Ölüm ve yaşam

Ölüm ve yaşam

Ölüm üzerine

Bu gün “ölüm” gibi sevimsiz bir konuyu neden açtığımı ve keyfinizi kaçırdığımı düşünüyorsanız acele karar vermeyin. Yazıyı okuduktan sonra sizi karamsar yapmak gibi bir niyetimin olmadığını anlayacaksınız.

Ölüm insanların konuşmaktan hatta düşünmekten kaçtıkları bir konudur. Ağır bir hasta yaklaşan ölümünü düşündüğünde çevresindekilere bu konuda bir şeyler söylemek ister, fakat onlar ne söyleyeceklerini bilemedikleri için hemen onu susturarak konuyu değiştirirler. Bu durumda hasta da düşünceleri ile yalnız başına kalır. Nedense insanlar ölümü konuşmanın artık hayattan vazgeçmek olduğunu düşünürler ve sanki hiç ölüm yokmuş gibi yaşamlarını sürdürürler. Sorsalar herkes bir gün öleceğini bildiğini söyler. Bu bilgidir. Ancak hiçbir zaman bir gün ölecekmiş gibi yaşamazlar.

Salgın süreci insanları her gün ölümle yüzleştirdi. Salgının ilk günlerinde insanlar ölümü çok yakın hissettikleri için büyük bir korkuya kapıldılar. Sevdiklerini kaybedenler bunu daha derinden hissetti.

Evet ölüm bir gerçeklik ve herkes bir gün ölecek.

Peki bu gerçekliği görmek ve kabul etmek insanda nasıl bir değişikliğe yol açabilir?

İnsanlar bu gerçekliği görmeden önce hayatlarını cömertçe harcarlar. Oysa her insanın idealleri, yapmak istedikleri, görmek istedikleri vardır. Tıpkı akan bir nehre düşen yaprak gibi hayatın akışı içinde bu görev ve isteklerimizi unuturuz, hatta bunları yerine getirmek zor geldiği için çoğu kez unutmak için bir şeylerle hayatımızı doldurarak bunları fark etmemeye çalışırız. İşte ölüm kapıya geldiğinde bizi esas korkutan şey bu yapmadıklarımız, görmediklerimizdir.

Oysa insanın yaşadığı her an sonsuz fırsatlarla doludur ve her an koşulsuz olarak anlamlıdır. Her anın anlamını görmek ve anın fırsatlarını değerlendirmek ise insanın kendi kararıdır. Yani insan yaşamını değerlendirme konusunda sonsuz bir özgürlüğe sahiptir. Salgın nedeniyle sokağa çıkma kısıtlamalarının olması, insanın cebinde parasının olmaması, yerine getirmek zorunda olduğu görevlerinin olması özgürlüğüne engel değildir. O anda ne yapacağına insanın kendisi karar verir. İşe gider çünkü ya işini seviyordur, ya bu paraya ihtiyacı vardır, ya da bu iş o insanı geliştirecek daha sonra yapacakları için hazırlık oluşturacaktır. Yürüyüşe çıkar çünkü yürümek ya kasları ve kemikleri için gereklidir, ya yürüyüşte bir arkadaşını görmeyi istiyordur, ya da açık havada yürümek rahatlamasını sağlıyordu. İnsan seçimlerini yaparken onun için anlamlı olan seçimleri yapma eğilimindedir.

Emekli bir insan tanıyorum, istese bütün zamanını dinlenerek ve ona hoş gelecek etkinliklerde bulunarak geçirebilir. Fakat o çevresinde bulunan hasta insanlara yardım ederek, onlara hastanede refakat ederek zamanını geçiriyor. Bir hastası iyileşince başka bir hasta insan buluyor ve ona yardım ediyor. Bu insan insanlara yardım ederek hayatının anlamlı olduğunu görmüş ve böylece anlamlı bir hayat yaşamaktadır.

İnsanın yaşadığı hayat anlamlı ise, ya da hayatın anlamını görüyorsa o insan için bir gün ölecek olmasının bir önemi yoktur. O huzur içinde ölebilir.

Şimdi ölüm gerçekliğine dönecek olursak, evet bir gün öleceğiz, o halde bu günü anlamlı olarak ve anlamı fark ederek yaşayalım. Hiçbir kısıtlama insanın anlamlı bir hayat yaşamasına engel değildir. Hatta kısıtlamalar sırasında anlamı görme becerisi daha da önem kazanır. Eğer bir toplama kampında yaşarken bile insan anlam görebiliyorsa, birkaç gün sokağa çıkma yasağında görülecek pek çok anlam vardır. İnsan anlamı gördüğünde ise yaşadığı her an değerlenir, büyür ve o zaman insan ölüme meydan okuyabilir.

Öleceğiz o halde bu anın anlamını gerçekleştirelim. Hayat coşku ile yaşamaya değer.

Hepinize kendi anlamınızı görebileceğiniz bir gün, uzun bir yaşam dileklerimle sevgi ve saygılarımı sunarım.

Bu makale 2 Mart 2021 tarihinde güncellendi. 0 kez okundu.

Yazar

Psk. Beria BİLGE ŞENER, 1954 yılında doğmuştur. 1975 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyet Fakültesi Psikoloji bölümü'nü bitirmiştir. Çalışma hayatına psikoloji ve felsefe öğretmeni olarak başlamış ve 1985 yılında resim çalışmalarına başladı. 1995 yılında ne resimden ne de psikoloji biliminden kopamayacağını anlayıp bir resim atölyesi kurarak çocuklara resimle yaratıcılık eğitimi vermeye ve yetişkinlere sanat terapisi uygulamaya başlamış, aynı zamanda Bursa'da diğer psikologlarla birlikte Türk Psikologlar Derneğinin Bursa şubesini kurdular ve şube başkanı olarak 6 yıl görev yapmıştır. Öğretmenliği süresi içinde Milli Eğitim Bakanlığının görevlendirmesi ile Psikoloji ders kitabının yazılmasında komisyon başkanlığı ve yazarlığı yapmış, bu arada öğretmenlikten ayrıldıktan sonra çeşitli kurumlarda psikolog olarak görev yapmıştır. 2 ...

Etiketler
Mutluluk
Psk. Beria Bilge Şener
Psk. Beria Bilge Şener
Bursa - Psikoloji
Facebook Twitter Instagram Youtube