Bir kişinin dini hükümlerden sorumlu tutulması için olması gereken şartlardan biri de ‘akıllı olmak’tır. Bu da kısaca ne yaptığını bilen, iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edecek kabiliyete sâhip olan kimse demektir. Bu bilgi başta güzelce dursun.

Bir insan dünyaya gelir ve bir öteki ile özellikle ilk bakım veren kişi (genelde anne) ile bir bağ kurar. Bu bağın biçimi kişinin ilerideki tüm yaşantısına yansır. Hatta bir kimse ile tokalaşırken elini sıkma şekli ve uyguladığı güç, bir dolabı ya da kapıyı kapatırken uyguladığı milimetrik kuvvet, bir sosyal ortamda başka bir insanla konuşması, romantik eşi ile ilişkisi, cinsel hayatında kullandığı fanteziler ve aklımıza gelebilecek her şeyde bu ilk yıllarda bir öteki ile kurulan bağın bir yansımasını görürüz. Şimdi düşünelim ki bir çocuk doğuyor, sert otoriter ve hiçbir zaman kendini ifade edemeyecek bir ortamda büyüyor. Bu kişi de Müslüman. Sırf Müslüman olduğu için annesini, babasını, yaşadığı travmaları, büyüdüğü ortamı da “sağlıklı” olarak mı kabul edeceğiz? Bunun karşısında akla gelen ilk düşünce şu olur, “zaten yaşadığı zorluklar karşısında Allah’a sığınacak, olay orda”. Hiçbir zaman kendi kendine karar verememiş yani akletmesine izin verilmemiş, acıktığı susadığı üşüdüğü onun yerine düşünülmüş, kendi fikrini ortaya koyduğunda da hemen bir ceza, dayak ya da ters bir bakışla karşılaşmış bir çocuk kendi içsel gücünü keşfedememiş bir insan demektir. Yani bir çorabı bile kendisi satın almaya cesaret edemeyen, bunun için birçok kişiden fikir alan veya kendi alınca da ciddi kararsızlığa düşen bir insanın acılı bir olay karşısında kaynak olarak nereden güç almasını bekleriz? Bu çocuk Allah’ın kurallarına göre büyütülmemiş ki daha en baştan. Hangi konuda akletmesini, teslim olmasını, iman etmesini, Allah’ın ona vermiş olduğu ama maalesef hiç keşfedilememiş bir dayanma gücünü kullanmasını bekleyebiliriz?

Ya da başka bir örnek. Devamlı ihmal edilmiş, ne yediğine ne içtiğine bakılmamış, herhangi bir şekilde iman ve ibadet konusunda kendisine örnek olunmamış, o hayatının ilk yıllarında ihtiyaç duyduğu ve hiç karşılayamadığı bağı saçma sapan arkadaşlarda aramış ve maalesef de sahte de olsa bulmuş bir insan, yaşadığı sıkıntılarını sadece İslami kaynaklar okuyarak ya da ibadet ederek çözebilir mi?

Bir başka hayata bakalım. Cinsel tacize uğramış bir küçük kız, yaşadığı o travmayı çözemediği, oradaki duygularını işlemleyemediği için bir takıntı geliştirmişse ve bundan bir türlü kurtulamıyorsa sadece Müslüman olduğu için hiçbir yardım almadan onun iyileşmesini beklemek ne kadar mantıklı olur?

