Dünya Saglık Örgütü, cinselligin, insanın duygusal, düşünsel ve toplumsal bütünlüğünü sağlayan, kişilik gelişimini, iletişimini ve sevginin paylaşımını zenginleştiren ve artıran sağlıklılık hali oldugunu vurgular.

Bunun yanında, yine Dünya Sağlık Örgütü herkesin cinsel bilgilere ulaşma ve cinsel ilişkiyi zevk için ya da üreme amacıyla yaşama hakkı olduğunu bildirir.

Kadınlar açısından ele alındığında cinsellik sevginin, şefkatin, arzunun içinde olduğu bir yaşantıdır. Erkek aşk ya da sevgi olmadan da cinselliği yaşayabilecekken, kadın sevdiğiyle sevişmek ister.

Cinsellik, kadın için aşkı paylaşmanın bir yoludur. Ancak, ne yazik ki, kadınlar cinsellikten haz alabileceklerini çok ileri yaşta keşfetmişler ya da hiç keşfedememişlerdir. Çoğunlukla cinselliği eşlerine karşı yerine getirmeleri gereken bir görev olarak ya da eşlerine onu sevdiklerini gösterebilecekleri bir yol olarak görmüşlerdir. Bu sebeple cinsellikten alacakları zevke değil, yerine getirdikleri göreve, yani o anda yaşanan cinsel ilişkiye odaklanırlar.

Cinsellikten alacakları hazdan uzaklasmaları, salt ilişkiye odaklanmaları, cinselliği bir gorev olmaktan öte düşünememeleri, çoğunlukla yetiştirilme tarzı, toplum baskısı, tabular, yanlış inanışlar ya da bilgisizlikten kaynaklanmaktadır.

Kadına göre cinsellik namus, bekaret olmuştur. Kadının cinsel bilgisizliği ve deneyimsizliği onun toplum içindeki yerini belirlemiş ve cinsel bilgisi arttıkça toplumsal statüsü düşmüştür. Cinsel deneyimi olan kadınlar çoğunlukla toplumda dışlanmışlardır.

Kadının sevdiği ile sevişmesi yasaklanmış ve toplum bastırılmış kadın cinselliği yaratmıştır. Cinsellik evleninceye kadar kadının kelime haznesine bile girememiştir.

Toplumumuzda özellikle baskıcı baba ve güçsüz anne modeli olan ailelerde kız çozukları daha yetiştirilirken cinselliğin erkeklere özgü olduğu öğretilir. Kadın için cinsellik kısıtlanır ya da yasaklanır.

Kadın da yasak olan cinselliği öğrenmekten kaçmayı doğru bulur. Hatta, ilgi duymasın diye kızlarını cinsellikten korkutan anneler de vardır. Kızlarına cinselliğin acı veren, sadece erkeğin zevk aldığı, çoğu zaman mide bulandırıcı olan, ama evliliğin devam etmesi ve anne olmak için yapılması gereken bir kadınlık görevi olduğunu anlatırlar ve bu düşünceye inandırırlar.

Bu öğreti kadına cinsel ilişki sırasında aktif olmamayı öğretir, birleşme bitene kadar kadın hareketsiz kalmayı kendine uygun görür. Bu düşünceyle yatakta patron erkek olur, ilişkinin uzunluğunu, kısalığını, tarzını erkek belirler, o isterse sevişilir istemezse sevişilmez, kadın da isteklere uyup zevki tatmadan görevini yerine getirir.

Bazı aileler ise cinselliği yaşamanın, konuşmanın, hatta düşünmenin günah ve ayıp olduğu yönünde büyütürler kızlarını. Cinselliği konuşmanın bile utanç verici olduğunu düşünen bilgisiz kadınlar yetiştirirler. Bu tür ailelerde büyüyen kadınlar cinsel arzularını bastırır, cinselliği düşünmeyi kendilerine yasaklarlar ve “Sevilen adamla değil, evlenilen adamla beraber olunmalı. Erkekler bakire kızlarla evlenirler, bekaretini kaybeden evlenemez.“ düşüncelerine inanırlar. Ve “kızlık zarı en önemli hazinem” kavramına kendini adarlar.

Aile yapısı, yetiştirilme tarzı, toplum baskısı ile cinselliği evlenene kadar kendine yasaklayan ve bilgi sahibi olmayan kadınların kabusu olur ilk gece! Halkın söylemiyle “gerdek gecesi”. Kimisinin sevdiği adamdır evlendiği kimisinin sadece kocası. Ama o güne kadar cinselliğin yasaklandığı kadın, korkularıyla ve bilgisizliğiyle başbaşa kalır o gece.

Kimi kadın erkek cinsel organının, kendi cinsel organına zarar vereceğini düşünür, kimisi çok acı çekeceğini, kimisi çok kanayacağını. Ve cinsellikten korkan kadın kendi gardını alır. İlk gece kabusu ile yaşanamayan cinsel birleşme, korkuyla yaşanmaya devam eder.

Özellikle toplum ve aile baskısı, cinsellikle ilgili yanlış inanışlar, cinsel eğitim yetersizliği, cinselliği merak etmenin ahlak dışı, günah kabul edildiği, kadının kendi cinsel organını bile tanımadığı toplumda yetişen kadınların çoğunluğu, vajinusmuslu kadınları oluşturur.

