Parkinson; beyinde ‘dopamin’ adını verdiğimiz maddenin eksikliği ile ortaya çıkan, kronik nörolojik bir hastalıktır. Yaşın ilerlemesiyle beyinde dopamin salgılayan hücrelerin azalması veya hasara uğramasıyla ortaya çıkan hastalık, hareket bozukluklarına ve istem dışı hareketlere yol açmaktadır. Hastalık genellikle vücudun bir tarafında ön planda olmak üzere ellerde ve ayaklarda titreme, hareketlerde yavaşlama, yüz hatlarında donukluk, kaslarda sertlik ve küçük adımlarla öne doğru eğik olarak yürüme güçlüğü ile karşımıza çıkmaktadır.

Parkinson kronik ve ilerleyici bir hastalık özelliği taşısa bile çok da korkulacak bir hastalık değildir. Bu hastalıkta başlangıçta ilaç tedavisi ile; ilaç tedavisinin yeterli olamadığı durumlarda da cerrahi girişimler ile hastaları normale yakın yaşam standartlarına kavuşturabilmek mümkündür.

Parkinson hastalığının tanısı klinik bulgularla konulmaktadır. Özellikle yaşı ileri hastalarda vücudun bir tarafında daha ön planda olmak üzere ellere “para sayar” tarzda titreme, hareketlerde yavaşlama, kolların vücut salınımına iştirak etmemesi ve vücuda yapışık olarak yürünmesi; bakışlarda donuklaşma ve yüz mimiklerinde azalma ile birlikte “maske yüz” diye ifade edilebilen yüz hali, küçük adımlarla ve öne eğilerek yürüme bu hastalığın başlangıç safhasında olunabileceğini düşündürmeli ve hastalar bir nöroloji uzmanına başvurmalıdırlar.

Parkinson hastalığında başlangıç tedavisi ilaç tedavisidir ve Parkinson hastalarının önemli bir kısmı medikal tedaviye iyi cevap verirler. Parkinson’da hastaların yüzde 80-85’i başlangıçta tedaviye iyi cevap vermişler ise ilaç tedavisiyle uzun süre hayatını sorunsuz sürdürebilmektedirler. Bu hastalarda tedavide daha fazla doz ve daha sık ilaca rağmen hasta açılıp rahatlayamazsa, ilaç tedavisinin sağladığı iyilik saatleri giderek azalıp, hastalar günün önemli bir kısmını tutuk olarak geçirirlerse veya ilaçların yerinde duramama, çırpınma ve dans eder gibi istem dışı hareketlere yol açan yan etkileri artarsa, bir başka deyişle artık ilaç tedavisi bir yerde tıkanırsa, işte o zaman ameliyat seçeneğini düşünüyoruz ve hastalara beyin pili takılması ameliyatını uyguluyoruz.

Beyin pili ameliyatı tıp dilinde “nöromodülasyon” dediğimiz, beyin içerisine yerleştirdiğimiz ince elektrotlar ile hastalıktan sorumlu bölgelere elektrik akımı vererek hastalık bulgularını düzeltmeye çalıştığımız bir tedavi yöntemidir. Bu yöntem ile beyindeki hedef bölgelerdeki hücrelerin aktivitelerini baskılayabiliyor, ya da uyarabiliyoruz. Verdiğimiz akımı bilgisayar aracılığı ile kontrol edip programlayabildiğimiz için de tamamen geri dönüşümü olan, kontrol edilebilir ve ayarlanabilir bir tedavi yöntemi olma özelliği taşıyor.

Beyin pillerinin hastalara sağladığı katkıyı “hastalığın saatini geri almak” diye tanımlayabiliriz. Yaklaşık 10 yıllık bir Parkinson hastasını ameliyat ettiğimizde hastayı hastalığının birinci ikinci senesine geriye getirebiliyoruz. Bu değişim ayakkabısını bağlayamayan, çatalını tutamayan, gömleklerini ilikleyemeyen, sosyal hayattan kopan, işini gücünü artık yapamayan, başkalarının yardımıyla yaşantısını sürdürmek zorunda olan çoğu hastanın günlük yaşantısına geri dönebilmesi, kendi başına yaşayabilmesi; önemli bir kısmının mesleklerine geri dönüp onu tekrar icra edebilmesi anlamına gelmektedir.

