AYNI ODADA İKİ İKLİM

Aynı Odada İki İklim
Aynı evde yaşıyorlardı.
Aynı masada oturuyor, aynı pencereden dışarı bakıyorlardı.
Ama odanın içi bazen iki ayrı mevsim gibiydi.
Kadın, akşamüstlerinin sesini severdi.
Söylenenlerden çok söylenmeyenleri duyardı.
Bir bakışın gecikmesini, bir sessizliğin süresini,
kelimelerden önce gelen titreşimi fark ederdi.
Erkek ise sabahları severdi.
Her şeyin daha net olduğu saatleri.
Soruların cevaplara, duyguların yapılacaklara dönüştüğü zamanı.
Bazı şeylerin çözülmesi gerektiğine inanırdı;
bazılarının ise sadece susularak geçeceğine.
Kadın konuştuğunda, aslında bir kapı aralıyordu.
İçeri girilmesini değil,
orada birinin durup durmadığını görmek istiyordu.
Erkek sustuğunda, kapıyı kapatmıyordu.
Sadece içeride neyin yerli yerine oturması gerektiğini düşünüyordu.
Ama kapılar,
aynı yönden açılmadığında yanlış anlaşılıyordu.
Kadın bazen “yalnızım” dedi.
Erkek “ne yapabilirim?” diye düşündü.
Cevap gelmeyince biri kırıldı,
diğeri neden kırıldığını anlayamadı.
Zamanla ikisi de aynı cümleyi kurdu:
“Bir sorun var.”
Oysa sorun, odanın kendisi değildi.
Aynı odada iki farklı iklim vardı sadece.
Biri yakınlıkla ısınıyor,
diğeri mesafeyle serinliyordu.
Bunu fark ettikleri gün bir şey düzelmedi.
Ama bir şey durdu.
Suçlamak.
Düzeltmeye çalışmak.
Birbirini kendine benzetme çabası.
Artık bazı sessizlikler daha az ürkütücüydü.
Bazı kelimeler daha az ağır.
Çünkü bazen bir evlilikte çözüm,
aynı dili konuşmak değil,
aynı sessizliği tanımaktır.




