Çok eski çağlardan itibaren insanoğlunun fiziksel görünümü, insanların yaşamında önemli rol oynamıştır. İnsan yaradılışı gereği sosyal bir varlıktır ve ölümüne kadar diğer bireyler ile etkileşim halindedir. Dolayısı ile toplumda yaşayan diğer bireyleri etkilemekte ve bireylerden etkilenmektedir (Hortaçsu, 2003). İnsan etkileşimde bulunduğu diğer insanlara karşı birtakım değerlendirmelerde bulunmaktadır (Kılıç, 2015). Bu değerlendirmeler ilk etapta fiziksel görünüşle ilgili olup, bireylerin birbirleri ile kuracağı iletişim stilini, kendini diğerlerine yakın veya uzak hissetmesini doğrudan etkilemektedir (Kılıç, 2015). Görünüşe verilen anlam ve görünüşle ilgili değerlendirmeler, sosyal ortamlarda ön planda olmuştur.
Literatürde, güzel görünüşlü insanların kişilerarası, sosyal ve iş yaşamında daha avantajlı bir yere sahip olduğu sıklıkla vurgulanmıştır (Heilman ve Stopeck, 1985). Günümüzde geçmişe oranla insanlar hem kendileri hem de başkalarının fiziksel görünüşleriyle daha fazla ilgilenmektedir. İnsanların büyük bir çoğunluğu fiziksel görünüş bakımından iyi olan kişilerle daha sık etkileşim içine girmek istemektedirler. Bunun sonucunda kişiler başkaları üzerinde olumlu bir izlenim sahibi olmak istemekte ve daha çekici olabilmek için çaba göstermektedirler (Doğan, 2010). İnsanların diğerlerinin kendisi hakkında ne düşündüğü konusunda endişelenmesi veya kafa yorması uygun bir davranış olmasa da doğal ve anlaşılabilir bir durumdur (Leary ve Kowalski, 1995). İnsanlar, kendi fiziksel özelliklerinin farkında olup bunun üzerinde bir algıya sahiptir (Çınar ve Keskin, 2015). Bu algının şekillenmesinde kültürel ve toplumsal ögeler, demografik özellikler, medya, kitle iletişim araçları ve moda önemli bir etkiye sahiptir. Bu unsurlar, ideal olarak kabul edilen vücut yapısı ve bu ideal yapının etkisinde kalan bir ideal görünüş imgesi geliştirir (Çepikkurt ve Coşkun, 2010). Mülazımoğlu ve arkadaşlarına göre (2014) bu durum kişilerin fiziksel görünüşünü iyi veya kötü olarak değerlendirmesine neden olmaktadır.
Kişinin sahip olduğu benlik algısının, dayatılan bu ideal vücut imgesi ile uyuşmaması, kişinin kendisini kabul etmemesine ve kendi görünüşü hakkında olumsuz bir görünüş algısı geliştirmesine yol açar (Kılıç, 2015). Kişinin kendi bedeniyle etkileşimde bulunması olarak değerlendirilebilecek olan bu algı olumlu ya da olumsuz olabilmektedir (Doğan, Sapmaz, ve Totan, 2011). Olumlu beden imajına sahip bireyler vücutlarının genel görünüşüne karşı pozitif bir tutuma sahiptir ve görünüşlerinden memnuniyetlerini ifade ederler. Olumsuz beden imajına sahip bireyler ise, vücutlarının genel görünüşüne karşı negatif bir tutuma sahiptir ve görünüşleriyle ilgili olumsuz düşünce ve duygulara sahiptir. Bu kişiler kendilerini diğer insanlara göre çok daha az çekici bulduğunu, bedeniyle ilgili kendisini rahatsız hissettiğini ve bedeninden utandığını ifade ederler (Doğan, 2010). Birey beden imajına ve görünüşüne yönelik olarak olumsuz algılamalarının ve değerlendirmelerinin sonucu olarak sosyal görünüş kaygısı yaşamaktadır. Çeşitli bozukluklarla beraber seyreden ve bireyin günlük sosyal aktivitelerini olumsuz yönde etkileyen sosyal görünüş kaygısı, bireyin fiziksel görünüşü ile ilgili kendi kaygılarını ve başkalarının onu değerlendirmesi ile ilgili yaşanan kaygıları ifade etmektedir (Doğan, 2009).
