hipofiz adenomlarına bağlı gelişmektedir.
Prolaktin Seviyesini Yükselten Diğer Durumlar
Prolaktin yüksekliği her zaman bir tümöre bağlı değildir; çeşitli fizyolojik durumlar ve ilaçlar da bu artışa neden olabilir:
- Gebelik: Seviyenin yükselmesi tamamen normal ve fizyolojik bir süreçtir.
- Fiziksel Etkenler: Aşırı egzersiz, stres, göğüs travması ve böbrek yetmezliği gibi durumlarda seviye genelde 50 ng/ml altındadır.
- Hipotiroidi: Tiroid bezinin az çalışması durumunda yükselen değerler, tiroid tedavisiyle normale döner.
- İlaç Kullanımı: Bazı ilaç grupları dopamin dengesini bozarak prolaktini yükseltebilir.
| İlaç Grubu | Örnek Etken Maddeler / İlaçlar |
|---|---|
| Dopamin Antagonistleri | Metoclopramide (Metpamid), Risperidon (Rileptid, Restela) |
| Dopamin Tüketiciler | Metil dopa, Rezerpin |
| Diğer İlaçlar | Depresyon ilaçları, Östrojen, Bazı antihipertansifler, H2 reseptör blokerleri |
Hipofiz Adenomları: Mikro ve Makroadenomlar
Prolaktin seviyesi 100 ng/ml üzerine çıktığında mutlaka Beyin MR incelemesi yapılmalıdır. Adenomlar boyutlarına göre ikiye ayrılır:
- Mikroadenomlar: 10 mm’den küçüktür. Genellikle premenopozal kadınlarda erken belirti verdikleri için hızlı tespit edilirler.
- Makroadenomlar: 10 mm’den büyüktür. Geç bulgu verdikleri için daha geç tespit edilirler; postmenopozal kadınlarda ve erkeklerde daha sık görülürler.
Eğer seviye 100-250 ng/ml arasında olup MR’da tümör saptanmazsa bu duruma İdiyopatik Prolaktinemi denir. Prolaktin yüksek olup hiçbir şikayet görülmeyen durumlara ise Makroprolaktinemi adı verilir; bu durumda hormon proteinlere bağlandığı için biyolojik aktivite göstermez ve genellikle tedavi gerektirmez.
Tanı ve Tetkik Süreci
Kadınlarda adet düzensizliği, galaktore ve infertilite; erkeklerde ise sertleşme problemi, cinsel istek azalması, görme bozuklukları veya kronik baş ağrısı durumunda prolaktin seviyesi kontrol edilmelidir. Yükseklik saptandığında hasta; hipotiroidi, böbrek yetmezliği ve hipofiz adenomu açısından kapsamlı şekilde araştırılmalıdır.
Tedavi Yöntemleri
1. Medikal Tedavi
Tedavinin önceliği altta yatan sebebi ortadan kaldırmaktır. Hipotiroidi kaynaklı yükselmeler tiroidin düzenlenmesiyle iyileşir. Adenom varlığında ise Dopamin Agonistleri kullanılır. Bu ilaçlar hem semptomları giderir hem de tümör boyutunu küçültür.
- Bromokriptin (Parlodel): Ekonomik bir seçenektir ancak sindirim sistemi yan etkileri nedeniyle kullanımı zor olabilir.
- Cabergolin (Dostineks): Yan etkileri daha az, kullanımı daha kolaydır. Haftada iki kez düşük dozla başlanarak uygulanır.
- Pergolide (Permax): Genellikle Parkinson tedavisinde kullanılır, prolaktinomada alternatif bir ajandır; kardiyak yan etkilere dikkat edilmelidir.
2. Cerrahi ve Radyoterapi
İlaç tedavisine yanıt vermeyen, ilaç kullanamayan veya görme kaybı riski taşıyan büyük tümörlü hastalarda cerrahi tedavi düşünülür. Radyoterapi ise hipofiz yetmezliği riski taşıdığı için sadece çok özel ve seçilmiş vakalarda tercih edilir.
Takip ve Beklentiler
Tedavi süreci genellikle 12-24 ay sürer ancak nüks (tekrarlama) riski yüksektir. Hastalar ilk etapta aylık, daha sonra 3-6 aylık periyotlarla prolaktin ölçümü ve MR ile takip edilmelidir.
- Adenomların %90'ı tedavi ile küçülür veya stabil kalır.
- İdiyopatik vakaların %30'u tedavi almadan kendiliğinden düzelebilir.
- Büyük adenomlarda cerrahi sonrası 5 yıl içinde nüks oranı %40 civarındadır.
- Prolaktin seviyesinin düşürülmesi ovulasyon (yumurtlama) problemini ortadan kaldırarak gebeliğin önünü açar.
Op. Dr. Mehmet KOÇ
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
(Tüp Bebek ve Üreme Endokrinolojisi)


