Doktorsitesi.com

Öfke kontrol bozukluğu

Prof. Dr. Aytül Çorapçıoğlu Özdemir
Prof. Dr. Aytül Çorapçıoğlu Özdemir
2 Kasım 2018282 görüntülenme
Randevu Al
Öfke kontrol bozukluğu
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Öfke Kontrol Bozukluğu Nedir?

Öfke kontrol bozukluğu, bireyin agresif dürtülerini dizginleyememesi sonucunda ortaya çıkan, ciddi saldırganlık eylemleri veya mala zarar verme ile karakterize bir bozukluktur. Bu durumda sergilenen agresif davranışın şiddeti, tetikleyici olan stres etkeni ile tamamen orantısızdır. Hastalar bu atakları genellikle "nöbet" veya "tutulma" olarak tanımlar; bu bulgular dakikalar veya saatler içinde gelişip kendiliğinden yatışır.

Genellikle her öfke epizodunu, kişinin kendisine yönelik bir pişmanlık ve kızgınlık hissi takip eder. Önemli bir kriter olarak, hastalık dönemleri dışında kişide genel bir dürtüsellik veya agresyon belirtisi gözlemlenmez. Tanı konulabilmesi için bu kontrol kaybının; şizofreni, antisosyal kişilik bozukluğu, sınırda (borderline) kişilik bozukluğu, DEHB veya madde kullanımı gibi diğer faktörlere bağlı olmaması şarttır.

Epileptoid Kişilik ve Nörolojik Bulgular

Organik bir patolojiden şüphelenilen ve tipik olmayan öfke patlamaları gösteren durumları tanımlamak için "epileptoid kişilik" terimi kullanılır. Bu bozukluğa sahip bireylerde, epileptik durumlara benzer şekilde şu özellikler görülebilir:

  • Aura yaşantısı ve duyumsal değişiklikler,
  • Nöbet sonrası amnezi (bellek kaybı),
  • Işığa veya sese karşı aşırı duyarlılık,
  • Hiperaktivasyon ve silik nörolojik bulgular.

Yaygınlık ve Genetik Faktörler

Öfke kontrol bozukluğu, toplumda bildirilenden çok daha yaygın bir durumdur ve erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülür. İstatistiksel olarak, bu bozukluğa sahip erkeklerin yasaları çiğneme eğilimi nedeniyle ıslah kuruluşlarında, kadınların ise psikiyatri servislerinde daha yoğun bulunduğu gözlemlenmiştir. Yapılan çalışmalar, üniversite psikiyatri servislerine başvuran hastaların yaklaşık %2'sinin bu tanıyı aldığını ve bu grubun %80'inin erkek olduğunu göstermektedir.

Genetik yatkınlık da önemli bir etkendir. Birinci derece akrabalar arasında bu bozukluğun görülme oranı, genel topluma göre daha yüksektir. Ancak basit genetik geçişin yanı sıra çevresel etkenler de hastalığın gelişiminde rol oynar.

Etyoloji: Öfke Kontrol Bozukluğunun Nedenleri

Araştırmalar, epizodik şiddet gösteren bireylerin limbik sistem başta olmak üzere bazı beyin bölgelerinde fizyolojik bozukluklar olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, çocukluk dönemindeki travmatik yaşantılar en kritik belirleyiciler arasındadır.

Fizyolojik ve Çevresel Kolaylaştırıcılar

Çocukluk çağında görülen predispozan (kolaylaştırıcı) etkenler şunlardır:

  • Perinatal travma ve infantil nöbetler,
  • Kafa travması ve ansefalit,
  • Minimal beyin disfonksiyonu ve hiperaktivite.

Bu kişilerin çocukluk çevrelerinde sıklıkla alkol bağımlısı, şiddet uygulayan veya yaşamı tehdit eden figürlerin bulunduğu görülmektedir. Psikogenetik açıdan ise saldırgan ebeveyn ile özdeşim kurma veya şiddetin sembolleştirilmesi önemli bir yer tutar.

Serotonin ve Biyokimyasal Süreçler

Davranışın engellenmesinde serotonerjik nöronlar kilit rol oynar. Serotonin aktivitesindeki azalma, davranışın durdurulmasını sağlayan mekanizmaları zayıflatır. Beyin omurilik sıvısındaki (BOS) düşük 5-HİAA düzeyleri, dürtüsel agresyon ile doğrudan korelasyon göstermektedir.