Ayrıca Doğan (2010)’a göre sosyal görünüş kaygısı aslında insanların bedeniyle ve görünüşüyle ilgili olumsuz beden imajının sonucu olarak değerlendirilmektedir (Doğan, 2010). Vücut algısının birçok özelliğe etki ettiği belirtilmektedir. Bunlar; bireyin kişiliğinin gelişimi, kendine olan güveninin artması, sosyal bir insan olması, zihinsel, bedensel hem de psikolojik olarak sağlıklı olabilmesidir (Öksüz, 2012). Bireyin vücut algısının gelişiminde bedeniyle ilgili tüm duygu, tutum ve algıları etkili olmakla beraber, başkalarının bakış açısı da önem taşır ve bu algı zamanla değişikliğe uğrayabilir, sosyokültürel değerler beden algısına yansıtılabilir ve beden algısı kişinin gerçek yapısıyla uyumlu veya uyumsuz olabilir (Kundakçı, 2005). Sıradan toplumsal etkileşimlerin bile negatif bir şekilde yaşanmasına neden olan bu kaygı çeşidi, bireylerin dış görünüşleriyle ilgi kaygılarını ve diğer insanların onu olumsuz değerlendirmesiyle ilgili oluşan kaygıları ifade etmektedir (Karakuş ve Kılıç, 2016).
Sosyal görünüş kaygısı, sosyal kaygının bir alt boyutudur ve insanların fiziksel görünüşlerinin hem kendileri hem de başkaları tarafından değerlendirilirken hissettikleri ve yaşadıkları kaygı durumudur. Bu fiziksel görünüş kilo, boy, vücut yapısı gibi durumları kapsar. Ancak sosyal görünüş kaygısı bu fiziksel kaygıyla beraber yüz, ten gibi daha detaylı ve kapsamlı durumları da içerisinde barındırmaktadır (Hart vd., 2008).
İnsanlar kendilerinde var olan beğenilme duygusunu çeşitli yollarla beslemeye çalışırlar. Bu yollardan biri de kişinin iyi, güzel bir dış görünüme sahip olmasıdır. Çünkü güzel bir dış görünüşün kişinin kendine olan güveninde, kendisiyle ilgili zihinsel ve duygusal algılamalarında, dolaysıyla psikolojik olarak sağlıklı olmasında, kişiler arası ve toplumsal ilişkilerde olumlu anlamda etkilere sahip olduğu düşünülmektedir (Gökdoğan, 1988).
Sosyal görünüş kaygısı, bireylerin, diğer insanlar tarafından fiziksel görünümlerinin değerlendirilmesine ilişkin hissettikleri tepkidir. Bu kaygı çeşidi, kendini gösterme yönetimi kuramlarına ulaşmaktadır. İnsanlar kendi fiziksel yapılarının farkındadırlar ve bunun üzerine algıları vardır, ancak bazıları diğer insanlar tarafından fiziksel görünüşlerinin nasıl algı uyandırdıkları konusunda endişe duyarlar. İnsanlar için başkaları tarafından olumlu değerlendirilmek önemlidir ve bu motivasyon üzerine hareket ederler. Olumlu etki bırakmada başarısız olduklarında hayal kırıklığına uğrayabilirler (Çınar ve Keskin, 2015).
Vücut şeklinin başkaları tarafından nasıl değerlendirildiği ile ilgilenmeyen kişiler düşük düzeyde sosyal görünüş kaygısı deneyimlerken; fiziksel görünüşlerine ilişkin olumsuz mantıkdışı düşüncelere sahip olanlar ve diğerlerinin kendi görünüşü hakkında olumsuz değerlendirmelerine duyarlı olan kişiler kronik olarak sosyal görünüş kaygısı yaşamaktadır (Hart, Leary, ve Rejeski, 1989).
