Depresyon ve Obezite Depresyon da obezite de dünya çapında sıklıkla karşılaşılan birer sağlık problemleridir. Son yıllarda yapılan çalışmalar obezite ve depresyon arasında bir ilişki olduğunu belirtmekte ancak tam bir neden-sonuç ilişkisi saptayamamaktadır. Birazcık yumurta-tavuk fenomeni hatırlatan bu konuda yapılan çalışmalar, bu ilişkinin çift taraflı olduğunu öne sürmekte ve bu ilişkiye birçok faktörün etki edebileceğini belirtmektedir. Obezler arasında psikolojik yapı itibariyle birçok değişiklik bulunmaktadır.

Yeme alışkanlığının mutlaka psikolojik bir soruna işaret ettiği söylenemez. Ancak obezite gelişmesi ile birlikte bireylerde psikososyal bozuklukların arttığı bilinmektedir. Obezlerde en sık görülen sorunlar aşağılık duygusu, kendine güvende azalma, çekingenlik, sosyal yaşamdan izolasyon, işsizlik, evlilikle ilgili problemler, sıkıntı ve depresyondur. Bunlarla birlikte artan motivasyon kaybı fiziksel aktivitede azalmaya ve sonuç olarak obezite probleminde büyümeye yol açmakta, bir kısır döngü yaratmaktadır. Toplumsal ortamlarda iş, evlilik ya da sosyal ilişkiler açısından obezlerin maruz kaldıkları ayrımcılık, onların özsaygısının azalmasına ve böylelikle depresyona daha açık hale gelmelerine sebep olmaktadır. Çalışma hayatları gözden geçirildiğinde, güvenlik güçleri, itfaiye birimleri ve havayollarının obez bireyleri işe almadığı veya işten çıkardıkları bilinmektedir. Erişkinlerde önce obezite arkasından depresyon gelişirken, çocuklarda ise önce depresyon ardından obezite geliştiği görülmektedir. Bunlara ek olarak depresyonun yeme alışkanlıklarını ve aktivite düzeyini etkilediği kesinlik kazanmıştır. Obezite ve depresyon arasındaki ilişkinin leptin hormonundan da etkilendiği belirtilmektedir. Vücutta tokluk hissi sağlayan leptinin antidepresan benzeri bir etkisinin de bulunduğu, düşük düzeydeki leptinin ise depresif davranışlarla ilişkili olabileceği belirtilmiştir. Vücut kitle indeksi yerine birey tarafından algılanan vücut ağırlıkları da depresyonun önemli sebeblerinden biri olarak saptanmıştır. Obezite ve depresyon arasındaki ilişkinin tek bir nedeni olmadığı, çok faktörlü bir yapıya sahip olduğu söylenebilir.

Literatürde uzunlamasına yapılan çalışmalar incelendiğinde obezitenin depresyon riskini arttırdığı; aynı zamanda depresyonun obezite gelişimi için etkilli bir faktör olduğı bulunmuştur. Niceliksel olarak ele alındığında obez bireylerin zaman içerisinde depresyon geliştirmesinin riskinin %55 oranında arttığı; depresif bireylerin obez olma riskinin ise %58 oranında arttığı raporlanmıştır. Obezitenin depresyon için risk faktörü olduğunu bulgulayan çalışmalara göre, beden algısı depresyonu etkileyen faktörlerden birisidir. Kendisini fazla kilolu olarak algılayan kadınlarda intihar düşünceleri ve davranışları anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Atipik depresyon olarak nitelendirdiğimiz depresyon tipinde en bilinen belirtiler iştah ve uykuda artış olmasıdır. İştahın artması sonucu yemek yemedeki artışla birlikte kiloda da artma olması muhtemeldir. Amerika’da yapılan bir çalışmaya göre atipik depresyonda olan bireylerde obezite görülme oranı, klasik depresyonda olan ya da depresyonda olmayan bireylere kıyasla anlamlı olarak daha yüksek çıkmıştır.

Depresyon ve obezite arasında ilişki bulgulamayan çalışmalar da mevcuttur. Tayvan’da yapılan bir çalışmada batı ülkelerinin çoğunda elde edilen sonuçların aksine obezite ve depresyon arasında negatif bir ilişki bulunmuştur. Çalışmaya göre zayıf olan yetişkin erkeklerin, diğer ağırlık kategorilerine kıyasla depresif olma ihtimallerinin daha yüksek olduğu; fazla kilolu ve obez kadınların ise daha az depresif olduğu belirlenmiştir. Bu farklı bulguların, Batı ve Asya ülkeleri arasındaki kültürel farklılıklardan kaynaklandığı düşünülebilir. Obezite ve fazla kiloluluk birer estetik problemi ya da fiziksel kusur olarak da ele alınmaktadır. Bu da depresyon gelişimi açısından bir yatkınlaştırıcı factor olarak düşünülebilir. Sonuç olarak Depresyon ve Obezite arasında yoğun bir ilişki mevcuttur. Bu ilişki sadece neden sonuç ilişkisi değil karmaşık metabolik, psikolojik ve nörobiyolojik dinamiklere bağlıdır.


İstanbul Psikiyatri uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!