Meme kanseri önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Epidemiyolojik olarak 70 yaşına kadar olan kadın nüfusunun %10’u meme kanserine yakalanmaktadır. Erken tanının sağ kalım üzerindeki etkisi tartışmasızdır. Bu nedenle koruyucu hekimlik yönünden bakıldığında, kendi kendini muayene eğitiminin üzerinde özellikle durulmaktadır.

Meme ile ilgili klinik belirtiler nedeniyle hekime başvurular önemli sayıdadır. “Human maintenance organisation” (HMO) verilerine göre meme ile ilgili yakınmalar nedeniyle hekime başvurular son 10 yılda %16 oranına ulaşmıştır.

Meme kanserinden korunma cerrahi ve cerrahi dışı yöntemler olarak ikiye ayrılarak incelenebilir. Cerrahi olmayan yöntemler daha çok meme kanseri için risk kabul edilen ve değiştirilebilir etmenlerin ortadan kaldırılmasına ya da azaltılmasına yöneliktir. Örneğin günümüzde gittikçe daha önemli bir sağlık sorunu haline gelen obezite ve bununla beraber başta kolesterol olmak üzere kan lipit düzeyindeki yükseklikler meme kanseri için bir risk oluşturmaktadır.

Yaşam tarzında yapılacak değişiklikler ile ki bunların başında düzenli ekzersiz ve beslenme şekline dikkat edilmesi gelir obezite riskini ve dolayısıyla meme kanseri riskini azaltır. Ayrıca obezite ile çoğu kez kol kola giden diabetin bugün meme kanseri için risk olduğu bilinmektedir.

Beslenmede özellikle E vitaminin meme kanserinden koruyucu etkiye sahip olduğu ileri sürülmektedir. Beta karoten bu konuda tartışmalı konumunu sürdürmektedir. B6 ve B12 vitamini ile folik asidin koruyucu etkisi ile ilgili çalışmalar sürmektedir.

Alkolün meme kanseri için risk oluşturduğu artık bilinmektedir. Bununla beraber sigara kullanımı belirsizliğini korusa da süt kanalları ve etraf doku ile ilgili bazı bozukluklara neden olduğu gösterilmiştir.

Doğum kontrol haplarının zorunlu haller dışında kesintisiz 5 yıl ve üzeri kullanılmasının ilacın bırakılmasından yıllar sonra bile meme kanserine neden olabileceğini işaret eden araştırmaların sayısı artmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde erken yaşta adet görme ve gecikmiş menopozun bir risk olduğu akılda tutulmalı kız çocuklarında büyüme takibi dikkatli yapılmalıdır. 40 yaş sonrası jinekolojik kontroller aksatılmamalıdır.

Meme biyopsileri tüm cerrahi patoloji örneklemeleri içinde %5 oranında bulunmaktadır. Her ne kadar başvuran hastalardaki bir çok klinik belirti çoğunlukla iyi huylu meme hastalıkları ile ilişkili olsa da meme polikliniklerine başvuruların %4’ ü kanser tanısı almaktadır. Görüntüleme yöntemlerinde sağlanan gelişmelere karşın yapılan cerrahi girişimlerin %26’sı kanser varlığını göstermek amaçlı olmaktadır.

Cerrahi olarak “profilaktik mastektomi ve silikon=iki taraflı koruyucu mastektomi” uygulanması ancak BRCA1 ve BRCA2 taşıyıcılığının gösterildiği hastalarda önerilebilir. Bu ise bir genetik danışma sonrasında yapılacak testler ile ortaya konabilir. Bunun dışında her hangi bir biyopsi sonrasında saptanan riskli patolojik bulgular olmadıkça kadın yaşamını etkileyecek bir ameliyat olması nedeniyle kararın çok dikkatli verilmesi gerekir.


Ankara Genel Cerrahi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!