Bu bağlamda bireylerin yaşadığı kaygıların çözümünde işlevsel olmayan düşüncelerin etkisinin büyük olduğu düşünülmektedir ve Bilişsel Davranışçı Terapinin bu problemleri çözümünde büyük bir etkiye sahip olduğu beklenebilir. BDT’nin odak noktası danışanın düşüncesindeki çarpıtılmış ve ön yargılı inançları anlamak, danışanın kendisine özgü bilişsel şemalarını tanımlamak, duygusal ve davranışçı yöntemleri de kullanarak uyumsuz düşünceleri değiştirmektir (Leahy, 2004). İnsanlar düşüncelerini, gerçek yaşama daha uygun ve daha uyumlu bir biçimde değerlendirmeyi öğrendiklerinde, yaşadıkları sorunlarda düzelme olmaktadır (Beck, 2014). Bunun için de kişilerin öncelikle duygu, düşünce ve davranışları arasındaki bağlantıları saptanmaya çalışılarak bireyin yaşantılarını daha gerçeğe uygun ve uyumsal biçimde yorumlaması amaçlanır. Sorun doğuran anlamlandırma ve yorumlama biçimlerinin yerine gerçeklikle daha uyumlu ve işlevsel olanları bulmaya ve göstermeye çalışılır (Türkçapar, 2018).
İlgili litaratürde incelendiğinde yurt içinde sosyal görünüş kaygısıyla ilgili çalışmalara rastlanmışken Bilişsel Davranışçı yaklaşıma dayalı sosyal görünüş kaygısını azaltmak üzere grup terapisi programlarının oluşturulup, etkisinin sınandığı bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Sosyal görünüş kaygısını tedavi etmeye ya da önlemeye yönelik çalışmalara duyulan ihtiyacç bu araştırmanın hareket noktasını oluşturmuştur. Bu araştırma hazırlanan bilişsel davranışçı yaklaşıma dayalı grupla psikolojik danışma programının üniversite öğrencilerinin sosyal görünüş kaygısına etkisinin incelendiği deneysel bir çalışmadır.
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon
İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir
Sosyal Görünüş Kaygısı Çalışmasının Temel Bulguları
Bu araştırma, sosyal görünüş kaygısı yaşayan bireylerden oluşan deney grubunda uygulanan müdahale programının etkilerini incelemektedir. Çalışma sonucunda, katılımcıların kaygı düzeylerinde anlamlı derecede bir farklılık ve iyileşme gözlemlenmiştir. Grubun sonlandırılmasından bir ay sonra uygulanan izlenme testi sonuçları, çalışmanın uzun vadeli etkililiğini ve kalıcılığını bilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Grup Dinamikleri ve Oturum Süreçlerinin Değerlendirilmesi
Deney grubunun oluşturulma aşamasında, katılımcıların farklı sosyal görünüş kaygı düzeylerine sahip olması oturum verimliliğini doğrudan artırmıştır. Grup liderinin gözlemlerine göre, kaygı düzeyi düşük olan danışanlar, yüksek kaygı yaşayan üyelere süreç içerisinde destek sağlayarak yeni bakış açıları kazandırmıştır. Kaygı düzeyi ortalama olan danışanlar ise grup içerisinde katalizör rolü üstlenerek etkileşimi güçlendirmiştir.
Güven Duygusu ve Yapılandırılmış Oturumlar
Grubun yapılandırılması ve güven duygusunun tesisi amacıyla gerçekleştirilen ilk oturumda çarpıcı sonuçlar elde edilmiştir. Güven oyunu esnasında, kaygı düzeyi yüksek danışanların başkası tarafından kontrol edilmekten; kaygı düzeyi düşük danışanların ise başkalarını kontrol etmekten rahatlık duydukları saptanmıştır. Bu durum, bireylerin kaygı seviyeleri ile kontrol mekanizmaları arasındaki ilişkiyi net bir şekilde yansıtmaktadır.