Beyin pili ameliyatı hastaların titreme, yürüme güçlüğü, tutukluk, katılık, yavaşlık gibi yakınmalarının hemen hemen tamamına yarar sağlayabilmektedir. Sanılanın aksine titremesi olmayan, sadece katılığı ve hareket yavaşlaması olan hastalar da beyin pili tedavisinden yarar görmektedir. İlaç tedavisine yeterli yanıt vermeyen, şiddetli titreme nöbetleri geçiren veya şiddetli ilaç yan etkileri nedeni ile ilaçtan eskisi gibi yarar göremeyen Parkinson hastalarında beyin pili, başarılı sonuçlar vermektedir. Tedavinin sağlayabileceği yarar genelde hastaların yüksek doz ilaç tedavisinden ilaç yan etkileri olmaksızın kazanabilecekleri yarar ile paralellik göstermektedir.

Bu ameliyatları hasta uyanık iken, konuşa konuşa ve hasta ile karşılıklı yardımlaşarak yapıyoruz. Ameliyat masasında hastaların başında lokal anestezi ile iki taraflı birer küçük delik delerek buradan ilerlettiğimiz elektrotlar vasıtası ile “Mikroelektrot Kayıt ve Stimülasyon Tekniği” denilen yöntem ile beyindeki hedeflerimizi hata payı olmaksızın buluyoruz ve bu noktalara iki taraflı ince birer beyin pili elektrotu yerleştiriyoruz. Bu elektrotları da birer uzatma kablosu ile cilt altından geçirip göğüste kalp pili gibi cilt altına yerleştirdiğimiz bir pil kısmına bağlıyoruz. Tabii ki bütün sistem beyin içerisinde ve cilt altında bulunuyor ve dışarıdan bir şey görülmüyor. Hastalar ameliyat sırasında birkaç adet uyuşturucu iğnenin ağrısından başka ağrı ya da sızı duymuyor; ameliyat sırasında fıkra anlatıp şarkı söyleyebiliyorlar.

Tabii ki her ameliyatta olduğu gibi bu ameliyatlarda da az da olsa riskler mevcuttur. Ancak sonuçların son derece yüz güldürücü olmasını sağlayan Mikroelektrot Kayıt ve Stimülasyon Tekniği sayesinde bu riskler de yok denecek kadar azalıyor. Deneyimli ellerde %1 enfeksiyon riski ve %1 beyin kanaması riski olduğu söylenebilir. Gerçekleştirmiş olduğum 1300’den fazla hareket bozukluğu cerrahisi, 800’den fazla beyin pili ameliyatı sırasında böyle ciddi bir komplikasyon ile karşılaşmadım.

Beyin pili takılan hastalarda ameliyattan birkaç gün sonra beyin pilleri ayaktan poliklinik kontrolleriyle açılmakta ve yaklaşık 2-3 haftalık bir kontrole gidip gelme süreci sonucunda bu hastalara en uygun gelecek, onlar için en fazla randımanı sağlayacak pil ayarlarına ulaşılmakta. Sonrasında hastalar yıllık 3-4 ayda bir yılda 3-4 kere ayaktan kontrollere gelerek hem pil kontrollerini hem de aldıkları ilaç kontrollerini yaptırarak yaşamlarını sürdürmekteler.

Beyin pili hastaları normal yaşantılarına devam edebilmekte, her türlü sportif faaliyetleri yapabilmekteler. Tabii ki darbelerden sakınmaları lazım. Hastaların maç yapmak, topa kafa atmak veya uzak doğu sporlarından uzak durmaları gerekiyor. Ama bunun dışında beyin pili hastaları yüzüyorlar, tenis oynuyorlar, her türlü aktiviteyi yapıyorlar ve normale yakın bir yaşam sürdürebiliyorlar.

Hastalarımız bir çeşit metal implant ve elektronik alet taşıdıkları için hava alanları ve güçlü güvenlik sistemlerinde uyarı almaktalar. Beyin pili takılan hastalarımıza vücutlarında cihaz taşıdıklarını gösteren bir sertifika veriyoruz ve hastalar bu sertifikayı göstererek elektronik değil manuel güvenlik önlemlerinden geçebiliyorlar


İstanbul Beyin Cerrahi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!