İyileşmeyen Yara: Görünmeyen Travmaların Sessiz Çığlığı

İyileşmeyen Yara: Görünmeyen Travmaların Sessiz Çığlığı
Görünmeyen travmalar, insan ruhunun en sessiz ama en derin iz bırakan deneyimlerindendir. Bir bakışta, hiç söylenmeyen bir cümlede ya da bir çocuğun titreyen ellerinde kendini belli eder. Danışanlar çoğu zaman en çok canını yakan deneyimleri anlatamaz; çünkü kelimeler yaşanan acının ağırlığını taşımakta yetersiz kalır. Bu nedenle görünmeyen travmalar, aile danışmanlığı sürecinde en zor ele alınan yaralardır.
Travma yalnızca büyük felaketler ya da kazalarla sınırlı değildir. Çocuklukta yaşanan duygusal ihmal, sürekli değersiz hissetme, sevginin koşula bağlanması, otoriter ya da erişilmez ebeveyn figürleri bireyin yaşam boyu taşıdığı psikolojik yaralara dönüşebilir. Bu yaralar farkında olunmadan davranışları, seçimleri ve ilişkileri şekillendirir. Örneğin eleştiriye aşırı duyarlı bir yetişkin, geçmişte sürekli eleştirilen bir çocuk olabilir. Sürekli sorumluluk yüklenen bir birey ise yetişkinlikte “hayır” demekte zorlanabilir. Görünmeyen travmaların etkisi, çoğu zaman kişinin kendisinin bile fark edemediği biçimde günlük yaşama sızar.
Travmanın Günlük Yaşama Yansımaları
Aile danışmanı olarak, danışanın geçmiş travmalarını bugünkü davranış ve ilişki örüntüleriyle ilişkilendirmek sürecin temel adımlarından biridir. Danışanın “Bir şeyler yolunda değil” şeklinde ifade ettiği huzursuzluk, çoğu zaman bilinç düzeyine çıkmamış bir acının işaretidir. Travmaların görünmez olması, onların etkisiz olduğu anlamına gelmez; aksine, fark edilmediklerinde daha derin izler bırakırlar.
Görünmeyen travmalar bireyin hem duygusal hem davranışsal yapısını etkiler. Savunma mekanizmaları, kişinin kendini koruma yollarıdır. Bazı bireyler ilişkileri kontrol ederek güvende kalmaya çalışırken, bazıları aşırı uyum göstererek kendi ihtiyaçlarını bastırır. Kimi danışanlar sevildiğini hissetmek için partnerini sürekli sınar. Bu tekrar eden örüntüler, aile içinde çatışmalara ve iletişim kopukluklarına yol açar. Örneğin, partnerinin basit bir sözüne yoğun tepki veren bir danışanın tepkisinin kökeninde, çocuklukta maruz kalınan eleştirel bir ebeveyn tutumu bulunabilir. Bu noktada aile danışmanının empatik ve bütüncül yaklaşımı belirleyici olur.
Bedenin Hatırladıkları ve Travmanın İzleri
Bessel van der Kolk’un (2014) vurguladığı gibi, travma yalnızca zihinde değil bedende de saklanır. Söze dökülemeyen acılar, bedensel tepkilerle kendini gösterir. Aile danışmanlığı sürecinde çarpıntı, donakalma, ani öfke ya da yoğun huzursuzluk gibi tepkileri fark etmek, travmanın izlerini anlamaya yardımcı olur. Seans sırasında ortaya çıkan ani sessizlikler ya da göz temasından kaçınma, danışanın geçmişte yaşadığı güven kırılmalarına işaret edebilir. Bu farkındalık, danışanın kendini tanıması ve yaşantılarını anlamlandırması açısından önemli bir adımdır.
Nesiller Arası Aktarım ve Aile Dinamikleri
Sistemik bakış açısı, travmaların kuşaktan kuşağa aktarılabileceğini ortaya koyar. Bowen’ın Aile Sistemleri Kuramı’na göre, aile içindeki duygusal süreçler nesiller boyunca aktarılabilir. Kendi travmalarını işleyememiş bir ebeveyn, bunu duygusal mesafe, aşırı kontrol ya da kaygı yoluyla çocuğuna yansıtabilir. Danışan bu örüntüleri fark ettiğinde, yalnızca kendi yaşamını değil ailesinin duygusal mirasını da yeniden değerlendirme fırsatı bulur. Bu farkındalık, döngüsel travma aktarımını kırmanın ilk adımıdır.
İyileşmenin Sessiz Yolu
Travmanın iyileşmesi, onu yeniden yaşamakla değil, güvenli bir ortamda anlamlandırmakla mümkündür. Danışanın duygularının kabul edilmesi, yaşadıklarının gerçek ve geçerli olduğunun hissedilmesi iyileşme sürecinin temelini oluşturur. Bazen yalnızca “Artık güvendesin” cümlesi bile, uzun süredir bastırılmış duyguların yüzeye çıkmasına izin verir.
Görünmeyen travmalar kişiyi zayıf değil, aksine hayatta kalabilmek için güçlü kılar. Ancak bu güç, zamanla esnekliğini yitirebilir. Aile danışmanı, danışanın bu savunmaları yıkmak yerine onları dönüştürmesine eşlik eder. Böylece birey, kendi hızında ilerleyerek geçmişin yüklerini bugünün ilişkilerinde yeniden üretmek yerine, daha sağlıklı bağlar kurmayı öğrenir.
Toplumsal yapının güçlü olduğu kültürlerde, duygular çoğu zaman bastırılır ve sorunlar dile getirilmeden yaşanır. Oysa görünmeyen travmalar görünür kılındığında, kişi yalnızca geçmişini anlamaz; aynı zamanda kendisiyle daha şefkatli bir ilişki kurar. Böylece sessiz çığlıklar, iyileşmenin başlangıç noktasına dönüşür.
Kaynakça
-
Bowen, M. (1978). Family Therapy in Clinical Practice. Jason Aronson.
-
Van der Kolk, B. (2014). The Body Keeps the Score: Brain, Mind, and Body in the Healing of Trauma. Viking.
-
Herman, J. L. (1992). Trauma and Recovery. Basic Books.
