ANKSİYETE – KAYGI BOZUKLUĞU NEDİR?

Etrafınızda kaygılı insanlar görmüşsünüzdür. Bu kişilerin ortak özelliği etrafında olan biten hadiselere karşı sürekli tedirgin ve tetikte olmalarıdır. Aslında kaygı normal ve doğal bir duygu durumudur. Kaygı, insan hayatını tehdit edilen olaylar karşısında tehlikelerden korunmak ve hayatta kalmak için önemlidir. Bu açıdan kaygılanılması gerekli olduğu yerlerde kaygılanmamak insan fıtratına aykırıdır. Örneğin, günlük işlerimizde bazen stres düzeyimiz artabilir ve işleri yetiştirememe kaygısına düşebiliriz. Trafikte bir yere yetişememe kaygısı da bu türden doğal bir kaygıdır. Kişiler yaşadıkları olaylar karşısında hafif tedirgin olmadan panik durumuna kadar değişik yoğunluklarda kaygı yaşayabilirler. Kaygı, kişinin günlük hayatını ve sosyal ilişkilerini olumsuz yönde etkilemesi ile tehlike boyutuna ulaşmış olur. Kişinin duygu, düşünce ve davranışlarını otomatik olumsuz düşünceler ile kaplayan kaygı durumları normal değildir ve mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Kaygı bozuklukları ergenlik sonrası süreçler içinde başlar ve dönemsel değişiklikler gösterirler. Limbik sistemimiz tehlikeler karşısında kendimizi korumamız için “saldır ya da kaç” mesajı verir. Aslında fiziksel bir rahatsızlığı olmayan bu kaygılı kişilerin gerçekte yaşadıkları bedensel şikayetlerin temel nedeni olarak otonom sinir sisteminin aktifleşmesi olduğunu söyleyebilirim. Bu aktifleşme ile solunum ve nabız hızlanmakta ve “kaçmak ya da saldırmak” için kişiye ekstra güç vermektedir. Ortada gerçek bir tehlike olsa örneğin, bir yangın olsa kişinin otonom sinir sisteminin harekete geçmesi kişinin hayatını kurtarırken, ortada hiçbir tehlike yokken kişinin kaygılı olmasından dolayı otonom sinir sistemini tetikleyerek harekete geçirmesi ve oturduğu ya da uzandığı yerde kalbinin hızla atması, solunumun bozulması kişide panik oluşturmaktadır.

KAYGI BOZUKLUĞU BELİRTİLERİ

Kaygı bozukluğu hastalarında ruhsal ve bedensel belirtiler olmak üzere iki tür grup vardır. Ruhsal belirtiler arasında kaygı, tedirginlik, aşırı endişe, tasa, en kötü olasılığı düşünme, aşırı sinirlilik ve huzursuzluk, kötü bir haber alacağı beklentisi, tahammülsüzlük, çabuk irkilme, felakete odaklanma, kontrolünü yitirme hissi, çıldırma hissi ve ölüm korkusu olarak sayabiliriz. Bedensel belirtiler arasında kalp çarpıntısı, terleme, nefes almada güçlük, tıkanma veya boğulma hissi, göğüste ağrı veya rahatsızlık hissi, baş ağrısı, baş dönmesi, yutma güçlüğü, bulantı, kusma ve karın ağrısı, kaslarda gerginlik ve kas ağrıları, bayılma hissi veya bayılmalar, cinsel isteksizlik ve sertleşme sorunu görülebilir.

KAYGI BOZUKLUĞU TANISI

Bu kişiler bedensel şikayetleri için önce mutlaka dahiliye, kardiyoloji ve nöroloji uzmanlarına görülmüş ve bir tanı alamamış ve hekimin psikologlara yönlendirdiği kişilerdir. Kaygı düzeyi yüksek olan kişiler, endişe düzeyini kontrol edememekte, sürekli huzursuzluk ve sinirlilik hissetmekte ve bir takım bedensel şikayetlerde bulunmaktadır. Bu türden bedensel şikayetlerden dolayı danışanlar bize gelmeden önce neredeyse tüm doktorlara görünmüş ama bedensel şikayetlerine bir neden bulamamışlardır. Mideleri bulanıyor, başları ağrıyor veya dönüyor ama nörolog “Her şey normal” diyerek hastayı geri gönderiyor. Kalbi sıkışan, kolu uyuşan ve nefes alamayan birçok kişi “Kalp krizi geçiriyorum” hissiyle acil servisin kapısına dayanıyor ve sonrasında kalp doktorlarının kapısında ellerinde EKG’ler, kan tahlilleri ile kendilerinde bir sorun bulunmasını bekliyorlar. Ancak kardiyologların da “Bir şeyiniz yok. Kalbiniz bir sporcu kalbi kadar sağlam” demesi ile umutlarını yitiriyorlar. Ama şikayetleri devam ediyor. Aslında kaygılı kişiler genelde bilinmeyen karşısında panikliyor ve tedirgin oluyorlar. Bedensel şikayetlerine neden olan hastalığı bulsalar rahatlayacaklar. İşte bu bilinmemezlik ve felakete odaklanıp en kötüsünü düşünme danışanların kaygısını her zaman alarm seviyesinde tutmaktadır.

