“yalnızım”

“yalnızım”

“Çok yalnızım. Sanki içimde bir boşluk var. Bir şeyler eksik ama tarif etmem o kadar zor ki. Etrafımda insanlar var ama nasıl desem… İstanbul trafiğinde kör ve sağır olmak gibi bir duygu bu.”

O da kalabalıklar içinde yalnız olanlardan. İnsanlardan bir türlü beklediğini göremiyor ama tam olarak ne istediğini de bilmiyor. Yetişkin görüntüsünün altında sanki ihmal edilmiş bir çocuk saklanıyor. Belki de yalnız değil ama insan bilmediği bir şeyi nasıl fark edebilir ki?

O da kalabalıklar içinde yalnız olanlardan. İnsanlardan bir türlü beklediğini göremiyor ama tam olarak ne istediğini de bilmiyor. Yetişkin görüntüsünün altında sanki ihmal edilmiş bir çocuk saklanıyor. Belki de yalnız değil ama insan bilmediği bir şeyi nasıl fark edebilir ki?

Kimsenin onu içten sevmediğine ya da ihtiyacı olan sevgiyi hiçbir zaman alamayacağına oldukça emin. Ama aynı zamanda yanılmak da istiyor. Hangimiz böyle bir boşluğu doldurmak istemeyiz ki zaten? O da bir umut kendisini özel hissettirecek, sırtını yaslayacak, düştüğünde elini tutacak kişiyi arıyor. Çok basit bir şeymiş gibi tarif ediyor beklentisini. “Biri de benim için ilk adımı atsın, ben söylemeden anlasın, sarılsın, yanımda olsun.” Sanki biraz ebeveynliğe benziyor bu arayışı. Mahrum kaldığı, zamanında ebeveyninden görmesi gereken sevgiyi ve anlayışı şimdi insanlardan mı bekliyor acaba?

Kendisi aynı zamanda çok iyi bir dinleyici. Hatta herkesin Güzin ablası. Anne ve babasının bile. Diğerlerinden ne bekliyorsa onlara fazlasını gösteriyor ki içindeki yoksunluğu telafi edebilsin. Ama bir sorunu var: İnsanlardan aynı muameleyi göremediği için hayal kırıklığı içerisinde. O da bir zaman sonra değersiz ve yetersiz hissetmeye başlıyor. “Ben de bir sorun olmalı, bu sevgisizliğin bir nedeni olmalı. Çok mu çirkinim? Ya da başarısız mıyım?” gibi sorular ve yargılayıcı iç ses hayata ve kendisine dair tüm ümitlerini solduruyor. Yetmezmiş gibi “Hayatım boyunca hiç kimse yanımda olmayacak ve beni sevmeyecek!” şeklinde bir fısıltı daha ekleniyor bu iç sese.

Onun dünyası artık karamsarlıkla kaplı. İnsanlar onu anlasın, sevsin isterken şimdi insanlara güvenmekte zorluk çekiyor. Birinin onu içten seveceğine ya da mutlu olacağına inanmak neredeyse imkansız hale geldi. Artık daha fazla üzülmek de istemiyor. Bu yüzden kendi “yalnız” dünyasında yaşamaya karar veriyor. Kendisini üzmüş, hayal kırıklığına uğratmış, ihtiyacı olduğunda yanında olmamış bu insanlardan ümidini kesme vakti gelmiştir. Zaten öncesinde de yalnızdı. En azından şimdi yalnızlığı kendi tercihi olacaktır. Her şeyi denemiş, elinden geleni yapmış, başka şansı kalmamıştır.

