Doktorsitesi.com

PROBLEMLERİN PERDE ARKASI (Farkındalık Üzerine)

Klinik Psikolog Mehmet Dalkıran
Klinik Psikolog Mehmet Dalkıran
10 Ocak 2018164 görüntülenme
Randevu Al
PROBLEMLERİN PERDE ARKASI (Farkındalık Üzerine)
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Eğitim ve Danışmanlıkta Gerçek Sorun: Etiketlerin Ötesine Geçmek

Çocuklarla veya yetişkinlerle yürütülen danışmanlık süreçlerinde, genellikle bilinen kalıpların ötesine geçmek ve temel problemler üzerinde bir farkındalık oluşturmak esastır. Eğitim hayatında sıkça karşılaşılan "amaç yokluğu" aslında sanıldığı kadar yaygın bir durum değildir. Sorunun kaynağı genellikle öğrencinin amaçları ile velinin beklentilerinin uyuşmaması ya da öğrencinin hedefe giden yolda defalarca başarısız olarak öğrenilmiş çaresizlik yaşamasıdır.

Öğrencinin yaşadığı bu çaresizlik hali; tembellik, isteksizlik veya özgüven eksikliği gibi çeşitli sıfatlarla etiketlenmektedir. Gerçek sebepler görülemediği için problemler kronikleşmekte ve sonuçta birey, "bu çocuk adam olmaz" gibi ağır ithamlarla suçlanmaktadır. Okul, ev ve sosyal çevre üçgeninde başarıyı ve mutluluğu sağlamak için öncelikle bu psikolojik engellerin ortadan kaldırılması gerekir.

Öğrenilmiş Çaresizlik Nedir? Seligman’ın Deneyi

1965 yılında Martin E. P. Seligman, öğrenme ile korku arasındaki ilişkiyi incelerken tesadüfen önemli bir fenomen keşfetti. Pavlov'un şartlı refleks deneyinden yola çıkan Seligman, köpekler üzerinde üç aşamalı bir deney kurguladı. Deneyde köpekler üç gruba ayrıldı:

Grup AdıUygulanan İşlemSonuç
Kaçış GrubuŞoku bir düğmeye basarak durdurabildiler.Şoku kesmeyi hızla öğrendiler.
Boyunduruk GrubuŞoku durdurma imkanları yoktu (kontrol kaybı).Bir süre sonra çabalamayı bıraktılar.
Kontrol GrubuHiçbir şoka maruz kalmadılar.Normal davranış sergilediler.

Deneyin ikinci aşamasında, tüm köpekler üzerinden atlanabilecek alçak bir çit bulunan bölmeye alındı. Kaçış ve kontrol grubu engeli aşarak şoktan kurtulurken, boyunduruk grubundaki köpeklerin %75'i hiçbir kurtulma girişiminde bulunmadı. Bu durum, bireyin başına gelenler üzerinde denetimi olmadığını gördüğünde ortaya çıkan apati (duygu kaybı) durumunu, yani öğrenilmiş çaresizliği kanıtladı.

Öğrenilmiş Çaresizliğin Birey Üzerindeki Etkileri

Öğrenilmiş çaresizlik, kişinin çok sayıda başarısız denemeden sonra olayların kendi kontrolünde olmadığına inanması ve deneme cesaretini kaybetmesidir. Bu durumun birey üzerinde üç temel düzeyde etkisi bulunur:

  • Motivasyonel Düzey: Kişinin çevreyi kontrol etme isteği yok olur ve pasiflik başlar.
  • Duygusal Düzey: Kontrol kaybı hissi; umutsuzluk, depresyon ve yoğun bir karamsarlığa yol açar.
  • Bilişsel Düzey: Birey, eylemleri ile sonuçlar arasındaki bağı kuramaz; ne yaparsa ne sonuç alacağını öngöremez.

Açıklayıcı Tarz ve Atıf Teorisi (Attribution Theory)

Seligman, kötü yaşam deneyimlerine rağmen herkesin depresyona girmediğini fark ederek "Açıklayıcı Tarz" kavramını geliştirdi. Bu teoriye göre, bir başarısızlığın (örneğin kötü bir sınav notu) nasıl açıklandığı, öğrenilmiş çaresizliğin kalıcı olup olmayacağını belirler. Öğrenciler genellikle şu açıklamaları kullanır:

  1. "Ben aptalım." (Kişiselleştirme)
  2. "Matematiğim pekiyi değil."
  3. "Sınav günü hastaydım."
  4. "Hoca bana takmış durumda."
  5. "Çalışmaya vaktim yoktu."

Başarısızlığı Yönetmek: İnanç Kalıpları ve Ataleti Yenmek

Ebeveynlerden öğrenilen açıklama tarzları, kişiyi belirli inanç kalıplarına hapseder. Bu kalıplar sonucunda birey şu hatalara düşer:

  • Kişiselleştirme: Başarısızlığı doğrudan kimliğiyle özdeşleştirir ("Ben başarısızım").
  • Genelleştirme: Bir alandaki yenilgiyi hayatın tümüne yayar ("Her işi elime yüzüme bulaştırırım").
  • Atalet: Sonucun değişmeyeceğine inanarak eylemsizliğe geçer.

Sonuç olarak, öğrenilmiş çaresizlik sadece durumun kontrol edilemezliği ile ilgili değil, bireyin bu durumu nasıl anlamlandırdığı ile ilgilidir. Atıfların kişisel, genel ve eylemsizliğe yönelik olması, çaresizlik duygusunu güçlendirir. Unutulmamalıdır ki; düşüncelerimiz davranışlarımızı belirler ve biz kelimelerle düşünürüz.

Etiketler

PsikolojiRuh sağlığı

Yazar Hakkında

Klinik Psikolog Mehmet Dalkıran

Klinik Psikolog Mehmet Dalkıran

Uzman Klinik Psikolog Mehmet Dalkıran, 2005 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünde lisans eğitimini tamamlamıştır. İstanbul Esenyurt Üniversitesi Klinik Psikoloji bölümünde Yüksek Lisans eğitimini tamamlamıştır. 

Uzman Klinik Psikolog Mehmet Dalkıran, mesleki çalışmalarına Denizli merkezde bulunan kurucusu olduğu Pozitif Algı Danışmanlık'ta devam etmektedir.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.