KAYGI BOZUKLUĞU NEDENLERİ

Kaygı bozuklukların temelinde en sık rastladığım kişilerin çocukluk dönemlerinde ailesinde kaygı bozukluğu olan kişilerinden etkilenmeleri gelmektedir. Kaygı da şiddet gibi bulaşıcı bir rahatsızlıktır ve öğrenilerek gelişir. Kaygılı anne ve baba ile büyüyen çocukların kaygı düzeylerinin ergenlikten sonra giderek arttığı ve kişilik örüntüsü oluşturduğunu görüyoruz. Birçok anne çocuklarının başına kötü bir şey gelmesin endişesi ile çocuklarının üzerine titremektedir. Ancak bu durum çocuğun bağımsızlık ve özerklik duygularını tahrip ettiğinden, gelecekte güvensiz, korkulu ve hayata karşı ürkek bir bireyin yetişmesini sağlayacaktır. Ayrıca kişilik yapısı daha hassas, çekingen, utangaç ve içe kapanık kişilerde de kaygı durumları yüksek olacaktır. Kaygı çocukluk çağı haricinde yetişkinlik çağında da öğrenilebilir. Örneğin, bir köpek tarafından ısırılan biri, uysal bir köpek ile karşılaşsa bile kaygı ve korku durumları gözlenebilir. Kaygılı kişilerin kaygı düzeylerini yukarıya taşıyan ve kontrolsüz hale getiren en önemli unsur ise stresli yaşamdır. Günlük yaşamdaki stres düzeyinin artması ve biyolojik saatlerin bozulması kaygılı kişiler için tetikleyici unsurlardır. Son olarak belirtmeden geçemeyeceğim bir husus daha var. Anne ve babası tarafından mükemmeliyetçi olarak yetiştirilen bir çocuk büyüdüğünde yaptığı işlerde başaramama duygusundan dolayı sürekli kaygı duyacaktır. Bunların içinde motivasyon kaybına uğrayıp, depresyona giren çok fazla danışan olmuştu. İnsan bir denge unsurudur ve bu denge bozulduğunda sorunlar da başlamaktadır.

KAYGI BOZUKLUĞU TÜRLERİ

Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Bu rahatsızlık en az 6 ay süreyle, hemen her gün anksiyete ve endişeli beklenti, huzursuzluk, çabuk yorulma, gerginlik, konsantrasyon güçlüğü gibi belirtilerle günlük ve sosyal hayatı bozan bir durum olarak tanımlanır. Hastaların çoğu bedensel belirtiler nedeniyle psikolog haricindeki hekimlere başvururlar ve birçok kez yanlış tanınırlar. Stres düzeyleri arttıkça kaygılarda artar. Kişinin çevre üzerindeki kontrolsüzlük hissi, kişinin zihnini aşırı düzeyde meşgul etmektedir. Otomatik olumsuz düşünceler kişilerde yoğun olarak yaşanmaktadır. Kişiler çoğu zaman yaşadıkları kaygının gerçekçi olmadığını kabul ederler ancak yine de kaygılanmaktan kendilerini alamazlar. Bazı durumlarda kalp çarpıntıları, göğüs ağrıları gibi nedenleri şahit göstererek kaygılarını yersiz ve gereksiz olarak görmezler.