Küçüklüğünden beri, küçücük yaptığı bir hatada(!) Allah seni taş eder/sevmez, bir büyüğüne karşı geldiğinde anne babaya öf bile denmez, öyle konuşma günah, böyle yapma haram ve bunun gibi ezberden dikte edilen milyonlarca cümle ile büyümüş bir çocuk Allah’ın sonsuz merhametli, anne babasının da adeta bir tanrı olmadığına nasıl inanabilir. Bu insanlar değil mi ki bir otorite (genelde anne baba, bir cemaat lideri, bir hoca, bir bilim insanı, üst düzey bir siyasetçi vb.) bir şey söylediyse doğrudur diye hemen biat eden? Bu algı neden var hiç düşündük mü? Aslında sadece Allah’a atfedilmesi gereken “en büyük olma vasfı” neden bu otorite figürlerine sirayet etmiş olabilir? Cevabı sanırım büyürken yukarıda zikredilen milyonlarca cümlede saklı. Maalesef ortamda “Tanrıcılık” oynayan çokken sağlıklı bir psikoloji beklenildiği üzere çok yaygın olmayacaktır. Yetiştiğimiz kültürün hamuru bu. İslam’ı öğreteceğim diye girilen güç savaşları, ibadetlere alıştıracağım diye Müslümanlığın yarısı sayılan güzel ahlaktan yoksun ceza yöntemleri, din kisvesinde konulan kurallar (büyüğüne karşı gelmemek, yemekte konuşmamak, babanın yanında kucağa bebek almamak, çocukların konuşmasını hoş görmemek ve zilyon tane İslam Dini ile alakasız sözsüz kural) ve daha fazlasına maruz kalan insan evladının dini değil kendini sorgulayabilecek bir algısı oluyor mu acaba?

Bir insan kanser, romatizma, grip ya da herhangi küçücük bir hastalık için bir doktora gönül rahatlığı ile gidiyorsa, ruhunda açılan yaraları sarmak için bir ruh sağlığı uzmanına gitmesi neden garipseniyor? Ve bu durum neden en çok da dindar kesimde garipseniyor? Bir şehirde kalıp kalmayacağı, çocuğuna koyacağı isim, bir işe girip girmemesi, kiminle evleneceği gibi hayati meseleler bir din büyüğüne sorulduğunda bu garipsenmiyor ama ben kendimi tanımak istiyorum, bazı konularda sıkıntı çekiyorum ve bir uzmandan yardım almak istiyorum dendiğinde bu ayıplanıyor. Sizce de burada gerçekten ciddi bir akıl tutulması yok mu?

Evimize aldığımız bir elektronik eşyanın nasıl çalışacağına dair kullanma kılavuzuna bakarız. Bu kılavuz doğrultusunda bir arıza çıktığında anlamaya çalışırız halledemezsek servise göndeririz. Peki söz konusu bizim ruhumuz ya da psikolojimiz olduğunda insanı kendini anlama ve tanıma konusunda durduran şey ne oluyor? Bir şeylerden mi korkuyoruz acaba?

Tabi burada esas mesele psikolog, Müslümanlık vs değil. Bu da aynı diğer birçok şey gibi çaktırmadan ve hatta kültürümüzle de uyumlu bir şekilde üstü kapatılmaya çalışılan bazı duygularımızla alakalı. Kimisi ben başkasından yardım alacak kadar küçülmedim, bir başkası benim güçsüz olduğum anlaşılmasın, bir diğeri içimde öyle çok yara var ki gitsem kim bilir neler çıkacak korkusu ve daha kişi sayısınca neden. Ama bu büyük bir vebaldir. Bir kişi kendi gitmemeyi tercih edebilir ama bir başkasına “sen nasıl Müslümansın ne işin var psikologda?” diyorsa bu şiddettir, istismardır. En başta da kişinin kendini koruma altına almak için kullandığı patolojik savunma mekanizmaları bu şekilde düşünmesine neden olur. Neticede psikolog da Allah’ın bir vesilesi. Bir insan psikologa gittiği zaman şirk koşmaz, bilakis Allah’ın yaratmış olduğu ilimden (tıpkı tıp doktorları gibi) yararlanmış olur.

Onun için “Bir Müslüman’ın psikologa ihtiyacı yoktur” cümlesini yeniliyorum. Sağlıklı bir insan olan yani herhangi bir yaratılmışın etkisinde kalmayan, kendi seçimlerini yapma özgürlüğünü içinde hisseden, savunmaları hastalıklı olmayan, ne yaptığını bilen, iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edecek kabiliyete sâhip olan bir Müslüman’ın bir psikologa ihtiyacı yoktur!” (tıpkı her sağlıklı insan gibi) şu ilk cümlede bile buram buram İslamiyet’in nefret ettiği “kibir/büyüklenmecilik” var gibi ne dersiniz?

Yazımızın başındaki kenara koyduğumuz cümleye gelince, “akıllı olmak” ne demek? Önyargılarımızı kenara koyup bir daha gözden geçirmek gerek belki de?


Ankara Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!