Terapötik Atmosfer ve Bilişsel Tekniklerin Uygulanması
Oturumlar boyunca grup üyeleri kendilerini açma konusunda herhangi bir direnç göstermemiş, süreç terapötik bir atmosfer içerisinde tamamlanmıştır. Danışanların sürece dair gösterdiği diğer önemli eğilimler şunlardır:
Ev ödevleri düzenli bir şekilde takip edilmiş ve uygulanmıştır.
Oturum sonlarında kazanılan farkındalıklar grup arkadaşlarıyla paylaşılmıştır.
Oturumlarda öğrenilen bilişsel teknikler günlük hayata başarıyla entegre edilmiştir.
Grup lideri tarafından fark edilen değişimler, geri bildirim olarak danışanlara iletilmiştir.
Süreç Sonrası Gözlemler ve Kalıcılık
Katılımcılar, grubun sonlandırılmasının ardından geçen sürede sürecin etkilerini çok daha derinlemesine anladıklarını ifade etmişlerdir. Özellikle aile ve arkadaş ortamlarında sergiledikleri yeni davranış modelleri ve kazandıkları farkındalıklar, danışanların kendilerini şaşırtacak düzeyde olumlu gelişim gösterdiklerini kanıtlamaktadır. Mevcut programın 8 haftalık bir süreçte kontrol grubuyla uygulanması durumunda da benzer başarılı sonuçlara ulaşılacağı öngörülmektedir.
Grup Lideri Hakkında Katılımcı Görüşleri
Sürecin yönetiminden sorumlu grup liderinin performansı, katılımcılar tarafından detaylıca değerlendirilmiştir. Aşağıdaki tabloda danışanların grup liderine yönelik geri bildirimleri yer almaktadır:
Danışan
Grup Lideri Hakkındaki Değerlendirme
Danışan A
Donanımlı, bilgili ve her üye ile tek tek ilgilenen, süreci olumlu yöneten bir uzman.
Danışan B
Empati duygusu gelişmiş, psikoterapi alanında yetkin ve dirençlere karşı sakinliğini koruyan.
Danışan C
Hem arkadaşça hem de yönlendirici bir tutum sergileyen, güven veren bir lider.
Danışan D
Süreci genel anlamda oldukça iyi yöneten bir profesyonel.
Danışan E
Aktif ve pasif dengesini iyi kuran, danışanların sürece adaptasyonunu kolaylaştıran.
Danışan F
Güler yüzlü, nazik ve danışanları sorunlarını anlatmaya teşvik eden teknikler kullanan.
Danışan G
Üyeler arası iletişimi teşvik eden ve grubu doğru şekilde yönlendiren bir yaklaşım.
Danışan H
Terapötik becerileri yüksek, sabırlı ve empatik bir dinleyici.
Danışan K
Yetkin, samimi, içten ve süreci başarıyla yürüten bir lider.
Uzman Psikolojik Danışman Edanur BOZDEMİR, Sakarya Üniversitesi’nde Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanında doktora programındadır. Çocukların yaşadıkları problemler karşısında kendilerini ifade etme becerilerinin yetişkinlerinki gibi gelişmediği için 2-10 yaş arası çocuklarla onların kendi dilleriyle yani oyunla Çocuk Merkezli ve Bilişsel Davranışçı Oyun Terapisi yaklaşımlarıyla müdahale çalışmalarını yürütmektedir. Ergenlik dönemi içerisinde olan çocukların yaşadıkları problem durumlarını baş etmeleri ve sağlıklı bir şekilde gelişim sürecini atlatmaları için Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımıyla müdahale etmektedir. Çocuk ve ergenlerle çalışırken ailenin de sürecin parçası olması gerektiğini vurgulayarak her terapi müdahalesinde aile psikoeğitimlerini gerçekleştirmektedir.
Önemli Bilgilendirme
Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.