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)

Obsesyon saplantı ve takıntı demektir. Obsesif düşünceler kişi tarafından anlamsız bulunsa bile istemsiz bir şekilde akıllarını meşgul eder. Kişiler bu düşüncelerden kurtulmak için tekrarlayan başka düşünce ve davranışlar edinirler. Bu tekrarlayan düşünce ve davranışlara da kompulsiyon denir. Kişiler bu sayede saplantı haline gelmiş obsesif düşüncelerini tekrarlayan başka davranışlarla örtmeye çalışarak korkutucu olayları önlemeye çalışırlar. İşin garip olan tarafı obsesif düşünceler ile kompulsif davranışlar arasında mantıklı bir bağ yoktur. Örneğin başına kötü bir şey gelmemesi için yattığı odanın lambasını 10 defa yakıp kapatmak gibi gerçeklikten uzak tekrarlayan davranışlar edinirler. Bu sayede beyinlerini meşgul eden “başıma kötü bir şey gelecek” düşüncesini kendilerince ortadan kaldırmış olurlar. Bir başkası “Evin kapısını kilitledim mi?” Düşüncesinden kurtulmak için kapıyı defalarca kontrol edebilir. En çok rastlanan kompulsif davranışlar temizlik, kontrol etme ve tekrarlama davranışlarıdır. Psikoterapi çalışmaları çoğu zaman başarılı sonuçlar vermektedir ve zaman içerisinde kişiler saplantılarından kurtulmaktadırlar.

Panik Atak ve Panik Bozukluk

Belki de anksiyete bozukluğu içerisinde en çok şikayet eden danışanlar bu grupta diyebilirim. Panik bozukluk, beklenmeyen bir anda aniden gelişen ve değişik zamanlarda tekrar eden çok şiddetli panik ataklardan oluşur. Atak birkaç dakika içerisinde maksimum düzeye ulaşarak kişiyi inanılmaz derecede sarsar. Başlangıçta çarpıntı hissi, terleme, nabzın yükselmesi, baş dönmesi, uyuşmalar, bayılma hissi, ateş basması, nefes alamama gibi semptomlar ile başlar. Bu durumda atak geçiren kişi panikler ve vücudunda olan bitene olumsuz bir anlam yükleyerek delirdiğini veya öleceğini düşünerek kontrolünü kaybeder. Kişi çaresizce kendisini en yakın sağlık kuruluşuna atar. Aslında hiçbir şey yapmasanız bile organizma içinde vücudun ambulans sistemi devreye girerek yaklaşık 30 dakika içerisinde her şeyi normale döndürecektir. Ancak gel gör ki yaşanılan bu panik süreci insanın ömründen ömür almakta ve atak geçse bile kişi bir gün boyunca kendine gelememektedir. Birey ilk yaşadığı panik ataktan sonraki her atak ilk yaşanılanın artçısıdır. Korku bir kere öğrenilmiştir ve kişi sürekli atak geçireceğim korkusu ile tetiktedir. Artık kişide sürekli olarak atak geçireceği korkusuyla panik bozukluk gelişmiştir. Bireylere panik atakları nasıl atlatacakları konusunda eğitici danışmanlık süreçleri çoğu kez başarılı olmuş ve yıllarca bu sorunu yaşayan bireyler danışmanlık süreçlerinden sonra atakları kontrol altına almayı öğrenir hale gelmişlerdir. Sonraki süreçte ise atakların tamamen ortadan kaldırılması için çalışmalar yapılmaktadır. Kişilerin yaşam kalitesinin yeniden eski haline dönmesi ile süreç sonlandırılır.

Özgül Fobiler

Köpek, böcek, örümcek, iğne yapılması, uçak korkusu, yüksek yer korkusu gibi durumlara karşı hissedilen yoğun kaygı durumlardır. Kişi korkularını anlamsız bulması, kaygılarının ortadan kalkması için yeterli bir sebep değildir. Korku anında nabzı hızlanır, nefes alıp vermesi güçleşir, bayılma hissi olur. Burada temel sorun kişinin korktuğu nesneye karşı hissettiği tehlikeyi olduğundan çok fazla görmesi, buna karşılık tehlike ile başa çıkma gücünün yetersiz olmasıdır. İlaçların özgül fobiler üzerinde kısıtlı etkisinin olmasından dolayı tedavinin bilişsel davranışçı terapi ile birlikte maruz bırakma tekniği uygulanarak yapılması tavsiye edilmektedir.