Cinsellikle ilgili öğrendigi “patlayan kızlık zarı”, “ilk gece oluk oluk kanama olması” gibi her olumsuz ve yanlış bilgi kadının bilinç altında korku haline dönüşür. Kendisi eşine karşı olan görevini yerine getirmek istese de, bilinç altı onu korumaya alır ve birleşmenin olmasını imkansız hale getirir. Kadın kasılmalarını önlemeye calışsa da korkularına söz geçiremez. Cinselliği konuşmanın ayıp olduğunu düşünen kadın ne eşiyle ne de ailesiyle bu korkularını paylaşabilir. Özellikle çocuk sahibi olmak isteyene kadar uzman yardımından bile kaçarlar.

Bastırılmış kadın cinselliği kadın cinsel işlev bozukluğunu beraberinde getirmektedir. Özellikle vajinismuslu kadınların çoğunluğunu bu grup oluşturmaktadır. Cinselliği bir görev olarak
düşünen kadınlar ise cinsel isteksizlik yaşamaktadır.

Evlenene dek cinselliği “kötü”, “çirkin” olarak tanımlayan kadın, evlendikten sonra eşine karşı sevgi ve aşk dolu hale gelip, cinselliği “iyi”, “güzel” olarak düşünüp doyumlu bir cinsellik yaşatmakta zorlanmaktadır. Bugune kadar çirkin olarak bildiği cinselliğe karşı isteksizlik oluşması olağan bir durumdur.

Kendi bedenine yabancılaşmış, hiç masturbasyon yapmamış, hayatı boyunca cinsel fantezi kurmamış, birini arzuladığında kendinden utanmış, suç işlediğini ya da günaha girdiğini düşünmüş, kızlık zarı koruması gereken en önemli organı olmuş, cinsellik eşine karşı yerine getirilmesi gereken bir görev olarak öğretilmiş, istediği kişiyle evlendirilmemiş kadınlar açısından cinsellik haz alınacak güzel bir yaşantı olmaktan çok istenmeyen bir durum haline dönüşmüştür.

Kadını cinsel bilgisizliği ile tahta çıkaran bir toplumda, kadınınn evlendiği zaman cinsellikten haz alması ve eşine doyurucu bir cinsel ilişki yaşatması beklenildiği kadar kolay olmayacaktır. Kişinin kendisi ne kadar istese de kemikleşmiş ve içselleştirilmiş duygu ve düşüncelerden uzaklaşması zordur.

Kadınlar cinsel dürtülerini suçluluk duyguları ile bastırmayı öğrenmişlerdir. Cinsel tabu ne kadar az ise cinsellikten alınan zevk o derece fazla olacaktır. Yani, kadınlar cinsellik söz konusu olduğunda suçluluk duygularından kurtulup, cinsel fantezi kurmaya başladıklarında, cinselliğin ve cinsel fantazilerin tadını çıkarabileceklerdir.

Cinsel eğitiminin yetersizliği kadının cinselliğinin farkında olmamasına sebep olmaktadır. Cinselliğin nasıl olduğu, nasıl yaşandığını bilmemekten ötürü cinselliği ve kendi bedenini tanıyamamaktadır. Kendi cinsel potansiyelinin farkında değildir.

Bir kadın cinselliği sevgi, şefkat ve haz bütünselliği içinde algıladığında cinsel ilişkiyi erkekten daha fazla zevk alarak yaşayabilir.

Cinselliği aşkı yaşamanın, sevgiyi paylaşmanın bir parçası olarak görürse, kadının cinsel doyum yaşama ve haz alma kapasitesi cok daha fazla olacaktır.

Erkeğe göre kadının biyolojik olarak cinsel haz alma, orgazm olma kapasitesi sınırsızdır.

Yaşla ve süre ile azalma göstermez. Menopoz kadının doğurganlığının bittiğinin habercisidir, ancak cinsel yaşamının ve cinsellikten haz almasının bittiğinin ya da azalacağının değil. Kadının sonsuz orgazm olma potansiyeli vardır.

Ancak, kadın cinselliği en doyurucu şekilde yaşama kapasitesinin farkında değildir. Yaşam standartları farkındalık sağlamasını engellemiş, istememiştir ya da kendisi de öğrenmekten kaçınmıştır.

Cinselliğin büyüsünü keşfedemeyen kadın, hem kendisini hem partnerini doyuma ulaştırabilecek potansiyelini farkına varıp büyüsüne kapılmak yerine, bastırılmış arzuları ile doyuma ulaşmayan cinsel ilişki yaşamaya devam etmektedir.

Kadınlara yaşamlarının ilk yıllarından itibaren cinsel sağlık bilgisinin verilmesi vazgeçilmezdir.

Cinselliği yaşamanın işlenen bir suç, konuşmanın ise ayıp olmadığının öğretilmesi gelecekte ortaya çıkabilecek sorunları en bastan ortadan kaldıracaktır.

Cinsel arzularını surekli bastırmayan, yalnızca gerektiğinde erteleyebilen ve istediğinde arzularını doyuran kadın cinselliği haz alınan bir etkinlik olarak algılayacaktır.

Bütün bunların sonucunda, cinsellikle ilgili yanlış inanışlardan uzak, cinsellikten korkmayan, cinsel arzularını, düşüncelerini eşiyle ya da partneriyle paylaşan daha sağlıklı ve daha mutlu kadın ortaya çıkacaktır ki arzu edilen tam da budur.


Antalya Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!