Obezite ve kanser ilişkisi (neler yapabiliriz ? )

Obezite ve kanser ilişkisi (neler yapabiliriz ? )

OBEZİTE VE KANSER
Obezite; vücutta aşırı yağ artmasıyla yani kilo alımıyla ortaya çıkan , çevresel etmenlerle tetiklenen genetik zeminli kronik bir hastalıktır.
Body Mass Index, yani beden kitle indeksi (Kg/m2) erişkinlerdeki fazla kilo ve obetize sınıflandırmasında kullanılan basit bir endekstir.

BKI (Beden Kütle İndeksi) ne demek ?
25-29,9 Hafif Kilolu 
30-34,9 1.Derece Obezite 
35-39,9 2.Derece Obezite 
Çağımızda iyice yaygınlaşan ‘’artan BKI’’ bulaşıcı olmayan hastalıklar için önemli bir risk faktörüdür. ABD’de yapılan çalışmalarda kanserden kaynaklı ölümlerin erkeklerde %14, kadınlarda ise %20’sinin obezite ile ilgili olduğu gösterilmiştir. 
Obezite ile erkeklerde; kolon,rektum,pankreas,mide,böbrek,safra kesesi,prostat kanseri riski,
Kadınlarda ise mide,kolon,böbrek,safra kesesi,meme,rahim,over ve serviks kanserleri riski artmaktadır.
BKI değeri yüksek olan kadın ve erkek bireylerde yüksek insülin ve insüline bağlı büyüme faktörleri tümör gelişimini arttırabilmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 1,1 milyar insan aşırı kilolu veya obezdir.Kanser oluşumunda da ‘’Dengesiz beslenme’’önemli bir etmen olarak sayılabilir.
Obezite ise dengesiz beslenmenin sebebi ve sonucu olabilmektedir.Bazı besinler bir yandan kanser yapıcı bir yandan da kanser önleyici maddeleri içerirler.Günümüzde ise besinlere uygulanan bazı işlemler (pişirme ve saklama türü) zararlı maddelerin oluşumunu arttırabilir.Beslenme ve sağlık ilişkisi önemini sürdürmeye devam edecektir çünkü sağlıklı ve dengeli beslenme bireyleri sadece kansere karşı değil pek çok hastalığa karşı korumaktadır. Obezitede artan vücut yağı ile birlikte endokrin ve metabolik değişiklikler olmakta ve bu değişiklikler çok sayıda kronik hastalıklarla ilişkili olabilmektedir. Bazı kanser türlerini de bu hastalıklardan sayabilmekteyiz.
Obezite, kanser riskini vücutta meydana gelen hormonal ve metabolik değişiklikler sonucu kanser oluşumuna neden olan faktörlerin artması ile tetikleyebilmektedir.Obez bireylerde fazla olan yağ hücereleri tarafından kana çeşitli hormonlar ve bazı büyüme faktörleri salınmaktadır.Bu hormonlar ve büyüme faktörlerinin çok fazla miktarda ve sürekli olmaları, hücreleri daha fazla büyümeleri ve bölünmeleri yönünde uyarabilmektedir.Bu uyarı sonucunda da kanserli hücre oluşumu tetiklenmektedir.
Yapılan çalışmalar 2020 yılında dünya çapında kanser türlerinin obezite kaynaklı olanlarının %50’lere ulaşabileceğini tahmin etmektedir
Hareketsiz yaşam, diyetle yağ alımının gereğinden çok yüksek olması obeziteye neden olan etmenler arasında yer almaktadır. Besinleri uygunsuz pişirme yöntemi ile pişirip karsinojenik besin ögelerine maruz kalma kanserin tetiklenmesine sebep olabilmektedir.