Klinik Özellikler ve Tanı Süreci

Tanı koyulabilmesi için tek bir olay yeterli değildir; belirgin kontrol kaybının yaşandığı birkaç epizodun varlığı şarttır. Hastaların geçmişinde genellikle güvenilmez ilişkiler, evlilik sorunları, tekrarlayan iş kayıpları ve kanun dışı davranışlar mevcuttur.

Klinik tabloda öne çıkan diğer unsurlar şunlardır:

  • Agresyon sonrası yüksek düzeyde anksiyete, suçluluk ve depresyon,
  • Sağ-sol karışıklığı veya algı bozukluğu gibi silik nörolojik belirtiler,
  • Genellikle normal çıkan EEG ve psikolojik test sonuçları.

Ayırıcı Tanı

Öfke kontrol bozukluğu tanısı konulurken diğer psikiyatrik ve tıbbi durumların dışlanması hayati önem taşır. Aşağıdaki tablo, ayırıcı tanıda dikkat edilen temel farkları göstermektedir:

DurumAgresyonun Niteliği
Kişilik BozukluklarıAgresiflik süreklidir, epizodlar arasında da devam eder.
ŞizofreniŞiddet, sanrı veya varsanılara bağlı gelişir; gerçeklik algısı bozuktur.
Davranım BozukluğuAgresyon dirençli ve süreklidir; epizodik değildir.
Tıbbi DurumlarEpilepsi, beyin tümörleri veya endokrin hastalıklar kaynaklı olabilir.

Gidişat ve Prognoz

Genellikle yaşamın ikinci ve üçüncü on yılında başlayan bu bozukluk, epizodik ve kronik bir seyir izler. Çoğu vakada şiddet eğilimi orta yaşın başlangıcında azalma gösterse de, organik yetersizliklerin artması durumunda atakların sıklığı ve şiddeti yeniden yükselebilir. Beklenmedik patlamalar, hastanın sosyal izolasyon yaşamasına ve ilişkilerinin bozulmasına neden olur.

Tedavi Yöntemleri

En başarılı sonuçlar, farmakolojik tedavi ile psikoterapötik yöntemlerin kombine edilmesiyle alınır.

Psikoterapi ve Destekleyici Yaklaşımlar

Hastaların sınır koyma ve karşı-aktarım sorunları nedeniyle bireysel psikoterapileri güç olabilir. Ancak grup tedavisi oldukça yararlıdır. Ergenlik dönemindeki hastalar için aile terapisi önerilir. Tedavinin en etkin destekçisi, hekim ile hasta arasındaki sürekli ve güvene dayalı etkileşimdir.

Farmakolojik Tedavi

Tedavide kullanılan başlıca ilaç grupları şunlardır:

  1. Antikonvülzanlar: Özellikle karbamazepin epizodik patlamalarda etkilidir.
  2. Beta Blokerler: Organik nedenli öfkeyi engellemede kullanılır.
  3. Lityum: Agresyonu azaltıcı etkisiyle bilinir.
  4. Antidepresanlar: Dürtüselliği ve agresyonu azaltmak amacıyla tercih edilebilir.

Not: Benzodiazepinlerin bazı vakalarda paradoksal olarak öfke patlamalarını artırabileceği unutulmamalıdır.

Etiketler

Öfke kontroluÖfke kontrolsüzlüğüÖfke kontrolünde terapi

Yazar Hakkında

Prof. Dr. Aytül Çorapçıoğlu Özdemir

Prof. Dr. Aytül Çorapçıoğlu Özdemir

Prof. Dr. Aytül ÇORAPÇIOĞLU ÖZDEMİR, lisans öncesi öğrenimlerinin ardından Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde başladığı tıp eğitimini 1990 yılında başarıyla tamamlayarak Tıp Doktoru unvanı almıştır. 1996 yılında ise, İhtisasını tamamlayarak Psikiyatri Uzmanı olmuştur.

1996-1998 yılları arasında psikiyatri uzmanı olarak Kocaeli Üniversitesi Mediko Sosyal Birimi’nde çalışmış, 1998 yılında Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’na ''Yardımcı Doçent Doktor'' olarak atanmıştır. Aynı yıl Psikiyatri Doçenti, 2004 yılında da Psikiyatri Profesörü de olmuştur.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.