“Aynı kişi, aynı hayat, başka bir pencere”

Başka bir pencereden bakabilmesi için önce beklentilerinin fazla olduğunu fark etmesi gerekir. Bir başkasının ebeveynimiz ya da “her şeyimiz” olması mümkün değildir. Birinin her an ulaşılabilir olmaması bizi sevmediğini ya da umursamadığını göstermez. Bunun yerine, hayatta başka rolleri, sevdikleri ve sınırları olduğu anlamına gelir. Zaten sevdiklerimizin zihin okuyuculuk gibi bir yetenekleri de yoksa neye ihtiyacımız olduğunu anlamaları pek mümkün değildir. Ne istediğimizi söylemezsek aynı muameleyi göremediğimizde, insanların bizden çıkarları olduğunu, sevilmediğimizi, değersiz olduğumuzu hissedip geri plana çekilebiliriz. Bu nedenle, kırılganlığımızı ve ihtiyaçlarımızı net bir şekilde ifade etmemiz, kırıldığımızda izole olmamak kadar değerlidir. Asıl kırgınlık ve öfke yoksun bırakan ebeveyne yöneliktir, onlarla yüzleşemediklerimiz bugün ilişkilerimize yansımaktadır. Kısacası, içimizdeki ihmal edilmiş çocuğa yardımcı olmadan bugünki kırgınlıklarımıza çare bulmamız hayli zordur.

Peki karamsarlığına ne söylemeli? Belki olabilecek en kötü şeyleri düşünerek arkadan bıçaklanmazsın, kendini koruduğunu sanarsın ama yakınlığın getirdiklerini kaybeder ve tam olarak korktuğun şeyi yaşarsın: Yalnızlık. Bu karamsarlığın hayatına bedelinin farkında mısın? Seni gerçekten koruyor mu yoksa sana zarar mı veriyor? Sadece ilişkiler söz konusu olduğunda değil, hiçbir zaman hayatta başımıza gelenleri tam olarak kontrol edemeyiz. Terk edilebilir, aldatılabilir, sevdiğimizi kaybedebiliriz. Ya da bunların hiçbirini yaşamayabiliriz. Kötü hayaller, senaryolar ile prova yapmak daha az acı hissetmemize neden olmaz. Korktuklarımız başımıza geldiğinde kaç kere prova yaptığımızdan bağımsız olarak yine aynı acıyı yaşarız. Çünkü gerçek anlamda acıyı ilk kez yaşıyoruzdur. Acı ile karşı karşıya kaldığımızda bize yardımcı olabilecek tek şey geçmişteki güzel anlarımızdır aslında.

Kimsenin seni içten sevmediğine ya da sevmeyeceğine dair kanıtların var mı? Cevabını duyar gibiyim. Garip ve farklı olduğun için yalnızsın değil mi? Sen de bir gariplik olduğunu her zaman hissettin ya da bunu sana fazlasıyla hissettirdiler. Şimdi tüm sosyal durumlar senin için korkutucu olmaya başladı. Peki farklı olup dışlanmayanlar yok mudur? Keyifli vakit geçirdiğimiz insanlarla benzerliklerimiz olduğunu inkar etmiyorum. Ancak birini bizimle “aynı” olduğu için sevmeyiz. En azından koşulsuz sevgi bu değildir.

Şimdi soruyorum, senin yalnızlığın gerçek bir dışlanma mı yoksa doğal olamamanın bir sonucu mu? Çünkü bazen benzerliklerimiz yerine farklılıklarımıza daha fazla odaklanırız.

Özgür ve doğal olabildiğin, ilişkileri acısı ve tatlısı ile kabul edebildiğin sürece koşulsuz sevgiyi tadacağına eminim. Çünkü koşulsuz sevgi, birini hatalarına, kusurlarına, farklılıklarına rağmen sevebilmektir.

Bu makale 24 Şubat 2021 tarihinde güncellendi. 0 kez okundu.

Yazar

Uzm. Kl. Psk Fatma Nur Ar lisans öncesi öğrenimlerinin ardından, Uludağ Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nü başarıyla tamamlayarak Psikolog unvanını almıştır. Ardından Sağlık Bilimleri Üniversitesi Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans eğitimini bitirerek uzmanlık unvanını almıştır

Uzm. Kl. Psk Fatma Nur Ar, mesleki çalışmalarına Özel Aktif Hayat Tıp Merkezi'nde devam etmektedir.

Etiketler
Psikolog
Uzm. Kl. Psk. Fatma Nur Ar
Uzm. Kl. Psk. Fatma Nur Ar
Bursa - Psikoloji
Facebook Twitter Instagram Youtube