Obezite ve Meme Kanseri İlişkisi
Meme kanseri özellikle abdominal obezite ile ilişkili olabilmektedir. Abdominal (karın) ve kalça bölgesindeki yağ dokusu arttıkça kanser oluşumu riski de artmaktadır. Karın yağları da menapoz döneminde artmaktadır.Menapoz döneminde olan kadınların kansere yakalanma olasılığı az olmakla beraber menapoz sonrasında şişman kadınlarda ise bu risk yüksektir.Bir diğer sıkıntı yaratabilecek durum ise obez kadınlarda tümörün daha geç farkedilebilir olmasıdır.

Obezite ve Uterus (Rahim) Kanseri İlişkisi
Şişmanlarda yüksek olan östrojen ve insülin düzeyinin obezite ve endometriyum kanseri ile ilişkili olabileceği söylenmektedir.
Adipoz dokuda yani yağ dokusunda stroma hücrelerinde östrojen üretiminin artması bu kanser riskini obez kadınlarda arttırabilmektedir.

Obezite ve Kolon Kanseri İlişkisi
Şişman bireylerde kolon kanseri daha sık görülmektedir.BKI değeri 40 ve üstü olan bireylerde kolon kanseri riskinin %50 arttığı bildirilmiştir.BKI değerinin yanı sıra bel/kalça oranı veya bel çevresi ölçümü de kolon kanseri ile pozitif ilişki göstermektedir.Bu ilişkideki en önemli nokta obezlerdeki yüksek insülin ve insüline bağlı büyüme faktörlerinin tümör gelişimini arttırabileceği ihtimali ile ilgilidir.

Obezite ve Prostat Kanseri
Erkeklerde abdominal obezite ve bel/kalça oranı artışı prostat kanseri için bir risk oluşturabilmektedir.Özellikle de metastaza bağlı tümörlerde obezite daha da riskli olmaktadır.
Leptin hormonunun yüksekliği insülin ve IGF-1 (insülin büyüme faktörü -1) ‘in yüksek olması hastalık riskini arttırmaktadır.


Obezite ve GIS (Gastro intestinal sistem) Kanserleri İlişkisi
BKI artışı ile belirlenen obezite derecesinin artışı yemek borusu kanseri oluşumunu arttıran bir etmendir.Çünkü obezite reflüyü tetikleyebilmektedir. 
Hayvansal-doymuş-yağların fazla alımı ,etin fazla etüketimi ve posadan fakir beslenmenin kalın bağırsak kanserine yakalanma olasılığını arttırdığını söyleyebiliriz.
Fazla yağ alınması ise safra salgısını ve dolayısıyla kanserojen olan safra asitlerinin artmasına sebep olmaktadır. 
Özellikle etleri kömür ateşinde pişirmek veya kızartmak sonucunda ortaya kanserojen maddeler çıkar.Bazı katkı maddeleri doğal yoldan az miktarda alındıklarında vücudun koruma mekanizmaları ile zararsız hale getirilirler.Ama sucuk,sosis,tuzlanmış balık ve tütsülenmiş ete bu ürünler (sodyum nitrat,sodyum nitrit) koruyucu olarak koyulduklarında kanser oluşturma riski taşırlar.

OBEZİTE VE KANSERDEN KORUNMADA BESLENME ÖNERİLERİ (NE YAPABİLİRİZ?)
1.
Besinlerden aldığımız enerji ile harcadığımız enerjiyi dengelemeliyiz. Fiziksel aktivitemizi arttırarak da harcadığımız enerjiyi arttırabiliriz.
Bu şekilde de vücut ağırlığımızın normal BKI sınırları (20-24,9) arasında olmasını hedeflemeliyiz.

2.Beslenmemizde karbonhidratların kompleks türüne ,yani kurubaklagiller,tam tahıllı ürünler ve sebzeye daha çok yer vermeliyiz.

3.Protein alımımızın günlük enerji dengesinde,alınan toplam enerjinin %15-20’si arasında tutmalıyız

4.Günlük yağ tüketimimiz toplam aldığımız enerjinin %30’unu geçmemelidir.Bu %30’luk kısmın ise ancak %7’den daha azı doymuş yağdan az olmalıdır.Diğer kısımda ise kansere karşı koruyuculu aşikar olan zeytinyağı ve balık yağını yani omega-3’ü yeterli tüketmeye özen göstermeliyiz.

