KAYGI

İÇSEL SESİN SINAVI
Zihnimiz çoğu zaman sandığımızdan daha aktif çalışır. Gün içinde fark etmesek bile, içimizde sürekli bir konuşma hali vardır. Bazen bu ses destekleyicidir, yol gösterir. Bazen ise eleştirir, korkutur ve yorar. İşte kaygı, çoğu zaman bu iç sesin kontrolsüz şekilde büyümesiyle ortaya çıkar.
Kaygı temelde gelecekle ilgilidir. Henüz yaşanmamış bir olayın, zihinde defalarca yaşanmasıdır. “Ya şöyle olursa?”, “Ya başaramazsam?”, “Ya kötü bir şey olursa?” gibi düşünceler, zihnin en sık kullandığı senaryolardır. Bu senaryoların çoğu hiçbir zaman gerçekleşmez. Ama kişi, gerçekleşmiş gibi hisseder.
Aslında kaygı tamamen olumsuz bir durum değildir. Belirli bir düzeyde olduğunda insanı hazırlar, dikkatini artırır, önlem almasını sağlar. Ancak bu duygu yoğunlaştığında ve sürekli hale geldiğinde, kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürmeye başlar. Kişi kaçınır, erteler, geri çekilir. Hayat daralmaya başlar.
Burada önemli olan kaygıyı tamamen yok etmeye çalışmak değildir. Çünkü bu mümkün de değildir. Asıl mesele, kaygıyla kurulan ilişkiyi değiştirmektir. Zihin bir senaryo kurduğunda, bunu sorgulayabilmek büyük bir fark yaratır.
Kendinize şu soruyu sormayı deneyin:
“Şu an düşündüğüm şey bir gerçek mi, yoksa bir ihtimal mi?”
Bu soru basit gibi görünse de zihni yavaşlatan güçlü bir adımdır. Çünkü kaygı çoğu zaman ihtimalleri gerçek gibi sunar.
Kaygıyı yönetebilmenin bir diğer yolu da bedeni fark etmektir. Çünkü kaygı sadece zihinde değil, bedende de yaşanır. Kalp çarpıntısı, kas gerginliği, nefesin hızlanması… Bunlar bedenin verdiği sinyallerdir. Bu noktada yavaşlamak, nefese odaklanmak ve bulunduğun ana dönmek önemlidir.
Unutmayalım ki,
Zihin bazen bizi korumaya çalışırken fazlasını yapar. Her düşünce doğru değildir ve her ihtimal gerçekleşmez. Kaygıyı bastırmak değil, anlamak ve yönetmek gerekir.
Sağlıklı günler




