Doktorsitesi.com

KAYGININ KIYMETİNİ BİL

Uzm. Psk. Nihal Aydın Tural
Uzm. Psk. Nihal Aydın Tural
10 Eylül 2015276 görüntülenme
Randevu Al
KAYGININ KIYMETİNİ BİL
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Kaygı Nedir? Anksiyetenin Tanımı ve Fiziksel Belirtileri

Kaygı, sıkıntı veren tehlikeli durumlar karşısında ya da bir olay özelinde yaşanan endişe duygusuyla birlikte ortaya çıkan fiziksel belirtilerin bütünüdür. Bu duygu durumu, temeline bakıldığında aslında insan doğasında bulunan sağlıklı bir yapılanmadır. Kişiden kişiye farklılık gösteren kaygı belirtileri, vücudun bir uyarı sistemi olarak işlev görür.

Kaygı sırasında en sık karşılaşılan fiziksel belirtiler şunlardır:

  • Kalp çarpıntısı
  • Terleme ve el terlemesi
  • Titreme
  • Nefes darlığı

Anksiyetenin Tarihsel ve Evrimsel Kökeni

Anksiyetenin kökeni ilk insanlara kadar uzanmaktadır. Antropologların araştırmaları, 20 milyon yıl önce yaşayan ilkel insanların hayatlarında kaygının hayati bir rol oynadığını belgelerle ortaya koymuştur. M.Ö. 6. yüzyılda barınma ihtiyacı mağara ve çukur gibi alanlarda karşılanırken, beslenme ihtiyacı tamamen avcılık üzerine kuruluydu. Bu dönemde kadın ve erkek rolleri, tamamen güvenlik ve hayatta kalma odaklı şekillenmiştir.

Erkekler avcılık için dışarı çıkarken, kadınlar yerleşim yerlerindeki ihtiyaçları karşılıyordu. Bu iş bölümünün en büyük sebebi, vahşi hayvan saldırılarına uğrama tehlikesiydi. Doğayla iç içe yaşayan ilk insanların her an tetikte olma hali, saldırıya uğrama korkusu ve aç kalma endişesi, günümüzdeki kaygı mekanizmasının temelini oluşturmuştur.

Savunma Mekanizmaları: Kaç, Savaş veya Donakal

İnsan yaradılışı gereği, korku hissettiği an içgüdüsel savunma mekanizmaları geliştirir. Bu mekanizmalar sonradan öğrenilen davranışlar değil, genetik mirasımızdır. Bir tehdit algılandığında beyin adrenalin salgılar; bu hormon kişiye fazladan güç ve enerji verir. Kaygı anında yaşanan fiziksel değişimlerin temel sebebi de bu adrenalin salınımıdır.

Tehdit karşısında insan beyni şu üç seçenekten birini uygular:

  1. Kaçma: Tehdit alanından uzaklaşarak hayatta kalmaya çalışmak.

  2. Savaşma: Tehdit unsuruyla mücadele ederek onu etkisiz hale getirmek.

  3. Donakalma: Hareket kabiliyetini durdurarak görünmez veya etkisiz kalmak.

  4. yüzyılda yaşam şartları değişmiş olsa da, insanın tehdit algıladığında verdiği bu tepkiler ilkel dönemle aynı kalmıştır.

Anksiyete Bozukluğu ve Algı Mekanizması

Anksiyete (kaygı) bozukluklarında temel problem, kişinin gerçekten bir tehlike altında olması değildir. Asıl sorun, algı mekanizmasının bozulmasıdır. Bu durumda zihin, tehlikeli olmayan durumları da birer tehdit olarak algılar ve savunma mekanizmalarını gereksiz yere devreye sokar.

DurumSağlıklı KaygıAnksiyete Bozukluğu
TetikleyiciGerçek ve somut tehlikeHayali veya abartılmış tehdit
SonuçHayatta kalma becerisiYaşam kalitesinin düşmesi
ÇözümTehditten uzaklaşmakYanlış tehdit algısını düzeltmek

İnsana asıl zarar veren durum kaygının kendisi değil, kaygıdan uzaklaşmak için sergilenen kaçınma davranışlarıdır. Günümüzde yaygın olan bu rahatsızlık; durum, duygu ve düşünce üçlüsündeki halkaların bozulmasından kaynaklanır. Çözüm ise zihindeki yanlış tehdit algısını stabilize etmektir.

Kaygının Hayatta Kalma Becerisindeki Rolü

Sanılanın aksine, tamamen kaygısız olmak kaygı bozukluğundan daha riskli bir durumdur. Çünkü kaygı ve korku, hayatta kalma becerimizi artıran kritik faktörlerdir. Gerçek tehditleri algılayamayan bir bireyin zarar görmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle kaygıyı bir düşman olarak değil, hayatınızdaki bir güvenlik görevlisi olarak konumlandırmak gerekir. Sağlıklı bir algı düzeyiyle yönetilen kaygı, kaliteli ve güvenli bir yaşam sürmenize yardımcı olur.

Uzm. Klinik Psikolog Nihal Aydın

Etiketler

Psikolojik destekKaygı bozukluğuAnksiyeteKaygı nöbetiKaygı bozuklukları nedirKaygı hastalığı belirtileriKaygı ile baş etme

Yazar Hakkında

Uzm. Psk. Nihal Aydın Tural

Uzm. Psk. Nihal Aydın Tural

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.