5.Bağırsaklarımızın düzenli çalışıp zararlı maddelerin bağırsak yüzeyine temasını en az sürede tutabilmek adına günlük aldığımız posa miktarına dikkat etmeliyiz.
En etkin posa (lif) kaynağı ; tam tahıl ürünleri,bakliyatlar,sebze ve meyvelerdir.

6.Antioksidan etki gösterebilmesi açısından beslenmesinde A,C,E vitaminlerinden zengin beslenmeye özen göstermeliyiz.

7.Süt ve süt ürünleri iyi bir protein,kalsiyum ve B2 vitamini kanyağı olmakla beraber kalsiyum safra asitlerini azaltıcı özellik taşır.Bu yüzden beslenmemizde süt ve süt ürünlerini de ihmal etmemek doğru bir tercih elacaktır.


8.Besin alımı hem enerji dengesinde hem de kanserojen ögelerin oluşumunun önlenmesinde nasıl önemli rol oynuyorsa, besinlerin pişirme yöntemi de bir o kadar önem taşır.Çünkü sağlıklı bir besin yanlış bir pişirme yöntemi ile çok rahat sağlıksız bir besine dönüşebilir.Bu nedenle kömür ateşinde pişirme,kızartma,kavurma gibi sağlıksız yöntemler yerine buğulama,haşlama,ızgara veya fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir.

9.Her türlü tahıl,fındık,fıstık,ceviz,peynir,salça,turşu depolanırken nem etkisi ile aflatoksin üretebilir.Aflatoksin ise karaciğer kanserine neden olabilmektedir.Bu yüzden depolanan ürünleri kullanırken kontrol etmek bizim için büyük bir fayda sağlayacaktır.

10.Günlük alınan tuz miktarı 5 gramı geçmemelidir.Çünkü zaten aldığımız besinlerle günlük sodyum ihtiyacımızı karşılayabilmekteyiz.

Sofrada tuz kullanma alışkanlığını minimuma indirip,salamura,turşu gibi besinleri sık olarak ve yüksek miktarlarda tüketmekten kaçınmalıyız.

11.Alkol ve sigara alışkanlığı olan kişilerde yemek borusu,gırtlak ve ağız kanseri daha sık görülmektedir. Bu sebeple böyle bir alışkanlık söz konusu ise en kısa sürede bu alışkanlıktan vazgeçmeliyiz.

Bu makale 7 Mart 2019 tarihinde güncellendi. 0 kez okundu.

Yazar

Dyt. Zeynep Işıl KÜÇÜKGÖNCÜ, 1987 yılında Tarsus - Mersin'de doğmuştur. Lisans eğitimini 2010 yılında Başkent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nde tamamlamış ve Diyetisyen unvanı almıştır. Üniversite eğitimi boyunca pek çok kurumda staj yapmış olan Dyt. Zeynep Işıl KÜÇÜKGÖNCÜ, henüz öğrenciyken mesleki deneyim edinmeye başlamıştır. 2009 yılı Eylül-Kasım aylarında Kadıköy Acıbadem Hastanesi'nde Klinik - Poliklinik stajını, 2009 yılı Kasım-Aralık aylarında Ankara Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde kurum beslenmesi stajını, 2010 yılında Ankara Yıldırım Bayezit Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde Klinik ve Poliklinik stajını ve 2010 yılında ise Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Klinik ve Poliklinik stajlarını tamamlamıştır. Mezuniyetinin hemen ardından 2010-2015 yılları arasında Kızılay Altıntepe Tı ...

Etiketler
Sigara bağımlılıgı
Dyt. Zeynep Işıl Küçükgöncü
Dyt. Zeynep Işıl Küçükgöncü
İstanbul - Diyetisyen
Facebook Twitter Instagram Youtube