Sosyal Anksiyete Bozukluğu (Sosyal Fobi)

Sosyal içe dönük olan kişinin topluluklar içinde ve insanlar arasında iletişimlerden kaçınması, kaçınamadığı durumlarda bunaltı duyma hissidir. Kişi buluşma, topluluklarda konuşma, fikir beyan etme, toplulukta yemek yeme, toplantı yapılan bir odaya girmede, karşı cins ile ilişki yaşamada sorunlar yaşamaktadır. Kişinin yaşadığı sorunun temelinde hata yapma, yanlış bir şey konuşma, başkaları tarafından ayıplanma, aşağılanma, küçük düşme ve reddedilme korkusu vardır. Bu sebepten ötürü insan ilişkilerinde iletişimlerden sürekli kaçınırlar. İlgi odağı olmaktan endişe ederler ve dikkat çekmemeye özen gösterirler. En belirgin semptomları yüz kızarması, utanma hissi, aşırı terleme, ateş basmaları ve ani tuvalet hissi gibi bedensel şikayetlerdir ve bunlar panik atağı tetikleyebilir. Çocukluk veya ergenlik dönemlerinde ortaya çıkan bu rahatsızlığın çözümü için hastaların psikoterapi ve danışmanlık hizmetleri alması gerekebilir. Ayrıca sosyal beceri eğitimleri ve maruz bırakma teknikleri de danışmanlığın önemli parçalarıdır.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (Post-Travmatik Stres Bozukluğu)

Kişiyi aşırı düzeyde dehşet içinde bırakan, savaş, kaza, ölüm, yaralanma, taciz, tecavüz, işkence, aile içi şiddet gibi olaylara travma diyoruz. Travmalar aniden gelişen olaylardır. Yıllarca hastalık çeken bir sevdiğimizin ölmesi travma olarak adlandırılmazken, aniden bir trafik kazasında ölmesi travma olarak adlandırılır. Travmanın şiddeti ne kadar büyük olursa ruhsal rahatsızlıkta o oranda büyük olur. Yaşadıkları travmaları unutmak için çabalayan insanların tedavileri daha uzun sürerken, sorunlarını çözmek için yardım almak isteyenler ve sorunlarını paylaşanlar daha çabuk iyileşiyor. Bu açıdan benim her zaman bu türden danışanlar için tavsiyem acılarını ve sevinçlerini olduğu gibi yaşamalarıdır. Çok sevdiği bir yakınını kaybedip de cenazesinde ağlamamak için kendini tutan, dik durmaya çalışan insanların yani acısını yaşamaktan kaçınan kişilerin ilerleyen zamanlarda travma sonrası stres bozukluğuna yakalanmaları ve uzun yıllar tedavi görmeleri kaçınılmazdır. Acınızı sonuna kadar yaşayın. Bir sorunu içinize atmakla çözmeye çalışırsanız içeride bir yerlere zarar verirsiniz. Şeker hastalığı, tansiyon hastalığı, kalp hastalığı gibi yakınmalar baş göstermeye başlar.

KAYGI BOZUKLUĞU TEDAVİSİ

Kaygı bozukluğu rahatsızlığına yakalanan danışanların öykülerini aldıktan sonra bilişsel davranışçı yöntemler ile danışanların kaygılarını yenmeleri konusunda önemli destek sağlanır. Bununla birlikte bu danışmanlık döneminde kişilerin günlük aktivitelerini normale döndürebilmek adına biyolojik saat düzenlemesini yapılabilir. Günlük yürüyüşler, beslenme alışkanlıklarının ve uyku düzenlerinin yeniden ayarlanması tedavinin yardımcı etkenleridir. Kaygı bozukluğu ve panik atak tedavisinde ilaçla tedaviye destek olarak, kişiler danışmanlık hizmetleri alarak ataklarını tetikleyici sorunlarından kurtulmaya çalışmalıdırlar. Danışanları sürekli kontrol ederek ve günlük hayatlarındaki tüm aktiviteleri gözden geçirerek yeni bir plan doğrultusunda uygulanan danışmanlık süreçlerinden oldukça etkili sonuçlar alınıyor. Sonraki dönemlerde özellikle fobiler ile ilgili bölümlerde danışanlara maruz bırakma tekniklerini kullanarak korkuya neden olan olayların ve durumların üstüne gitmesini sağlanmalıdır. Kişi normal şartlarda ilaç almadan uçağa binebilmeli, asansörle yukarı çıkabilmeli ve köpek gördüğünde yolunu değiştirmeden yürümeye devam edebilmelidir. Kaygı bozuklukları tedavisi için çok fazla beklemeyin ve profesyonel bir yardım almaktan sakın çekinmeyin. Bu rahatsızlığı yıllarca yaşamaktansa bir an önce çözümüne bakın. Kalan zamanınızı mutlu ve kaliteli geçirin.


Gaziantep Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!