Çocuk Ve Görgü Kuralları

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir
Görgü Kurallarının Tanımı ve Toplumsal Önemi
Görgü kuralları, bireylerin toplum içinde uyması gereken terbiye, ahlak ve incelik kurallarının bütünüdür. Bu kurallar, toplumu oluşturan kişilerin sosyal çevrelerinde var olabilmelerinin ve kabul görmelerinin sınırlarını belirler. Bir bireyin davranışlarına ve konuşma üslubuna bakarak, o kişinin toplum içindeki statüsünü ve gördüğü kabul düzeyini analiz etmek mümkündür.
Bu kurallar bütünü, bireyin çok erken yaşlarda öğrenmeye başladığı ve hayat boyu devam eden kritik bir eğitim sürecidir. Görgü kuralları yazılı bir kanun olmasa da, bu kurallara uyulup uyulmaması kişinin toplumsal konumunu doğrudan etkiler. Her uygarlık ve kültür, kendi değerlerine uygun kurallar geliştirerek bireylerinden bu normlara uyum sağlamasını bekler.
Çocuklarda Görgü Kuralları Eğitimi ve Ailenin Rolü
Temel görgü kurallarını erken yaşta öğrenen çocuklar, sosyal ortamlarda daha hızlı onay alır ve kabul görürler. Bu toplumsal kuralların eğitimi öncelikle ailede başlar. Çocuklar, doğdukları andan itibaren çevrelerindeki her detayı kaydeden birer kayıt cihazı gibidirler. Bu süreçte çocukların sözlü uyarılardan ziyade, uygulamalı örnekleri dikkate aldığı ve taklit ettiği unutulmamalıdır.
Çocukların psikososyal gelişim süreci tamamen taklit üzerine kuruludur. Bu nedenle, çocukta görülmek istenen davranışların öncelikle ebeveynler tarafından sergilenmesi gerekir. Yaygın kanının aksine, çocuklar her yaşta her şeyi anlar; sadece bilişsel olgunluğa eriştikleri 2 yaş civarında öğrendiklerini davranış ve sözlerle ifade etmeye başlarlar.
Eğitimde Model Olmanın Temel İlkeleri
Çocuklar duyduklarını değil, gördüklerini öğrenip uygularlar. Bu noktada öğüt vermenin etkisi, uygulayarak göstermenin yanında oldukça düşüktür. Ailelerin dikkat etmesi gereken temel hususlar şunlardır:
- Tutarlılık: Anne ve baba, çocuğa öğrettiği kurallara öncelikle kendisi uymalıdır.
- Karşılıklı Saygı: Eşlerin birbirine teşekkür etmediği bir ortamda çocuğa nezaket öğretilemez.
- Dürüstlük ve Samimiyet: Aile bireyleri birbirlerine karşı şeffaf ve samimi davranışlar geliştirmelidir.
Baskı ve Ceza Yerine İçselleştirme Yöntemi
Görgü kurallarını öğretirken baskı ve ceza yöntemine başvurmak, kalıcı bir öğrenme sağlamaz. Korkutarak bir davranışı kazandırmak mümkün değildir; asıl olan çocuğun bu davranışı benimsemesi ve içselleştirmesidir. Çocuk, bir kuralı içinden gelerek ve isteyerek uygulamalıdır.
Örneğin, yemekten sonra "eline sağlık" diyen bir babayı gören veya "afiyet olsun" denilen bir sofrada büyüyen çocuk, bu kültürü kendiliğinden kapacaktır. Temel kuralların doğal olarak uygulandığı evlerde, çocuklara ekstra bir çabayla eğitim vermeye gerek kalmaz; çocuk bu davranışları görerek kolayca benimser.
| Yöntem | Etki Düzeyi | Sonuç |
|---|---|---|
| Sözlü Öğüt Verme | Düşük | Geçici öğrenme veya direnç |
| Model Olma (Uygulama) | Çok Yüksek | Kalıcı davranış değişikliği |
| Baskı ve Ceza | Yok | Korku ve olumsuz tepki |
| Sözel Ödüllendirme | Yüksek | Davranışın pekişmesi |
Sosyal Uyum ve Toplumsal Kurallar
Aile içi eğitimin yanı sıra, çocuğa toplum içinde uygulanması gereken kurallar da aktarılmalıdır. Çevreyi kirletmemek, sokağa çöp atmamak, insanlara saygılı davranmak ve paylaşımcı olmak bu kuralların başında gelir. Ancak bu noktada da yakın aile üyelerinin model olması şarttır. Arabadan dışarı çöp atan bir ebeveynin, çocuğuna çevre bilinci aşılaması mümkün değildir.
Demokratik, sevgi ve saygı dolu bir ortamda büyüyen çocuklarda şu beceriler daha erken gelişir:
- Kendini denetleme ve kontrol etme becerisi.
- Sağlıklı arkadaşlık ilişkileri kurma.
- Girişkenlik ve sosyal özgüven.
İnat Çağı ve Sınır Test Etme Süreçleri
Çocuğun birey olduğunun farkına vardığı 1.5 - 2 yaş dönemi, "İnat Çağı" olarak adlandırılır ve 4 yaşına kadar sürebilir. Bu dönemde çocuk kurallara direnç gösterebilir. Ebeveynlerin bu süreçte aşırı ısrarcı olmak yerine, bazen istenmeyen davranışları görmezden gelmesi ve çocuğun dikkatini başka yöne çekmesi daha etkili bir çözümdür.
Çocuklar bazen ilgi çekmek için olumsuz davranışları özellikle toplum içinde sergileyebilirler. Bu durumlarda bağırmak veya azarlamak, çocuğun kendisini aşağılanmış hissetmesine ve intikam duygusuyla aynı davranışı tekrarlamasına neden olur. Sakin bir uyarı ve ardından ilginin başka yöne kaydırılması en doğru yaklaşımdır.
Doğru Davranışın Ödüllendirilmesi
Ebeveynler genellikle hataları eleştirirken doğru davranışları takdir etmeyi ihmal ederler. Oysa kural; yanlışın uyarılması, doğrunun ise sözel ödüllerle pekiştirilmesidir. Maddi ödüller yerine, çocuğun başarısını herkesin içinde "aferin" diyerek onurlandırmak, o davranışın kalıcı olmasını sağlar.
Sonuç olarak, çocuk bir ayna gibidir ve ondan yansıyan aslında ailenin kendisidir. Doğru modellemeler ve sabırla verilen eğitim, çocuğun karakter sınırlarını belirler. Unutulmamalıdır ki; saygılı, vicdan sahibi ve kendisiyle barışık bireyler, sağlıklı iletişimin olduğu ailelerde yetişir.


